Lübnan’a Asker Göndermek

Edirnekapı’daki şehitlikte” bir adada Lübnan şehitleri için yer ayırdılar mı acaba? Öncelikle bunu bilmek istiyorum.

Başbakan ve Dışişleri Bakanımızın kafası net mi bilemiyorum ancak kafamız yine karıştı. Niye mi? Lübnan’a asker göndereceğiz de ondan.

Bu toprağın çocukları 2 Ağustos 1914 tarihli Osmanlı-Alman gizli antlaşması ve 29 Ekim 1914’te Yavuz’un salvoları sonucu Galiçya’dan Sarıkamış’a oradan Yemen’e kan akıtmadık coğrafya bırakmadılar.

Bir imparatorluğu kaybetmek için bu kadar çok şehit, kayıp, yaralı vermeye değdi doğrusu!

Sonra 13 bin şehitle kurtuluş savaşı yapılıp cumhuriyet kuruldu. Bu kutsal savaşta insanımız gözünü kırpmadan gitti ölüme. Bu vatan böyle kurtuldu, bu devlet böyle kuruldu. Gazi Mustafa Kemal de yalnızca tek bir madalya taktı göğsüne; “istiklal madalyası”. Şimdikiler memlekete ne hizmeti yaptıkları belli değilken onlarcasını takıyorlar. Bunlara bir tane daha eklenecek; Lübnan’da hizmet madalyası!

Yıl 1950-1953 arası… Kore’de ABD’nin yaptığı bir savaş. Yine dünyaya barış getirmek amacıyla ilan edilmiş bir savaş… Türkiye NATO’ya girmek istiyor ama ABD hayır diyor. Çünkü İkinci Dünya Savaşı’nda kanımız akmamış. Ve o günkü Başbakanımız yüzünde gülücüklerle, Dışişleri Bakanımız da pek mesut ve bahtiyar bir çehreyle Türk askerini oraya gönderdi.

Kore savaşı insanlık adına, barış için yapılmıştır. İddia buydu.

Başkan Truman, “Eğer Rusya demirden bir yumruk ve kaba bir lisanla karşılamazsa, bir dünya savaşı kaçınılmazdır”, diyordu. Başkan’a göre, onlar tek bir dilden anlarlardı: “Kaç tümeniniz var?”

Bugünkü Başkan Bush’a göre de İran, Suriye, Hizbullah, Hamas tek bir lisandan anlarlar: “Kaç tümeniniz, kaç füzeniz var?”

Üç bin altmış dört Türk askeri kanını akıttı. Yedi yüz kırk bir şehit verdik. Puson’da yatıyorlar. Anadolu toprağına getiremedik. Ama Ortadoğu kulağımızın dibi, nakliye uçaklarıyla birkaç saat içinde taşırız. Sonuç ne oldu: NATO’ya girdik ama Yunanistan da girdi. Peki, sonra ne oldu? Akıtılan Türk askeri kanının bedeli olarak Kıbrıs adası Yunanlılara verildi.

Şimdi Lübnan’a asker gönderme konusuna bir de bu pencereden bakalım.

İsrail’e yedi milyar dolara mal olan, çocuk ve sivillerin öldürüldüğü, ahlaki değerlerin ayaklar altında çiğnendiği başarısız bir taarruzun sonucunda, İsrail’in ve ABD’nin silahlarını ellerinden alamadığı Nasrallah güçlerini Türk askerinin de içinde bulunduğu 22 ülke askeri dizginleyecek. Ya da önünde duvar örecek.

Bunu ne için yapacak? Bölgede Lübnan savaşı ardından ortaya çıkan barışı korumak için yapacaklar. Ortada barış var mı ki onu koruyacak BM gücü olsun!

Güvenlik Konseyi’nin almış olduğu 1701 sayılı kararın nasıl uygulanacağına dair ayrıntı ve netlik yok. Görev tanımı yapılmadı. BM bu konuda ikinci kez toplanıp, görev tanımı ve öteki ayrıntıları belirlemeyecektir. Bu durumda ne olacağını kimse bilmiyor.

Teknik olarak söylenen şu; Lübnan-İsrail sınırında 20 kilometrelik silahtan arındırılmış bir bölge oluşturulacak, buraya Lübnan ordusundan 15 bin kişilik bir kuvvet ve ona destek için de bir BM gücü konuşlandırılacak.

Türkiye’nin görevi içinde operasyonlar olmayacak, insani yardım ve lojistik destek verilecek denmektedir.

Türkiye alanda olmalı ki, masada da olabilsin denmektedir. Bu savları ortaya atarken, çok dikkatli olmak gerekiyor.

Buradaki sorunun ana kaynağı, ABD’nin küresel senaryolarının hayat bulabilmesi için, Ortadoğu’daki başkaldırının ve olası direncin kırılması amacıyla İsrail’i operasyon gücü olarak kullanmaktır. İsrail’in hedefi, amacı Hizbullah, Hamas, gibi bir dizi direniş grubunun terörist olarak ilan edilip, silahlarını ellerinden almaktır. Ama bunu askeri olarak denedi başaramadı. BM barış gücünden bu bekleniyorsa, o zaman Türkiye’nin de içinde bulunacağı bu askeri güç ABD’nin ve İsrail’in stratejisinin birer taktik gücü olarak anlaşılacaktır. Öteki ülkeler neyse de, Türkiye tarihi boyunca bunun altından kalkabilir mi?

Bosna sorununa ve Afganistan’a Türk askerinin gönderilmiş olması kimseyi yanıltmasın. Her iki coğrafyanın ve orada yer alan taraf güçler ile çevre ülkelerin soruna ve soruya bakışları Ortadoğu’ya göre çok farklı.

Kafamı karıştıran bir başka konu daha var. Türkiye, bölge ülkesi, buraya asker göndersin tamam da Avrupa’nın Asya’nın hatta Okyanusya ülkelerinin askerleri niye geliyor. Sonraları o askerlerin ülkeleri de mi harita çizilirken, bölge paylaşılırken, masada olacaklar. Birisi beni bu konuda inandırsın.

Genelkurmay’ın tavrı ne olur?

Eğer hükümet asker yollama kararı alırsa, Genelkurmay “baş üstüne” der ve askerini yollar. Ama tek bir şey bilmek ister; açıklıkla görev ve sorumluluğum ne olacak. Siyasilerin aklına gelmez ama bölgeye gönderilecek Türk askerine güneş gözlüğü takmaması uyarısını da yapar!

Bu konu daha çok tartışılacak. Bu arada, televizyon ekranlarında adlarının altında “stratejist” yazan adamlara da çok dikkat edelim. Uyarısını da yapmış olayım. Daha düne kadar televizyonda sokak röportajları yapan bazı şahsiyetler bugün, strateji merkezi başkanı olarak programlarda boy gösteriyorlar. Anlatıyorlar da anlatıyorlar…

Yazıyı bitirirken, büyükannemin zaman zaman söylediği bir sözü sizle paylaşmak istiyorum: “Eli açık adamsın diyerek maldan; yiğitsin diyerek candan ederler”.

Kore’yi unutmayalım diyorum!


Erol Mütercimler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir