Lübnan’a asker pazarlığı savaştan önce başladı!..

Kendimizi kandırmayalım. Lübnan´a asker gönderme isteğinin altında ne Türkiye´nin bölgesel gücünü yaygınlaştırması var ne de Lübnan halkını İsrail saldırılarından koruma ya da ateşkesi güvence altına alma düşüncesi

Türkiye ile İsrail arasındaki sır dolu anlaşmaların bölgesel etkilerini ortada iken, Türkiye ile ABD arasında Yeni Ortadoğu Dizaynı´na ilişkin temel alanlarda işbirliği bu kadar güçlü iken, ateşkes kararının bütün maddeleri ABD tarafından hazırlanmış ve İsrail´e danışılmışken, “uluslararası güç” bir ABD planı iken, insani gerekçeleri öne sürüp bölgede asıl yapılması planlanan düzenlemeyi gizlemek, Türkiye´nin bu düzenlemedeki rolünü hasıraltı etmek, asker gönderme konusunu mecrasından çıkarmak, asıl tartışılması gerekenleri ertelemek kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.
Lübnan´ın güneyinde 30 kilometrelik bir tampon bölge oluşturulacak. Göstermelik bir Lübnan ordusu buraya yerleştirilecek. Aynı anda bir de 15 bin kişilik yabancı güç.. Ülkesini korumak bir tarafa, Lübnan ordusunun kendini koruyacak hali yok. Güney´deki Lübnan-Suriye sınırı bu güçler tarafından kontrol edilecek. Hizbullah bölgeye hapsedilecek. Lübnan´a gönderilecek gücün bunlardandan başka hiçbir görevi yok.
Yolları, köprüleri tamir edecekseniz edin. Ekonomik yardım yapacaksanız yapın. Harabeye dönen köyleri imar edecekseniz edin. Ama “biz gideceğiz, ama Hizbullah´ın silahsızlandırılmasına karışmayacağız” diyerek ne kendinizi ne de bizi kandırın! Konuyu sorgulayanları da boş laflarla suçlamayın sakın! Bu ülkenin hassasiyetlerini başka güçlerin bölgesel heveslerine kurban etmenin adı ne zamandan beri “çıkar” oldu?
Biz, bugüne kadar bölgede olanların hemen hepsini doğru öngördük, maalesef bütün endişelerimiz gerçek oldu. Türkiye, asker gönderirse ve gücü yeterse bu silahsızlandırmada rolünü oynayacak, bu kesin! Çünkü görev tanımı Türkiye´nin dışında yapılıyor. Tanımı yapanlar, Hizbullah´ı terörist örgüt görüyor ve hesaplarını bu gücün silahsızlandırılması üzerine kuruyor. Açık konuşalım: Türkiye´nin Lübnan´da ABD ve İsrail´in çıkarlarını korumaktan başka hiçbir misyonu olmayacak!..


ÇOK YAYGIN VE YIKICI!
İsrail saldırıları bütün şiddetiyle devam ederken, İngiltere üzerinden İsrail´e füze taşımak için hava koridoru kurulurken, ABD gemileri İsrail´e askeri mühimmat taşırken, İncirlik´ten nakledilen konteynerları durdurduk mu? Kaç yıldır İskenderun Körfezi´nden Irak´a sevkıyat yapılıyor, durdurduk mu? Ama biz, Hizbullah´ın silahsızlandırılmasına ateşkesten önce başladık. Silahsızlandırdığımız aslında Hizbullah değil, Güney Lübnan´da harabeye dönen evlerini savunan insanlardı. ABD ve İsrail´in baskılarıyla sınırlarımızı sıkı kontrol altına aldık. Askeri mühimmat diye insani yardımları bile engelledik.
Hal böyle iken, ABD basını, İsrail kaynakları hâlâ Türkiye´den Hizbullah´a silah sevkıyatı yapıldı iddiasında bulunabiliyor. Türkiye üzerinden Suriye´ye ve oradan da Hizbullah´a kamyonlarla “seyyar füze bataryası ve bu bataryalara ait parçalar”ın gönderildiğini iddia edebiliyor.
Oysa aynı tarihlerde Türkiye, ABD baskılarıyla İran kargo uçakların indirip arıyor, bazılarını ise geri gönderiyordu. Türkiye ve Irak, Suriye´ye gidecek İran uçaklarına hava sahasını kapatıyordu. Mesela; 15 Temmuz´da, savaşın başlamasından üç gün sonra, ABD istihbaratı harekete geçiyor, 19 Temmuz´da Mahrabat Havaalanı uydudan kontrol altına alınıyor, 20 Temmuz´da Şam´a gitmek üzere havalanan Ilyushin Il-76 tipi kargo uçağına ABD´nin baskısıyla Türkiye hava sahasını kapatıyor ve Tahran´a geri gönderiyordu. 22 Temmuz´da ise iki İran uçağı Türkiye´de indirilip aranıyordu. Oysa İran, Türk uçak ve helikopterlerine kendi topraklarında PKK´ya karşı askeri operasyonlar için hava sahasını açıyor, Türk askerine Van ve Hakkâri´den Urumiye´ye geçiş izni veriyordu.
Yani Türkiye, Hizbullah´ın silahsızlandırılmasına daha savaş sırasında başladı. ABD ve İsrail istihbaratının her talebini yerine getirdi. İncirlik´ten İsrail´e yardım için kalkan ABD uçaklarına izin verilmemesi hikayesine inanan yok herhalde…
Ateşkesin her an bozulacağı beklentisi ortadayken, Lübnan´daki gruplar arasında gerilim tırmanırken, ABD ve İsrail´in bir sonraki adımının savaşı bölgesel düzeye çıkarmak olduğu biliniyorken, ABD savaş gemileri Lübnan sularına ilerliyorken, İsrail nükleer denizaltı filosunu güçlendiriyorken ve “olası acil durum için” taktik nükleer silahları hazırlıyorken, öncekinden çok daha yaygın ve yıkıcı bir savaşın ön hazırlıkları yapılıyorken binlerce askeri o bölgeye gönderip de krizlerin dışında tutmanın mümkün olacağını kim söyleyebilir?
Asker gönderme kararının ateşkes kararından hatta savaştan önce verildiği ortada. Kararı hazırlayanlar, Güvenlik Konseyi´ne sunanlar, “uluslararası güç” planlamasını yapanlar Türk askerinin bölgeye gönderilmesini de karara bağladılar. Son birkaç aydır Türkiye ile ABD arasındaki görüşmelere dikkat edelim. Pazarlık İsrail saldırılarından önce başladı. Bütün görüşmelerde bölgeye Türk askeri gönderilmesi vardı. Saldırılar devam ederken de pazarlıklar sürdü. Türk askerinin oraya gönderilmesi, İsrail saldırıları kadar ABD planlamasına dayanıyor. “Irak´a gitmedik bari Lübnan´a gidelim” hevesi, ABD´ye yaranma isteği ve İran´ın bölgesel etkisini kırma misyonundan başka hiçbir gerekçe yok burada. Bu da bizi, beklenen bölgesel savaşın açıktan tarafı haline getiriyor..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir