Koca Sinan 516 Yaşında

Osmanlı İmparotorluğu beş kıtada at koşturup ‘Nizam-ı alem’ derdindeyken sanatı, kültürü ve en önemlisi şu ana kadar dimdik ayakta olan mimarisini de ihmal etmedi.

Mimari bir deha olan Mimar Sinan’ın Avrupa ve Asyada Osmanlı imparatorluğunun mührünü her bölgeye bastı. Alınan topraklara Türk sanatının ruhu kazındı. Ölümünün 516. yılında büyük ustayı rahmetle anıyor ve yaşamının kesitlerini gözler önüne sunuyoruz .

Mimar Sinan 1489 yılında Kayseri’nin Ağırnas Köyün’de doğdu. Ağırnas Köyü bir zamanlar Erciyes dağının püskürttüğü lavların oluşturduğu mağma tabakasının üzerine kurulu bir köydür. Doğal olarak burada yaşayan insanlar Selçuklu’dan günümüze dek geçimlerini taş işçiliği yaparak sağlarlar. Kesin kayıtlar olmamakla birlikte Sinan’ında devşirildiği güne kadar bu işle uğraştığı düşünülmekte. Taşlara şekil vermeyi, onlarla konuşmayı çocuk yaştan bildiğine inanılıyor. Kendisi devşirildikten sonra dülger olarak çalışmaya başlaması da bu kanıyı kuvvetlendiriyor. Yavuz Sultan Selim zamanında sadece dışarıdan değil Anadolu’dan da asker devşirilmeye başlanmıştı. Bu uygulama sonucu Sinan 22 yaşında – yaşının büyük olmasına ramen- İstanbul’a geldi. Yavuz zamanında düzenlenen Çaldıran ardından da Mercidabık savaşlarına katıldı. Böylece Fars ve Arap mimarini yakından inceleme olanığı buldu. Yavuzdan sonra başa geçen Kanuni ile de Rodos ve Macaristan seferlerine katılan Sinan kendini ilk kez yine Macaristan seferinde gösterebildi. Karaboğanda Prut nehrinden karşıya geçmek için köprü yapmak gerekiyordu. Ordudaki mimarların yaptıkları köprüler sürekli çökünce tavsiye üzerine o sırada henüz “Atlı Sekban” olan Sinan’ın köprüyü yapması düşünüldü. Nehrin kıyısı kil olduğu için köprülerin çöktüğünü fark eden Sinan bir plan yapıp 13 günde büyük ve yüksek bir köprü yaptı. Burada Kanuni’nin dikkatin çeken Sinan yapılacak doğu seferindeki gemilerin inşaalarıyla da görevlendirildi ve başarısı onu Hasekilik’e yükseltti. Sinan’ın asıl verimli olduğu dönem 1539’da Mimarbaşı (Bayındırlık Bakanlığı) tayin edildikten sonra başlar. Artık sanatını göstermesi için elinde yetkiler vardır. İşte bu dönemden sonra mimar 400 eser bırakır geriye.

Kanuni ile Sinan çatışması

Kanuni ölen oğlu Şehzade Mehmet anısına bir cami yaptırmak ister. Böylece Sinan’ın çıraklık eserim dediği Şehzade Cami ortaya çıkar. Ama her devirde olduğu gibi o zamanda dehaları kıskanan ve çamur atmak isteyen insanlar kuşukusuz vardı. Bu insanların varlığı ve çıkarılan dedikodular Kanuni ve Sinan’ı çok kez karşı karşıya getirmiştir. Bunlardan ilki Şehzade Camii’nin yapım aşamasında yaşandı. Padişaha, Sinan’ın camiide alem yaptığını söylenince Kanuni camiye hışımla gitti. Gerçektende Sinan caminin ortasında oturmuş nargile içiyordu. Padişah hırsla yürüyünce ayağa kalkan Sinan ona bakın der gibi işaret etti. Kulaklarında borularla kubbe çevresinde aşağıdan gelen sesleri (nargile sesinin gelip gelmediği) dinleyen bir gurup işçi vardı. Sinan akustiği ayarlıyordu. Kanuni’ye Sinan’ın ikinci kez şikayet edilmesi ise “Kırkçeşme” projesinde ortaya çıktı. İstanbul’a su getirmek için düzenlediği proje kendini kıskananlarca “O su yolu değil ayak yolu bile yapamaz” şeklinde yorumlanmış ve projenin ne denli ütopik olduğu üzerinde durulmuştur. Devletin parasını boşuna harcandığı Kanuni’ye ikidebir söylenince Kanuni, Sinan’ı ziyaret etmiş ve projenin ayrıntılarını yerinde görerek iyice dinlemiştir. Projeye güvenen Kanuni, Sinan’ı serbest bırakmış ve Sinan suyu İstanbul’a taşıyan kişi olmuştur. Bu sefer de dedikoducular suyun taze olmadığını bayat olduğunu ileri sürmüşler fakat padişah bu söylenenlere aldırmamıştır. Hatta sonuçtan öyle memnundur ki Sinan’a bu hizmeti için kendisinden bir şey dilemesini söyler. Mimar kendi evine özel bir su tesisatı yapılmasını isteyince Kanuni bunu gerçekleştirir ama yapılan bu özel uygulamayı belgelemez. Sinan’ı kıskananlar yıllar sonra Kanuni’nin torunu III. Murad devrinde Sinan’ın kaçak yollardan evine su tesisatı getirtiğini ve yargılanması gerektiğini söylemişlerdir. Elinde bunun kendisine Kanuni’den bir hediye olduğu ispatlacak belgesi olmayan Sinan o yaşlı haliyle zor duruma düşmüştür.

Süleymaniye için başı gidecekti

Sinan mimari çalışmalarında aynı anda pekçok işi birlikte yürütürdü. Mesela kalfalık eserim dediği Süleymaniye camini yaparken aynı zamanda Fenerbahçe Sarayını, Kırkçeşme projesini ve başka pekçok projeyle aynı anda ilgileniyordu. Bu durumda onu Kanuni’yle karşı karşıya bırakmıştır. Hatta kendi ağzından yazılan hayat hikayesi “Tezkiretü’l Bünyan” isimli eserde Kanuni’ye ilk başta kırıldığını ifade eder. Sinan’ı kıskanan bir grup insan padişaha sürekli gidip Sinan’ın Süleymaniye Cami yerine sürekli başka işlerle ilgilendiğini ve Süleymaniye’yi ihmal ettiğini söylerler. Hatta yapılan kubbenin her an düşme tehlikesi içerdiğini anlatırlar. Padişah sinirle gidip Sinan’a “Neden benim camimle ilgilenmeyip mühim olmayan şeylerle uğraşıyorsun. Ne zaman bitecek bu bina? Yoksa sen bilirsin” deyince Sinan çok kırılır, üzüntüyle “İki ay içinde bitecek padişahım” der. Buna hem padişah hem de mahiyetindekiler şaşırıp kalır. Koca binanın iki ay içinde bitmesi mümkün değildir. Padişahın mahiyetindekilerden biri Sinan’ı korumak için “Sen padişahın dediğini anladın mı? Ne zaman kapısı kapanacak diye soruyor” deyip Sinan’ın geri adım atmasını istemiş ama Sinan yeniden “İki ay dolunca bitmiş olacak” diye yanıtlayıp geri adım atmamıştır. Bunun üzerine padişah “Ağalar mimarbaşının ne dediğine şahitsiniz” demiş ve oradan ayrılımıştır. Olay sarayda duyulunca herkes Sinan’ın can korkusundan aklını kaçırdığına, cinnet geçirdiğine hükmeder. Hatta Hazinedarbaşı cinnet geçiren birinin Süleymaniye Camiini yapamayacağı ve paraları boşuboşuna harcıyacağı korkusuyla Sinan’ı huzura çağırır. Ona camiyi ne zaman bitereceksin diye sorar. Sinan iki ay içinde der. Eğer iki ay yerine başka bir zaman dilimi söyleseydi, Sinan farklı farklı konuştuğu için dengesizlikle suçlanacak ve işi elinden alınacaktı. Ama hem padişaha hem de kendisine aynı süreyi söylemesini Hazinedarbaşı “ Endişelenecek bir şey yok kendisine gayret gelmiş” diye açıklar. Sinan bu iki ay boyunca gece ve gündüz çalışır ve Süleymaniye Camii inşa olunur. Zaman darlığı yüzünden hiçbir şeyi üstünkörü yapmaz. Süleymaniye’nin her şey uyum ve estetik içindedir. Hatta ondaki bu uyumu gören günümüz yabancı araştırmacılar o tarihte böyle bir mimari bilginin olamayacağını söylerler ve Sinan için “uzaydan gelmiş gibi” tanımı kullanılır.

Ustalık eseri Selimiye

Mimar’ın ustalık eseri Edirnede ki Selimiye Camidir. Kanuni’nin oğlu Sulatan Selim adına yapılan bu camiide mimarın tüm maharetleri ortaya dökülür. Selimiye’yi yaparken Hristiyan mimarların “Dünyada Ayasofya’nın kubbesinden daha büyüğünün yapılamaycağı hele hele de bunu müslümanların hiç yapamayacağını” söylemesi Sinan’ı asıl şevklendiren unsurlardır. Ve Selimiye ile Mimar Sinan Ayasofyayı geride bırakır. En büyük kubbe artık Selimiye’dedir.

Basından

…Eğer Mimar Sinan suyu uygun eğimle alıp kilometrelerce kaçaksız kayıpsız getirip İstanbul’da 40 ayrı merkezden dağıtabiliyorsa, Mimar Sinan, akustik-su yolu uzmanı sayılmalıdır ki, Kırkçeşme suları öyledir. Eğer Mimar Sinan yaptığı binada kubbe kullanıyorsa; kubbe sesi en güzel çınlatan formsa ve Sinan’ın binasında ses hem çoğalıp hem çınlamıyorsa, hem büyük mekanlarda bile silinip yok olmuyorsa Sinan akustik uzmanıdır ki bütün camileri böyledir. Eğer Mimar Sinan yapısı binalarda temel oturması, denize kayma (Azapkapı Sokullu Mehmet Paşa Camiindeki gibi) bitişiğinde Atatürk Köprüsü ağırlığında bir yapı oturduğu halde zemin statiğinde hareket olmuyorsa, Sinan zemin statiği konusunda uzmandır ki örnekler bunu göstermektedir. Eğer Sinan yapısı yalı camilerinde hiç rutubet olmuyorsa; Süleymaniye Caminde aspratör olmadığı halde lambalardan çıkan is bir merkezde toplanıyorsa ve ters rüzgarda içeriye geri dönmüyorsa, Sinan bir havalandırma uzmanıdır. Eğer yaptığı camilerde ibadet seviyesinde gündüz güneş ışığının aydınlığı ile akşam kandilerin ışığının aydınlığı aynı değeri veriyorsa, Sinan aydınlatma uzmanıdır ki böyle olduğunu ispatlamıştır….Eğer Sinan Edirne Selimiye camini, 16.yy’da yapmışsa 300 yıl daha taş bina inşa edilmesine rapmen Selimiye “Dünya taş yapı mimarisinin zirvesi “ kabul ediliyorsa, 1988 yılında Uluslararası Kube Sempozyumu için dünyanın çeşitli yerlerinden gelen kube uzmanı Mühendis Profösörler, Edirne Kapı Mihrimah Sultan Camiini yeni bina hem de betondan zannediyorsa, Sinan’ın mühendislik zekası tartışılmaz…

Yüksek Mmar Gözde Ramazanoğlu, Kültür Dünyası Dergisi sayı 12, Nisan 1998

…İnşaat Mühendisi Abdülkadir Akpınar bize Şehzade Camiyi anlatmaya devam ediyor “Mükemel bir planlama, olağanüsütü bir olay. Hiçbir ölçüsü rastgele ve tesadüfi değil. Mesela cami içerisinde bir kepenk ölçüsünü alalım. Diyelim 120 santim olsun. Bakıyorsunuz diğer lçüler bu 120’nin katları. Buçuklu bir rakama rastlamanız mümkün değil. Şerefe korkuluğunun yüksekliği, minarenin yüksekliği, kubbenin iç yüksekliği, yapının eni boyu, temel bir sayının tam katları. Teknik üniversiteden gelen hocamız Prof. Atilla Arpat Bey’in tespitine göre, Şehzade Mehmet Camiinin temeli ebced hesabıyla “Bismillah” ve “Sinan” kelimeleri üzerine kurulmuş. Bismillah temel ölçü. Bismillah’a tekabul eden sayının katları alınmış ve kulanılmış. Ölçüyü gerektiren bütün işlemlerde, o ana sayının katlarını buluyorsunuz…” Türkiye Gazetesi, 6/ 7/1992

Sinan’ın Türk Mimarisindeki Yeri

Sinan, mimarlık tarihi açısından dünya çapında eserler vermiş ve böylece dünya mimarlık mirasına evrensel mesajlar sunabilmiş büyük bir mimardır, denilebilir. 400’ü aşan eserlerinin her birinde, mutlaka yeni bir arayış içinde olmuş ve bu sayede sürekli mükemmeli yakalama çabalarını elden bırakmamıştır. Eşsiz ve ölümsüz mimari örnekleri vermekle de yetinmeyen Koca Sinan, büyük külliye kompozisyonları ile Türk şehircilik anlayışına büyük katkılar sağlamış, şehir siluetlerine artistik çizgiler kazandırmıştır.

Mimar Sinan’ın yapmış olduğu mimari deha günümüzüde etkilemeye devam ediyor.Mimari akustik,ısıtma,aydınlatma ve kendine has geliştirdiği metodlar modern mimariye bir ışık olarak rehber olmaya devam ediyor. Mimar Sinan’ın eserlerinin mimari yapısı ve sanatı ile ilgili günümüz mimarlarına sorduk. Mimar Sinan Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Suphi SAATÇİ’nin Sinan ile ilgili görüşleri şöyle .

TÜRK KÜLTÜR TARİHİNİN USTASI

Türk kültür ve medeniyet tarihinin en büyük simgelerinden biri olan Mimar Sinan, çıraklık eseri kabul ettiği Şehzade Camii, kalfalık döneminin eseri saydığı Süleymaniye ve ustalık eseri olarak benimsediği Selimiye ile sanatının zirvesine çıkmıştır. Bu noktaya kadar gelme başarısını gösteren Sinan, mükemmel bir yapı organizasyonu kurabilmiş, mimarlık ve buna bağlı çini, yontu, hat, fresko gibi bezeme disiplinlerinde uyumlu bir program gerçekleştirmiştir. Gerçekleştirdiği eserlerin küçük veya büyük programlı olması, onun tasarımdaki titizliğini ve disiplinini değiştirmemiştir. En küçük yapıda bile aynı ciddiyet ve özen dikkat çekmiştir. Süleymaniye ve Kadırga külliyelerinde görüldüğü gibi Sinan, arazi uyumuna büyük duyarlılık göstermiştir. Arazide görülen eğimi bir engel değil, tasarıma değişik yorum katan bir etken kabul etmiş, bundan hareket ederek külliyelerin yerleşme düzenine yeni yaklaşımlar aramıştır. Böylece planlamada yeni ufuklar açan Sinan, 16. yüzyılda organik mimarî anlayışını sergilemiştir. Şehzade, Şam Süleymaniye, İstanbul Süleymaniye, Kadırga Sokollu ve Edirne Selimiye gibi, uyguladığı geniş programlı külliyelerde, Sinan’ın şehircilik açısından da doğru ve yönlendirici bir yaklaşım içinde olduğu gözlenebiliyor. Aynı başarılı yaklaşımı menzil külliyelerinde de görebilmek mümkündür.

DEHA BİR MÜHENDİS

Sinan’ın su yapıları alanında gerçekleştirdiği projeler, onun sadece bir mimar değil, aynı zamanda başarılı bir mühendis kimliğine sahip olduğunu ortaya koymuştur. İstanbul’un büyük su sıkıntısı içine düştüğü 16. yüzyılda Sinan, Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile Kırkçeşme adı ile bilinen su tesisini gerçekleştirmiştir. Kâğıthane ve Alibeyköy vadi ve sırtlarından toplanan sular, bir çok su kemeri ile İstanbul’a taşınmış ve şehrin su ihtiyacı giderilmiştir. Bu kemerler arasında yer alan Mağlova su kemeri, özellikle mimarlık ve mühendislik yaklaşımı açısından bir şaheser sayılır. Dünyadaki su kemerleri arasında eşsiz bir örnek olan Mağlova, Sinan’ın mühendislik referansı için büyük bir belge niteliğindedir.Sinan kendinden önceki bir çok yapıyı da restore ederek, yıkılmalarını önlemiş ve bunların günümüze ulaşmalarını sağlamıştır. Bunların içinde, dünyanın da ilgisini çeken Ayasofya, Sinan’ın onarımları sayesinde günümüze taşınmıştır. Ayasofya’yı saran kalın ve Sinan klasiğine özgü masif payandalar, yapının zayıf noktalarını besleyen destekler, onun marifetiyle gerçekleşmiştir. Sinan’ın en büyük atılımı ve kendisini ölümsüz kılan en büyük başarısı, kubbeyi gelişmesinin en son noktasına kadar götürmüş olmasıdır. Mimarlıkta bir örtü elemanı olarak üsluplaşmasından beri, eski dünyanın da tanıdığı kubbe, hem doğu hem de batı medeniyetlerinin ürünü olan önemli anıtlarda kullanılmıştır. Türk mimarîsinin Orta Asya ve devamı olan Anadolu üzerinde bıraktığı yüzlerce klâsik değerdeki anıtlarda, en çok rağbet edilen örtü elemanının kubbe olduğu görülmüştür. Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemi yapılarında da, kubbenin vazgeçilmez bir eleman olduğunu görebiliyoruz. Ancak kubbenin Türk mimarlık tarihinde gelişmesi, en ideal ve en yalın biçimini kazanması, Osmanlı mimarisinin klâsik çağı olan 16. yüzyılda Sinan döneminde olmuştur.

KUBBE MİMARİSİ

Uzun süren meslek hayatı boyunca Sinan, yapılarında en çok kubbe mimarisi ile meşgul olmuştur. Kubbe, ünlü mimar tarafından cami, hamam, türbe ve diğer yapılarda defalarca kullanılmış en önemli mimarî elemanıdır. İlk devir Osmanlı mimarisinde sık kullanılan kubbenin, Selçuklulardan daha eski zamanlara, yer olarak da daha doğuya, ta Türkistan’a kadar uzandığını görmek mümkündür. Dolayısıyla Sinan’dan önce kubbe, birçok Osmanlı mimarı tarafından zaten denenmiştir. İstanbul’da inşa edilen Bayezid Camii’nde (1500-1505), 18 m. çapındaki ana kubbe, iki yarım kubbe ve sekiz kubbeyle örtülmektedir. Ana kubbeyle birlikte iki yarım kubbe kullanıldığı için, özellikle batılı araştırıcılar tarafından, Ayasofya’nın tekrarı olarak kabul edilmiştir. Oysa Bayezid Camii’nin, Ayasofya’daki statik hatalardan tamamen arındırılmış bir taşıyıcı sisteme sahip olduğu göz ardı edilmiştir. Daha açık bir ifadeyle Türk mimarları Ayasofya’daki hatayı anlayıp, benzer hatalara düşmemeyi, Sinan’dan daha önceleri anlamışlardır. Dolayısı ile Sinan, ilk büyük eseri olan Şehzade Camii (1543-1548)’ni uygularken, Bayezid Camii sayesinde Osmanlı mimarisi Ayasofya ile olan hesaplaşmayı daha önce zaten tamamlamıştır. Sinan ise Şehzade’de, ana kubbeyi dört yarım kubbeyle çevirerek, köşeleri birer kubbeyle örtmüş, böylece hem planda, hem de hacim ve mekân düzenlerinde mutlak sayılabilecek bir merkeziliğe varmıştır. Bu bakımdan Ayasofya’nın ulaşmak istediği en ideal düzeyin, Şehzade’nin daha ötesine geçemeyeceği anlaşılmıştır.

Mimari dehasının yanı sıra mühendislik bilgisini de konuşturan Sinan, cami tasarımlarında uyguladığı merkezi kubbeyi, gelişmesinin en son noktasına ulaştırarak, aşılması mümkün olmayan bir başarıya imza atmıştır. Kısacası Sinan kubbeyi zirveye taşımıştır. Kubbeyi iç ve dış mimarinin tek elemanı kabul eden Osmanlı mimarisi, ifade gücünü, kubbeler kompozisyonuna dayandırmayı tercih etmiştir. Bu yöndeki gelişmenin, 16. yüzyılda Sinan ekolünün inşa ettiği bütün camilerde sürdüğünü görmek mümkündür. Özellikle Sinan, merkezî kubbeyi, dinî mimarî örneklerinde birçok varyasyonu deneyerek, belli bir rasyonel sonuca ulaştırmak istemiştir. Dört, altı ve sekiz ayak üzerine oturttuğu kubbe, iç mekân bütünlüğünü ve dış görünüş yalınlığını da sağlayan büyük usta, Edirne’deki Selimiye camisinde amacına ulaşmıştır.

DÜNYANIN EN BÜYÜK MİMARIDIR

Mimar Sinan Osmanlı-Türk kültür ve sanat anlayışını dünyaya kanıtlamış, ayrıca en büyük mimar ve mühendis kimliğini kazanmıştır. Bütün bunların üstünde Sinan, en büyük başarısını kubbe tasarımında göstermiş ve onun elinde kubbe, estetik ve dayanım yönünden optimal çözüme kavuşmuştur. Bu kimliği ile Sinan, mimarlık tarihimizde kendi kimliğini aşarak, bir ekol yaratma başarısını göstermiştir.

ESERLERİ AŞILMADI

Mimar Sinan zamanında Selimiye inşa ederek bir anlamda Ayasofyadaki mimari teknolojiyi geride bırakma başarısı göstermişti.Şu an için Selimiye’yi geçebilecek bir yapının olup olmadığını cevabını Mimar Sinan Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Suphi SAATÇİ şöyle açıklıyor. Selimiye’ye kafa tutacak bir mimari oluşumdan söz etmek zaten mümkün değil. Bugün her hangi bir mimar Selimiye’ye kafa tutamaz; hatta bizzat Sinan kendisi bile kafa tutamaz. Çünkü Selimiye’yi aşacak bir eseri yapmak için sadece Sinan yeterli değildir. Bir Kanunî Sultan Süleyman ya da bir Sultan Selim, bir Osmanlı hazinesi, o dönemin yapım teknolojisi, o dönemin çinicisi, kalemkârı, vitraycısı, taş yontucusu, hattatı ve nihayet o dönemin yapı malzemesi gerekir. Bu yüzden böyle bir soru başlangıçta doğru görülse bile, aslında yanlıştır. Belki de hayal, bir özlem veya bir ütopyadan kaynaklanmıştır ve bazı fantezilere referans olabilir.

MİMAR SİNAN PROJESİ GELİŞİYOR

Mimar Sinan’ın eserlerini tek merkezden kontrol edilmesini sağlayan bir proje başlatıldı. Bu projenin hangi durumda olduğunu Mimar Sinan Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Suphi SAATÇİ söyle aktarıyor

Projenin ilk aşaması tamamlanmak üzeredir. Bu aşamada Mimar Sinan ile ilgili tüm kaynaklar bir kaz daha elden geçirilmiştir. Yeni belgi ve bulguların ışığında, Hassa Mimarlar Ocağı’nın başında bulunduğu sürede üretilen yapıtlar, işlevlerine göre yeniden düzenlenmiş bulunmaktadır. ÇEKÜL Vakfı Yüksek Danışma Kurulu üyeleri Doç. Dr. Suphi Saatçi, Yüksek Mimar Metin Keskin, elde edilen verileni çok yönlü değerlendirilmesine olanak sağlayacak, görsel açıdan da herkesin kolaylıkla yararlanabileceği bir ortama olanak yaratmışlardır. Hazırlanmakta olan kitapçık ise, konuya yönlendirmeyi, ortak bir dil oluşturmayı amaçlamaktadır. Bilindiği gibi projenin çıkış noktası “Mimar Sinan gibi simge bir kimlikten kalkarak” kültürel varlıklara ilgiyi çekmek, bizlere bıraktığı yapıtlarının sağlıklı yaşatılmalarını sağlamak, bu ortamda özelliklerine uygun onarılması yolunu açarak tanıtımını güçlendirmektir. Hiç kuşkusuz böyle bir girişim, başta belirtildiği gibi kaynaklara inmeyi, belge ve bulguları sağlıklı yorumlamayı gerektirmektedir.zaman alıcı bu evre aşılmış bulunmaktadır.

Projeye hangi kurum ve kuruluşların katkısı var.?

“ÇEKÜL Vakfı Temsilcileri” başta olmak üzere, ülkemizin bilim-sanat çevrelerinden oluşan “Yüksek Danışma Kurulu Üyelerimiz”, bağlı oldukları üniversiteler ve kurumlarla birlikte, belirlenen ölçüler içinde, Mimar Sinan’a ait listelerde adı geçen tüm yapıtlar konusunda, yeni bilgilere ulaşma ve günümüzdeki durumlarını saptama çalışmalarını sürdürmektedirler. Varılan sonuçlar, yapıtların bağlı oldukları kurumlar başta olmak üzere tüm ilgililere yansıtılacaktır. Bu süreçte, Mimarlar Odası değişik kaynakları harekete geçirerek bir birim oluşturmakta, tüm çabaları tek merkezde toplamaya çalışmaktadır. Gelinen noktaya kadar ki birikimlerin oluşturacak merkeze aktarılması düşünülmektedir.

Mimar Sinan bir büyük imparatorlukta, imparatorluğun yapısına uygun olarak çok yönlülüğü içeren bir sistemin yöneticisidir. Yönetici-mimar-mühendis-kent plancısı-eğitimci olarak, işlevselliğe dayanan, çağın olanaklarını sonuna kadar kullanan, sürekli kendini yenileme ortamı yaratma yolunda yöntem geliştiren, geçmişi, gününü-geleceği belirli bir süreklilik duygusu içinde dikkate alan bir tasarımcı ve uygulama insanıdır. Hassa Mimarlar Ocağı’nın başında bulunan bir kişi olarak da, imparatorluğun konusu içine giren tüm eylemlerinin sorumlusudur. Kısacası, çok yönlü bir kimli, düşünceyi uygulamaya dönüştürme becerisini aralıksız sürdürebilen, dünyanın sayılı yaratılarından birisidir. Yıllardır sürdürdüğüm araştırmalar ve yaptığım yayınlarda hep “İnsan Sinan’ı” bulmaya çalıştım. Ama O’nun, “koşullar ne olursa olsun yaratma iradesini ve kendini sürekli yenileme ihtirasını her yaşta diri tutmasını bilmesi”, beni sürekli etkiledi… Bu durum, “psikolojik ortamı iyi değerlendirmeyi” gerektirmekte, “pırıltılı ve yetenekli bir kimliği” kaçınılmaz kılmaktadır… Yaşamımızda önemi oranında gündem oluşturmayışı, ülkemiz adına büyük bir kayıptır… Bıraktıklarını niteliklerine uygun koruyamamamız da bunu göstermektedir…

AYŞE SEVİM/ NETPANO.COM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir