KÜÇÜK ZULÜM, BÜYÜK ADALET

İnsanların hayata bakış açısı değişmedikçe toplumsal değişim gerçekleşmez. Başlığa bakıp zulmün de de adaletin de büyüğü küçüğü olmaz, zaten adalet demek en küçük hakkı da en büyüğünü de her şartta sahibine teslim etmek değil midir diyorsanız aynı şeyleri düşünüyoruz.


Bugünlerde vizyonda bir film var ilgimi çeken. Pek fazla kimsenin ilgi göstermediği bu filmin adı Changeling. Türkiyede “Sahtekar” adıyla gösterilen filmi vaktiniz olursa izlemenizi tavsiye ederim.


Filmin sorguladığı ana unsurlardan birisi de Amerika’daki polis hegemonyası. Tabii yıllar önce gelişen bir olay olduğu için “o zamanlar öyleydi, şimdi farklı” dedirtiyor. Amerika hukukun üstün olduğu bir ülke midir? Hangi ölçüye vuracağız, hangi eyaletine bakacağız tartışmasına gerek yok. Genel ortalama olarak adaletin tesisi konusunda yüzyılın başından bu zamana Amerika’da çok yol katedildiği belli. Amerika’ya “büyük şeytan” deseniz bile göz göre göre adaletsizlik yapılmadığını, bazı ülkelere göre daha güvenilir bir yer olduğunu söyleyenler çoktur.


O halde Amerika bir yerden bir yere geldiyse bu duruma nasıl geldi? Eskiden Amerika’da hukuk sorunları var mıydı? (Elhak vardı. Irk ayırımının daniskası yok muydu?) Hala kimi eyaletler diğerlerine benzemez. Yukarıda sözünü ettiğim film temelde bir hukuk mücadelesine vurgu yapıyor. Polis devletini karşısına alan bir annenin kaybolan çocuğu yerine kendisine verilen başka bir çocuğu kabul etmeyip çocuğunu aramak için başvurduğu mücadelesini.


bir çocuk kaybolduğunda polisin belli prosedürleri vardır. Çok daha önemli işleri bırakıp çocukların peşine düşmezler. Nitekim istatistikler kayboln her 10 çocuktan 9unun 24 saat içinde geri döndüğünü söylüyor. O halde 24 saat beklemeli.


Polis müdürü suçlular üzerinde otoritesini kurmak için yetkisini kullanmalı değil midir? Bir emirle suçluyu arka kapıdan getirtip soruşturamaz mı? İstediğinde suçluyu tımarhaneye tıkamaz mı? İyi ama bu arada suçlu ile mağdur karışmaz mı? Adaleti hapishanelerde bekleyen “küçük” insanlar haklarını nasıl arayacaklar? Diyelim ki isim benzerliğinden bir ay hapishanede yattınız ve adalet hızlı işledi de “özür” dilenip salıverildiniz. Bu küçük bir zulüm müdür?


Ülkemizde buna benzer hikayeleri hala duymuyor muyuz?


Amerika bugün hukukun üstünlüğüne inanaların güvendiği bir ülke ise bunda ceurca hukuk mücadelesi verenlerin katkısı büyüktür. Hukuksuzluğa düşmeden adalete güvenerek hukuk mücadelesine devam etmeliyiz.


Birgün duygularına esir olmayan, siyasi endişeler taşımayan, gerçekten bağımsız hakimlerin olduğunu elbette göreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir