Kitle İmha Silahları Raporu

Nükleer savaş tehlikesinin ne olduğunu biteli henüz 10 yılı biraz geçen Soğuk Savaş döneminden çok iyi biliyoruz. İki süper güç arasındaki “nükleer denge” dünyayı bir nükleer felaketten koruyan formül olarak değerlendiriliyordu. Oysa kitlesel ölümlerle sonuçlanacak küresel çaptaki felaketlerden dünyayı korumanın hiç de o kadar basit formüllere bağlı olmadığı artık iyice anlaşıldı. Çünkü artık üretimi de, depolanması da oldukça yüksek maliyetli ve ileri teknoloji gerektiren nükleer silahlar dünya için tek tehlike değil. Milyonlarca insanın ölümüne neden olacak “yeni silahlar” için 10 bin dolarlık bir maliyet yeterli olabiliyor.

Bilim ve teknolojideki başdöndürücü gelişmelerin ürünü olan kitle imha silahları karşısında insanlığın, daha doğru bir deyişle dünyadaki yaşamın nasıl bir tehdit altında olduğunu anlamak için önce tanımlardan başlayalım.

Kitle imha silahları (KİS), konvansiyonel silahlara göre çok daha fazla tahribat yapabilen ve çok daha fazla sayıda insan ve diğer türden canlının ölümüne yol açan nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların ortak tanımı oluyor. Bunları taşıma kabiliyeti olan füzeler ve radyolojik silahlar da kitle imha silahları kapsamı içinde değerlendiriliyor.

Bir stratejik bombardıman uçağı ile atılan kitle imha silahının tahrip gücünün ne olacağını saptamaya çalışan BM raporlarına göre; bir megatonluk bir nükleer bomba 300 km2’lik bir alanda yaşayanların yüzde 90’ını öldürebilir. 15 tonluk bir kimyasal silah 60 km2’lik bir alandaki halkın yüzde 50’sini öldürme kapasitesine sahip. 10 tonluk bir biyolojik silah ise 100 bin km2 alanda yaşayanların yüzde 75’ini ölümüne ya da yüzde 50’sinin ağır biçimde hastalanmasına neden olabilir.

Atomun çekirdeği

Atom çekirdeğinin fisyon, füzyon veya her ikisinin karışımıyla oluşan bir kimyasal reaksiyon sonunda enerji açığa çıkartması ile meydana gelen infilakı yaratan her türlü silaha nükleer silah adı veriliyor. Nükleer maddelerin silaha dönüştürülmeleri, özellikle füze harp başlıkları ile entegrasyonu, ileri teknoloji ve yüksek maliyet gerektiriyor. Başlığa yerleştirme sürecinde kaza olma olasılığı da oldukça yüksek. Bu da yüksek teknoloji dolayısıyla maliyeti daha da artırıyor. Bu nedenle gelişmiş Batı ülkeleri dışında çok az sayıda ülkenin elinde bu tür silahlar var.

Nükleer silahların etkisi konvansiyonel bir patlayıcı madde olan TNT’yle ölçülüyor. Örneğin 1945’te Japonya’ya atılan her bir atom bombası kabaca 20 bin tonluk TNT’ye eşit ölçüde enerji açığa çıkartmıştır. Günümüzde megatonluk enerji açığa çıkartan nükleer silahların yapılabilir olduğu bilimadamları tarafından kabul ediliyor.

Yoksulların nükleeri

Nükleer silahların çok pahalı olması özellikle 80’li yıllardan bu yana dikkatleri çok daha ucuz olan biyolojik ve kimyasal silahlara çevirdi. Yöneldiği hedefte bıraktığı etkiler açısından, hastalığa neden olan mikroorganizmaların ve virüslerin enfekte etkisine sahip, nükleik asitler gibi kendilerini kopyalayarak çoğalabilen biyolojik yapıların, bulaşıcılık ve hastalık yapma yeteneklerine bağlı olan silahlara biyolojik silah deniyor. Uluslararası kuruluşların belirlemelerine göre 15’i bakteri, 24’ü virüs, 2’si mantar ve 2’si de parazit olmak üzere 43 mikroorganizma biyolojik silah haline getirilebiliyor.

Bu tür silahlar yalnız insanlarda değil, evcil hayvanlar ve bitkilerde de ölüm ve hastalık meydana getiriyor. Biyolojik silah kategorisinde adından en çok söz edilen maddeler arasında hıyarcıklı veba, tularemi, beyin iltihabı, ebola, şarbon ve çiçek hastalığı virüsü yer alıyor.

Bir biyolojik silah kolay üretilebildiği için “yoksulların nükleer bombası” olarak tanımlanıyor. Hastalık etkeni üreten bir biyoloji laboratuvarı, 10 bin dolar maliyetle 4.5 metreye 4.5 metre boyutlarında küçük bir odada faaliyete geçebilir. Bu küçük odada ihtiyaç duyulan temel maddeler; bira mayası, protein bazlı kültür, plastik giysiler ve gaz maskesinden ibaret. Şarbon mikrobu içeren 85 kiloluk bir silah uçaktan atılsa, Washington’da üç milyon kişinin ölebileceği ABD Savunma Bakanlığı tarafından iddia ediliyor.

Irak, İran, Suriye, Kuzey Kore, Tayvan, İsrail, Mısır, Vietnam, Laos, Küba, Bulgaristan, Hindistan, G. Kore, G. Afrika, Çin ve Rusya’da askeri amaçla depolanmış biyolojik maddeler olduğu ve araştırma yapıldığı, Batı dünyası tarafından iddia ediliyor. WHO’nun araştırmalarına göre çok az ülke tarafından biyolojik silah üretimi yapılıyor olsa bile, bunların kullanılması halinde insanlığın ve yaşamın yok olması mümkün.

Kimyasallar daha pahalı

Biyolojik silahlar için “yoksulların nükleeri” deniyor olsa da kimyasal silahlar için aynı şeyi söylemek güç. En azından petrol zengini bir Ortadoğu ülkesinin imkanlarına sahip olmak gerekiyor.

BM raporlarına göre “insanlar, hayvanlar ve bitkiler üstünde doğrudan toksit etkileri nedeniyle kullanılan her türlü katı, sıvı ve gaz halindeki kimyasal maddeyi kimyasal silah olarak tanımlamak mümkün. Kimyasal Silahlar Konvansiyonu ise sadece kimyasal maddelerle sınırlamayıp bunları atmada kullanılan her türlü mühimmat ve techizatı da kimyasal silah olarak tanımlıyor.

Kitlesel gösterilerde kullanılan göz yaşartıcı bombalar kimyasal silahların en hafifi olarak kabul ediliyor. Bu silahların kısa süreli “dağıtıcı” etkisinin yanı sıra uzun vadede ne gibi yan etkileri olduğu konusunda kesin ve güvenilir bilgilere sahip değiliz. Kimyasal silahlar toksik özelliklerine göre dört ana gruptan oluşuyor: Sarin, Soman gibi sinir gazları sinir sistemini bloke edip ölüme yol açıyor. Hardal Gazı gibi yakıcı gazlar deriyi yakma yoluyla ölüme yol açıyor. Fosgen, Klor gibi solunum sistemini tahrip edenler ise boğulmaya neden oluyor. Siyanür gibi maddeler ise kan zehirlenmesine neden oluyor.

Kimyasal silahların üretimi, depolanması ve nakliyesi biyolojik silahlara göre çok daha pahalı. Özellikle bu silahları taşıyıcı olarak kullanılabilecek füze benzeri techizatın maliyeti oldukça yüksek. Bu tür bir füzenin maliyeti 40 – 60 milyon dolar arasında değişiyor.

Denetlemek zor

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Soğuk Savaş döneminin o basit formülü yani iki süper güç arasındaki “nükleer denge” artık yok. O dönemin kalıntısı olan ABD – Rusya ilişkilerinde olumlu bir noktaya varılmış durumda. ABD ile Rusya, nükleer silahların azaltılmasına dair yaptıkları müzakerelerin son ayağında, savaş başlıklarının sayısının 2012’nin sonuna kadar iki tarafta da 6 bin civarında olan mevcut düzeyden iki taraf için de 2200’ün altına indirilmesini kararlaştırdı. Ama iş burada bitmiyor.

Örneğin Keşmir nedeniyle bugüne kadar üç kez konvansiyonel savaşa giren Hindistan ve Pakistan’ın her ikisinin de elinde de nükleer silahlar var. SSCB sonrası Rusya ve Kazakistan’ın elindeki nükleer silahlar ve malzemenin akibeti de bir başka kabus konusu. Rus yetkililere göre 1991’den bu yana eski Sovyet Cumhuriyetleri’ne dağılmış 40 nükleer tesis ve depoda toplam 23 hırsızlık vakası yaşandı. Bu hırsızların bazıları yakalandı. Bazılarıysa nükleer silah yapmaya yetecek malzemeyle yurtdışına çıkmaya başladı. 1994’te ABD hükümeti dolaşımdan çıkartmak için Kazakistan’dan 580 kilo zenginleştirilmiş uranyum satın aldı.

Rusya’nın yanı sıra ABD ve diğer gelişmiş ülkelerdeki kimyasal tesisler, biyoloji laboratuvarları, gıda işleme tesisleri, röntgen tesisleri, nükleer reaktörler ve atık depolarının hepsi potansiyel tedarikçi konumunda. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Kimyasal Silahlar Konvansiyonu’nun içindeki önemli boşluk. Konvansiyona göre egemen bir devlet kimyasal ya da biyolojik saldırıya maruz kalma tehlikesine karşı kendini savunma amacıyla bu konularda çalışma yapabilir. Buna dayanarak ABD, İngiltere, Fransa gibi ülkelerde kimyasal ve biyolojik silahlarla ilgili araştırmalar sürüyor. Bu tür araştırmaların sonuçlarının hangi yollardan kimlerin eline geçebileceği de koskoca bir soru işareti olarak dünyanın gündemindeki yerini koruyor.

1998’de üç Greenpace eylemcisi, Japonya’ya nükleer atık götüren bir şilebe çıktı. Amaç nükleer atık nakliyatının tehlikelerine dikkat çekmekti ama eylem ölümcül bir kargoyu ele geçirmenin ne kadar kolay olabileceğini de gösterdi. 2002’de Bush yönetimi bu tür örneklere dayanarak ABD’yi uluslararası nükleer silahsızlanma anlaşmalarından geri çekip mevcut biyolojik ve kimyasal silah anlaşmalarını da eleştirerek dünyayı dehşete düşürdü.

Kimyasal silahların kontrolü zor olduğu için kullananları da zehirleme riski var. Bu nedenle görece olarak üretimi, saklanması ve nakliyesi de kolay ve ucuz olan biyolojik silahlar daha büyük bir tehlike olarak değerlendiriliyor. Özellikle devlet dışı aktörler olarak tanımlanan terör örgüteri açısından. Bugüne kadar dünyada rastlanan en çarpıcı terör eylemi 1995’te Japonya’da Aum Şinrikyo (Yüce Gerçek) tarikatının Tokyo metrosuna sarin gazı atma eylemi oldu. Bu eylem sonucunda 12 kişi öldü, yüzlerce kişi ise sakat kaldı.

Soğuk Savaş döneminde Sovyet biyolojik silahlar programı SSCB içinde 50’den fazla yerde 60 bin kişiye iş imkanı sağlıyordu ve bunların çoğu Rusya ve Kazakistan’da bulunuyordu. ABD askeri raporlarına göre şu anda 700 Sovyet bilimadamı bu işlerle ilgilenebilecek konumda. Bunların büyük çoğunluğu Rus ordusunda istihdam edilmiş durumda. 10 – 15 kadarı ABD’de çalışıyor. Ama bir o kadarının nerede, ne yaptığı meçhul. ABD istihbarat raporlarına göre bunların bazıları İran’da ve Irak’ta çalışıyor. Tabii her iki ülkede bunu reddediyor. İran, nükleer enerjiye önemli yatırımlar yapıyor ama bunu askeri amaçlarla yapmadığını iddia ediyor.

Kitle imha silahları deyince akla ilk gelen ülkelerden biri de İsrail. 400 nükleer başlıklı füzeye sahip olduğu neredeyse tüm dünya tarafından kabul edilen İsrail bugüne kadar BM denetimlerine kesinlikle karşı çıktı. Nükleer Silahsızlanma Antlaşması’nı da imzalamayan İsrail’in silah deposu, uluslararası hukukun tümüyle dışında.

Kitle imha silahları deyince; sorunlar çok ve çözüm yolları ise basit formüller yerine küresel barış ve adalet gibi son zamanlarda unuttuğumuz kavramlar çerçevesinde üretilecek yepyeni formüllere bağlı görünüyor.

KİMİN ELİNDE HANGİ KİTLE İMHA SİLAHI VAR*
ABD: Nükleer savaş başlıklarının sayısını 8 binden 2 bine indiriyor. Ayrıca binden fazla taktik nükleer silaha sahip. Biyolojik ve kimyasal silah yapmadığını iddia ediyor. Kimyasal ve biyolojik silahlarla ilgili uluslararası konvansiyonlardaki boşluklara dayanarak savunma amaçlı olarak konuyla ilgili araştırmalarını sürdürdüğünü söylüyor.

Rusya: Nükleer başlıklarının sayını 2 bine indiriyor. Sayısı bini bulan nükleer silahı var. Biyolojik silah stokunu yok ettiğini iddia ediyor. Kimyasal silahlarını ABD’nin de maddi ve teknolojik desteğiyle yok ediyor.

İngiltere: Uluslararası anlaşmalar çerçevesinde elindeki nükleer başlıklı silahların sayısının 200’den az olacağını taahhüt etmiş durumda. Biyolojik ve kimyasal silahlar üretilen bir fabrika ve bir araştırma merkezi mevcut. Bu silahların denendiği bir deneme alanı kapatılmış durumda.

Fransa: NATO kaynaklarına göre, Fransa nükleer silahların ve denemelerin yasaklanması konusunda aktif rol oynuyor. 1996’dan bu yana nükleer deneme yapmıyor. Elindeki nükleer silahların yüzde 60’ını da bugüne kadar yok etmiş durumda. Biyolojik ve kimyasal silahların üretildiği iki fabrika ve bir deneme alanı mevcut. Fransa da ABD gibi savunma amaçlı olarak bu tesisleri kullandığını iddia ediyor.

Almanya: Biyolojik ve kimyasal silahların üretildiği iki fabrika var. Bir deneme alanı kapatılmış durumda.

Kanada: Biyolojik ve kimyasal silahlarla ilgili bir araştırma merkezi ve bir deneme alanı var. Kanada da bunları savunma amaçlı olarak kullandığını iddia ediyor.

İsrail: 400 nükleer başlıklı füzeye sahip. Biyolojik ve kimyasal silah programlarına sahip olduğunu İsrailli bilimadamları bile kabul ediyor.

Pakistan: Nükleer aygıt denemesi 1998’de başarılı oldu. Biyolojik silah araştırmalarında yeterli ilerlemeyi kaydedemedi. Ama kimyasal silah tesislerine sahip olduğu tahmin ediliyor.

Hindistan: 100 – 150 nükleer başlıklı füzeye sahip olduğu biliniyor. Kimyasal silahların, yok etme sözü vermiş durumda.

Çin: 400 nükleer silaha sahip. Biyolojik silah üretmediğini, kimyasal silahlarını da yok ettiğini iddia ediyor.

Kuzey Kore: Bir iki nükleer silah üretmeye yetecek plutonyuma sahip olduğu ispatlanmış durumda. Büyük bir kimyasal silah stokuna sahip, biyolojik silah programı da var.

Libya: 1970’lerden bu yana nükleer silah peşinde. Kimyasal silahları da var. 1967’de Çad’a karşı hardal gazı kullandı. Biyolojik silah araştırma programı da var.

Sudan: Kimyasal silah programı var.

Mısır: Suriye ve Irak’a kimyasal silah sağlıyor. 1960’larda Yemen İç Savaşı’nda hardal gazı kullandı. Nükleer teknolojisi var ama silahı şimdilik yok. Biyolojik silah programı olduğu iddia ediliyor.

Suriye: Büyük ve gelişmiş bir kimyasal silah programı var. Buna sinir etmenleri stoku da dahil. Biyolojik silah programı başlangıç düzeyinde. Nükleer silah programı yok.

İran: Irak’ın 1980’deki kimyasal saldırılarının ardından kimyasal ve biyolojik silah geliştirmeye başladı. Rusya desteğiyle nükleer enerji tesisi inşa ediyor.

Irak: 1998’den beri denetlenmeyen biyolojik ve kimyasal silah birikimi olduğu iddia ediliyor.

*NATO ve BM verilerine göre hazırlanmıştır.

KİS KRONOLOJİSİ
MÖ 600 – 400: Ispartalılar savaşlarda kükürtlü duman kullanırdı. Çinliler arsenik trioksit dumanları kullanıyordu. Romalılar da arsenik dumanları kullanıyorlardı.

600: Bizanslılar kükürt, sönmemiş kireç, reçine ve petrolü karıştırarak elde ettikleri “Rum ateşi”ni İstanbul’un fethine kadar kullandılar.

1346: Tatarlar vebalı cesetleri mancınıkla Kaffa (bugünkü Ukrayna’daki Feodossia) kentini savunanların üstüne attılar.

16. yüzyıl: İspanyollar Amerikan yerlilerine karşı biyolojik silah kullandılar.

1763: İngiliz ordusu Pontiac ayaklanmasında çiçek mikrobu taşıyan battaniyeleri Amerikalı yerlilere dağıttı. Bu yöntem 19. yüzyıl boyunca yerlilere karşı kullanıldı.

1899: 24 ülke zehirli gazları ya da maddeleri silah olarak kullanmayacakları sözü vererek Lahey Konvansiyonu’nu imzaladı.

1914 – 18: Birinci Dünya Savaşı boyunca kullanılan klorlu gazlar yüzünden 100 bin kişi öldü. 1.3 milyon kişi yaralandı. 1925 Cenevre Protokolü kimyasal ve biyolojik silahların savaşlarda kullanılmasını yasakladı.

1936: Alman bilimadamları bir tür sinir ajanı olan tabun gazını buldular.

1932 – 45: Japonya Çin’e karşı veba mikrobundan üretilmiş biyolojik silahları kullandı. Bu süre zarfında 260 bin kişi öldü.

1942: İlk nükleer silah programı olan Manhattan Projesi başladı.

1945: ABD Hiroşima ve Nagazaki’ye ilk atom bombasını attı. 120 bin kişi öldü.

1949: Sovyetler Birliği ilk nükleer silah denemesini yaptı.

1950’li yıllar: ABD ve Sovyetler Birliği karşılıklı olarak biyolojik ve kimyasal silah üretimi ve depolaması yarışına girişti.

1952: İngiltere ilk nükleer denemesini yaptı.

1960: Fransa ilk nükleer denemesini yaptı.

1962: Küba krizi dünyayı nükleer felaketin eşiğine getirdi.

1963: ABD, Britanya ve SSCB yerüstündeki nükleer denemeleri bitiren anlaşmayı imzaladılar.

1964: Çin ilk nükleer denemesini yaptı.

1967: Libya, Çad’a karşı savaşta hardal gazı kullandı.

1968: ABD, Britanya, Sovyetler Birliği ve nükleer gücü olmayan 59 ülke Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nı (NPT) imzaladı.

1969: ABD Utah’ta VX tüpleri kazayla patladı. Binlerce koyun telef oldu. Aynı yıl ABD Vietnamlı gerillalara karşı bol miktarda göz yaşartıcı gaz ve herbsit kullandı. Hindiçin ormanları ve binlerce dönüm mısır tarlası imha edildi.

1972: ABD ve SSCB Anti Balistik Füze Anlaşması’nı (ABM) imzaladılar.

1974: NPT’yi imzalayan Hindistan ilk nükleer denemesini yaptı.

1975: ABD, SSCB ve 100’ü aşkın ülke tarafından 1972’de imzalanan biyolojik ve toksin silahların üretimi, geliştirilmesi ve depolanmasını yasaklayan uluslararası konvansiyon yürürlüğe girdi.

1979: SSCB’de kazayla salınan şarbon virüsü yüzünden 66 kişi öldü.

1981: Vietnam ve müttefikleri Laos ve Kamboçya’da “sarı yağmur” (yellow rain) denilen mikotoksinler kullandı.

1983 – 88: Irak, İran’a karşı çeşitli kimyasal silahlar kullandı. İran’da bunlara karşı kimyasal silah üretimine başladı.

1984: Hindistan’da Bopal gübre fabrikasındaki patlamada 200 kişi öldü. Bu olay kimyasal silah üretiminin risklerini gündeme getirdi.

1988: Irak, Halepçe’ye attığı hardal gazı ve diğer kimyasallarla 5 bin kişinin ölümüne neden oldu.

1990: ABD ve Sovyetler Birliği kimyasal silah stoklarını 2002’ye kadar yüzde 20’ye indirme ve ayrıca tüm ülkelerin Cenevre Anlaşması’nı imzalaması halinde tüm zehirli gazları imha etme güvencesi verdi.

1991: BM, Irak’ın kimyasal ve biyolojik silahlarını ve teknolojisini yok etmesi talebiyle denetime başladı. Aynı yıl SSCB dağılınca ABD eski Sovyet Cumhuriyetleri’ne yönelik bir silahsızlanma yardımı başlattı.

1992: ABD nükleer denemelerle ilgili moratoryum ilan etti.

1993: Kimyasal Silahlar Konvansiyonu imzaya açıldı.

1995: Japonya’da Aum Şinrikyo (Yüce Gerçek) tarikatı Tokyo metrosuna sarin gazı attı. 12 kişi öldü.

1996: Beyaz Rusya, Kazakistan ve Ukrayna’daki bütün Sovyet nükleer silahları Rusya’ya taşındı.

1997: Küba, ABD’yi ekinlerine biyolojik silahlar püskürtmekle suçladı.

1998: Pakistan ilk nükleer silah denemesini yaptı. BM, yetersiz işbirliği gerekçesiyle Irak’tan denetçilerini çekti.

2001: 11 Eylül sonrasında ABD’de mektupla gönderilen şarbon virüsü nedeniyle 23 kişi hastalandı 5 kişi öldü.

2002: ABD füze savunması çalışmalarının önünü açmak için ABM Anlaşması’ndan çekildiğini açıkladı.

KİTLE İMHA SİLAHLARIYLA İLGİLİ ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER
• Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (Treaty on the Non – Proliferation of Nuclear Weapons – NPT): 1968’de imzaya açılıp 1970’te yürürlüğe giren anlaşma nükleer silaha sahip olduğu kabul edilen ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin’in bu silahlara sahip olmayan diğer ülkelere hiçbir aktarım yapmayacaklarını taahhüt ediyor. 1995’te gözden geçirilen anlaşma denetim konusunda BM’ye bağlı olan Uluslararası Atom Enerji Ajansı’na (IAEA) büyük yetki veriyor. Ancak Bush yönetimi 2002’de ABD’nin bu anlaşmadan çekildiğini açıkladı.

• Kapsamlı Nükleer Test Yasaklama Anlaşması (Comprehensive Nuclear Test Bean Treaty – CTBT): İsterse barışçı amaçlar için olsun her türlü nükleer patlamayı yasaklayan bu anlaşma 1996’da BM önderliğinde yapılan Silahsızlanma Konferansı’nda imzaya açıldı. Katılan 44 ülkeden 41’i imzaladı ama bunlardan sadece 31 ülke bugüne kadar anlaşmayı onayladı. ABD ve Çin imzalamış olmasına rağmen henüz onaylamadı.

• Kimyasal Silahlar Konvansiyonu (Chemical Weapons Convention – CWC): 1993’te imzaya açılan ve 1997’de yürürlüğe giren anlaşma her türlü kimyasal silahın üretilmesi, depolanması, kullanılmasını yasaklıyor. Halen 174 ülkenin imzaladığı anlaşma kimyasal saldırıya yönelik olarak yapılacak programlara, çalışmalara hiçbir sınır getirmemiştir. Hindistan, Rusya, G. Kore, ABD gibi kimyasal silahlara sahip olduğunu deklare eden ülkeler imha süreci içinde olduklarını iddia ediyorlar.

• Biyolojik Silahlar Konvansiyonu (Biological Weapons Convention – BWC): 1975’te yürürlüğe giren anlaşma 159 ülke tarafından imzalanıp 141 ülke tarafından onaylandı. Özellikle soğuk savaş sonrasında değişen uluslararası konjonktürün yanı sıra bilim ve teknolojideki hızlı gelişme ve kitleselleşme bu anlaşmayı özellikle denetim konusunda ciddi eleştirilere maruz bırakıyor.

FERDA BALANCAR

turkishtime

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir