MARKALAŞMADA BEDELİ TÜKETİCİ ÖDÜYOR

Türkiye’de bir kampanyadır gidiyor. Birkçok kurum ve kuruluş markalaşalım, marka olalım, markalaşma sayesinde Çin’i yeneriz gibi çok güzel demeçler veriliyor.


Evet bende aynı kaanatteyim başarının sırrı MARKALAŞMA’dan geçer dahi diyorum(dum) Ama artık demiyorum çünkü dedikçe bu işin mailyeti tüketiciden çıkartılıyor. Yani firmalar markaya yaptıkları yatırımın her yeni TL’sini TÜKETİCİ’den çıkartıyorlar.


Nasıl mı? Marketlerden süt istiyorsunuz bir litre süt markalı olursa 1 milyon 750 bin, markasız bir ürün olursanız 1 milyon liraya alabilirsiniz. Yine 19 litrelik bir damaca su bir milyon 750 iken markalı su alırsanız 3 milyon 750 bin lira. Örnekleri devam ettirebiliriz. Bisküvi markalı olursa aynı gramaj, aynı kalite ama fiyatı markalı olduğu için yüzde 100 nerdeyse daha pahalı…


Bu kadar da olmaz değil mi? Bu gıda da giyim, ev eşyası vb gibi ürünlerde de eğer aldığınız ürün markalıysa daha pahalı ödeme yapmak zorundasınız… Hemen şu soruyu sorabilirsiniz? Tamam pahalı ama kalitelidir. Diğerleri kaliteli değilmi? Tam tersi daha da kaliteli.


Sakın yanlış anlaşılmasın merdiven altı üretim dediğimiz kaçak üretilen, hiçbir denetimi olmayan ürünleri alın demiyorum. Özellikle standartlara uymadan yapılan gıda ürünlerinin hepsinden kaçının.


Benim kastettiğim marketten veya bir mağazadan ürün alıyorsunuz markalı olana diğerinden daha fazla ödüyorsunuz. İşte burda bir yanlışlık var gibi geliyor. 50 milyar doları bulan Türk perakende sektörü, yabancıların da gelmesiyle büyük rekabete sahne olacak.


Bugün Türkiye’de toplam 204 bin perakende satış noktası var ve toplam perakende tüketiminin yüzde 60’ını gıda, yüzde 40’ını gıda dışı tüketim oluşturuyor. Marketlerde ortalama kâr marjı ise yüzde 17-25 arasında kar ediyorlar. Ama 50 milyar dolarlık sektörün Tüketiciyi Koruma Derneklerinden aldığımız bilgilere göre ortalama yüzde 20’e hatta bazen yüzde 50’ye varan ürünleride var markaya ödüyoruz.


Düşünün yılda 10 milyar dolarlık bir bölüm markaya veya abartılı ambalajlara gidiyor. Son 13 yıl içinde Türkiye’de marka başvuruları 35 kat arttı. Devlet marka tanıtımı için firmalara süresiz teşvik sağlıyor ve harcamalarının yüzde 75’ini karşılıyor.


Versace ve Lagerfeld gibi ‘ünlü modacıları keşfeden adam’ olarak tanınan Amerika’nın bir numaralı trend analizcisi David Wolfe, Perakende Günleri’nde yaptığı bir konuşmada, geleceğin şu an yaşandığına dikkat çekerek, “geleceği şu an yaşıyoruz, onun için daha çok tüketiyoruz” dedi.


Wolfe konuşmasını şöyle sürdürdü: “Az üretilen daha çok tüketiliyor. Az üretilene daha çok rağbet var. Stoklardan çok müşteri var. Bugün insanlar daha güvenli yaşamak istiyorlar, bunun için de bedel ödemeye hazır birçok tüketici var.


Günümüz insanları artık fast-food yiyeceklerden kurtulup pahalı ama sağlıklı yiyecekler yemek istiyor. Doğal ve basit bir yaşama doğru yöneliş var. Herşeyin doğal olması önemli değil doğal görünsün yeter.” Renkli yaşamayı sevdiğimizden de bahseden Wolfe bunun için daha çok para harcamayı isteyen kişilerin sayısının giderek arttığını söylüyor ve diyor ki “….Artık bir diş macununa bin dolar vermek insanlar için daha cazip olacak. Aynı kalitede olmasına rağmen sırf fiyatı daha pahalı olduğu için insanlar pahalı olanı tercih edecekler “


Wolfe, dünyada artık tek rengin siyah olmadığını da dile getirerek konuşmasını şöyle tamamladı: “Artık tek renk siyah değil. Ne kadar renkli o kadar mutlu oluyor insanlar. Hatta renklerin birçok tonlarını kullanmayı istiyor. İç mimaride, giyimde hatta gıda ambalajlarında bu daha çok önemseniyor.


Canlı renkler moda ve modası da geçmeyecek.” Evet firmaların neden habire markaya yatırım yaptıklarını anlıyorsunuz değilmi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir