KULAKLIK







Ne rüzgârın uğultusunu duyuyor ne yaprakların hışırtısını. Sessiz bir sonbahar bu ayak uçlarına basarak yürüyen. Ellerini ceplerine sokmuş yürüyor, hava serin.



Fakat yazı vuruyor baterist yanmış çubuklarıyla. Kızgın kumlarda şatolar, kaynayan deniz. Parmaklarıyla ritim tutuyor, parmaklarını kimse görmüyor ceplerinde. O kimseyi görmüyor, hayır duymuyor. Dışarıdaki senfoni umurunda değil hep aynı şarkıyı dinliyor. Dönüp dolaşıp aynı şarkıyı. Kulaklarında hiç değişmiyor mevsim. Oysa yağmur başlıyor dışarıda. Şemsiyeler açılıyor, güz mantarları. Kapşonunu kaldırıyor, yağmurdan korunmak için değil. Bir yaz tentesi, güneş geçmesin başına. Salyangozlar sürünmeye başlıyorlar kaldırımlarda yağmura kanıp. Eziyor birini farkında değil. Davulcu hiçbir sese geçit vermiyor. Bir salyangoz, bir salyangoz daha.

Ne rüzgârın uğultusunu duyuyor ne yaprağın hışırtısını. “Saatiniz kaç,” diyen çocuğu işitmiyor. Çocuk bir kere daha soruyor, “Kaç acaba saatiniz?” Cevap veremez duymadı, onun saati sessiz. Bir o yana bir bu yana çeviriyor kum saatini. Kumlar bir o yana bir bu yana akıyor. Başa alıyor şarkıyı her seferinde. Solist gırtlağını yırtarcasına bağırıyor. Davulcu nefes nefese. Karşıdan karşıya geçecek yanında bir âmâ var. Bastonu var âmânın arkadaşlık edebilir ona. Dudakları kıpırdıyor asla kendine değil. Ses yoksa sorumlu değil. Geçiyor karşıya hâlâ mırıldanıyor. Öbür yakada kaldı âmâ, sonbaharın sarı avucunda. Piyangocu sallıyor biletlerini. Size de çıkabilir! Bilmiyor çıktı ona. Büyük ikramiye vurdu, bu dünyada yaşamıyor.

Ne rüzgârın uğultusunu duyuyor ne yaprağın hışırtısını. Bir ambulans sonbaharı yararak ilerliyor çığlık çığlığa. İçinde bir yaralı, kan kaybediyor. Eğiliyor solist yaralıya doğru. Alkış yağıyor gökten, bileklerinden kesilmiş eller. Ellerini ceplerine sokmuş yürüyor. Parmaklarıyla ritim tutuyor, görmüyor kimse. O kimseyi görmüyor, ara verilmedi daha. Işık yağıyor sesten perdeye, karanlık yağıyor. Kar yağıyor sonra mevsim değişti. O hâlâ yürüyor dinleyerek aynı şarkıyı. Kartopları uçuşuyor başının üstünden. Bir kardan adam süpürgesiyle vuruyor ayağına. Solist gırtlağını yırtarak bağırıyor kardan adama. Davulcu sopasını sokuyor kalbine. Yaz şarkıları çalarken erimemek olmaz. Eri, su ol, denize karış. Denizden adam ol. Dalgalarınla döv dünyayı. Fakat sesini dinleme.

Ne rüzgârın uğultusunu duyuyor ne yaprağın hışırtısını. Dolmuşta ulaştırmasını rica ediyorlar parayı şoföre. Ellerinde bozukluklar, “Uzatır mısınız lütfen!” Uzatamaz. Çünkü duymadı. Duymamak ne güzel. Angarya işlerden kurtarıyor adamı. Baterist daha hızlı vuruyor davula, çın çın ötüyor ziller. Silecekler ritim tutuyorlar kulağındaki şarkıya. Sevdi bunu. Arabanın sileceklerini sevdi. Her şey siliniyor gözlerinde ama her şey. Lastiklerin altında kalıyor kedi. Fakat sığınağında o. Bombalar düşmüyor başına. Ne fren sesini duydu, ne çığlığını kedinin. Mevsim hiç değişmedi, şarkı çok güzel. Kumsalda kızgın şatolar, denizde kaynayan gemi. Hadi anlat hikayeni. Seni kulaklığımla dinleyeceğim. İtiraz ediyor muyum hiç. Derman bulamaz derdini söylemeyen.

Genç kız kulaklı adama derdini anlatıyor. Adam kulaklıkla dinliyor üzüntüsünü kızın. Devam et kızım, dinliyorum seni. Dım tıs tıs. Demek sizi okula almıyorlar. Dım tıs tıs. Dünya uyum içinde, uyumlu olmalı. Dım tıs tıs. Duyamıyorum sesini yükselt. Dım tıs tıs. Hayır, sakın yükseltme sesini. Dım tıs tıs. Solist sen yükselt sesini. Dım tıs tıs. Ağlıyor musun çocukluk etme. Dım tıs tıs. Pin pon topu gibi mi hissediyorsun kendini? Dım tıs tıs. Bir o yana bir bu yana gidip gelmekte ne var. Dım tıs tıs. Her şey bir o yana bir bu yana gidip geliyor. Dım tıs tıs. Kapanan bir kapı açılabilir. Dım tıs tıs. Açılan bir kapıyı da kapatmak mümkün. Dım tıs tıs. Ne o ağlıyor musun? Dım tıs tıs. Solist yükselt sesini! Davulcu daha hızlı vur davula! Dım tıs tıs. Kızım duyamıyorum sesini yükselt. Dım tıs tıs. Hayır, sakın yükseltme sesini!

Ne rüzgârın uğultusunu duyuyor ne yaprakların hışırtısını. Sessiz bir sonbahar bu ayak uçlarına basarak yürüyen. Ellerini ceplerine sokmuş yürüyor, hava serin. Kulaklıktan gelen ses, ne güzel, ne kadar diri. Ölgün sonbaharın üzerini örtüyor. Ezilmiş bir kedinin üstünü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir