KOÇ MU, MENTÖR MÜ LALA MI?

Her başarılı işadamının geçmişinde, başı sıkıştığında hâlâ kapısını çaldığı, akıl danıştığı, bazen de özlemle yâd ettiği bir yol gösterici, bir “usta”sı vardır. Kütüphaneler dolusu kitapların anlatamadığı, hiç bir okulun öğretemediği hayat derslerini karşılık beklemeden birkaç cümleyle sunuveren sevecen bir bilge kişi. Bu bilgi kişi kim mi? Günümüzde bunun adı epeyce değişti dostlar… Kimi KOÇ diyor kimi MENTOR diyor ama ben buna Lala diyeceğim birazcık… Bir işadamı yetişirken hem maddi bilgilerini alıyor hem de manevi bilgilerini alıyor. Kimden önce Usta’sından..Sonra ..Sonra ise Lalalarından…Bu deyimi biz sadece Şehzade yetiştiren kişi olarak biliyoruz ama hayır aslında her yöneticinin bir Lalası vardır. Selçuklular döneminden Osmanlı’nın son dönemine kadar devam etmiştir. Selçuklular döneminde Atabey’ler vardı. Osmanlı’da ise Lalalar… Ne yapardı Lalalar hadi biraz ondan bahsedelim isterseniz sonra da Mentorluk kavramını açacağım…
Padişahların belli bir yaşa gelen erkek evlatları, yanlarında annesi, hocaları, askerleri ve diğer görevliler olduğu halde bir sancağa gönderilirdi. Buna “Sancağa çıkma” veya “Sancağa çıkarılma” denirdi. Sancak; eyalet sistemiyle yönetilen Osmanlı devletinde, kendisine bağlı kazaları ve köyleri bulunan ve vilayetlerle kaza arası bir idarî birimdir.
Geleceğin hükümdarını yetiştirmek üzere görevlendirilen bu kişiler din ve fen ilimlerinde mümtaz şahsiyetler arasından seçilirlerdi. Şehzâdeler sancağa çıkarken bâzen yanlarına birden fazla da lala görevlendirilirdi. Bu durumda en kıdemlisi “Lala Paşa” ünvânını taşırdı. Lalanın ilmî kıymeti yanında pâdişâhın fevkalâde îtimâdını kazanmış emin bir kimse de olması gerekliydi. Çünkü bunlar şehzâdenin iyi bir devlet adamı olarak yetişmesi yanında onun pâdişâha karşı itâatini de kırmaması lâzımdı. Îtimâdı sarsacak durumlarda lalaların görevden alınması pâdişâhın yetkisindeydi. Lalalar yetiştirdikleri şehzâdenin pâdişâh olması durumunda büyük bir nüfuz kazanırlardı. Tahta geçen yeni pâdişâh, lalalarının en kıdemlisi olan Lala Paşayı vezirliğe ve bâzen de sadrazamlığa tâyin ederdi.
Evet şimdi gelelim, Mentor´luk yani akil hocalığı kavramına….Sadece kişide var olan özellikleri paylaşmak değil, ona kendi içindeki özelliklerini geliştirmede yardımcı olma, onun bu özelliklere nasıl ulaşacağını göstermek mentorlük .. . Is yaşamındaki uygulama süreci ise, hem yeni başlayan çalışanların kuruma kazandırılmaları, kurumu tanıyıp bilgi edinmeleri amaçlı kullanılmakta; hem de özellikle gelecek vaat eden potansiyeli yüksek çalışanların, kurum bünyesindeki deneyimli yöneticilerin yol göstermesi dahilinde, sahip oldukları bilgi ve beceriyi ‘deneyimin’ olgunluğuyla birleştirmelerinde rol oynamaktadır.
Peki KOÇ’lukla Mentorluk ya da Lalalık arasında ne fark derseniz…Koç, büyük çoğunlukla kişinin bağlı çalıştığı yöneticisidir ve aralarında ast-üst ilişkisi vardır; koç gücünü iş sonuçları ve performans beklentilerinden alır. Oysa mentor kişiyle doğrudan iş ilişkisi olmayan hatta farklı bir kurumdan bile olabilir; ilişki; güç ve zorunluluktan çok güvene ve saygıya dayanır.
Koçluk çağdaş yönetici rolünün olağan bir boyutudur; yönetici tüm astlarını geliştirmelidir. Mentorluk ise, mentorluk alanın talebi ve seçimi üzerine gerçekleşen, oldukça gönüllü bir vericilik ve deneyim aktarımıdır. Peki Lalalık bütün bu kavramların neresinde derseniz eğer…Lala kendinde ne varsa verir ve en önemlisi SIR KAPISIDIR..Yani Lala öğrencisinin sırlarını vermediği gibi öğrencide Laladan öğrendiklerini uygulama hayata geçirme dışında o da Lalasını da sır gibi saklar. Hatta Padişah olunca onu yanı başından ayırmaz.

Peki şöyle bir soru sizin aklınıza geldi mi bilmiyorum ama… Ya iyi güzel iyi bir işadamı olmak için Koç lazım, Mentor lazım, Lala lazım… Peki iyi bir işadamı için ne yapmalı… İyi bir Manevi öndere ihtiyaç var. Tıpkı Fatih Sultan Mehmet’in Ebul Vefa Hazretleri gibi. Kanuni ‘nin Yahya Efendis’si Yavuz Sultan Selim’in Zenbilli Ali Efendisi Sultan Ahmet’in Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri olduğu gibi.

Hemen her padişahın arkasında mutlaka bir manevi önder vardı… Günümüz işadamlarına bakıyorum hepten tamamen dünyaya takılı kalmıyorlar. Güzel olan ya vakıf kuruyorlar ya da mevcut bir vakıfla irtibat halindeler yani manevi eğitimlerini de inşallah tamamlıyorlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir