Marry Christmas – Simgeler ve İnanç

Özünde Hz. İsa’nın doğum günü kutlanması yatsa da, alışverişin öne çıktığı bir bayram yaşanıyor aslında

Özellikle Amerikalılar ve Kanadalılar başta olmak üzere ve tabi ki Avrupalılar, son bir aydır sürdürdükleri Christmas (Hz. İsa’nın doğum günü) alışveriş çılgınlığına, yılbaşına kadar da olsa kısa bir süreliğine, ara verdiler. “Alışveriş çılgınlığı” kelimesinin abartılı bir ifade olmadığını belirtmek için, gecen yıl açıklanan istatistiklerde her Kanadalı ve Amerikalının 1000$ -2000$ arası harcama yaptığını söylersek herhalde daha iyi anlaşılmış olur.



Özünde Hz. İsa’nın doğum günü kutlanması yatsa da, alışverişin öne çıktığı bir bayram yaşanıyor aslında.

Peki nedir insanları bu derece alışverişe iten sebepler?


Bir ay öncesinden başlayan Christmas şarkıları, her sokağın ışıklarla süslenmesi, yollarda Noel babaların dolaşması, ekranlarda ve sinemalarda Christmas filmlerinin gösterilmesi


insanları bu havaya sokmak için yeter de artar sanırım. Böyle bir ortamda bu olayın bir parçasıymış gibi aşılanan ve insanların birbirine küçük hediyeler vermesi kisvesine büründürülen bu sarmaldan kaçmanın imkansızlığını tahmin edersiniz artık. Öylesine büyük bir baskı ortamı oluşturulmuştur ki param yok, beni ilgilendirmez gibi bahanelerin arkasına sığınamazsınız. Hatta buna en iyi örnek olarak yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum. Annesi Hiristiyan babası Yahudi kökenli olup kendisi Ateist olan bir arkadaş bana uğramıştı. Biraz sohbetten sonra kalkması gerektiğini söyledi. Gerekçesi ise henüz Christmas alışverişi yapmadığı ve mutlaka birseyler alması gerektiğiydi. Sanırım kitaplarda okuduğumuz kapitalizm bu olsa gerek; istemesende yapacaksin bu düzene uyacaksın aksi halde dışlanırsın.

Türkiye’de yaşadığım bayram coşkusuyla burada yaşanan hareketliliği karsılaştırdığımda arada ne kadar büyük farklar olduğunu görmemek elde degil. Bayramlarda ancak alınan bir çift yeni ayakkabı veya bir pantolon bizleri nasıl mutlu ederdi. Fakat bir yıl boyunca aynı ayakkabıyı veya pantolonu giymek zorundaydık. Oysa burada ihtiyaçtan ziyade alınmak için alınıyor eşyalar. Kurban bayramında evine et girecek diye sevinirken memleketimin insanı, burada insanlar birbirine gift card (hediye kartı) veriyor. Kaç paralıksa hediye kartı gideceksin bir mağazaya ve harcayacaksın, yani tek felsefe harca harca, harcat…

Bu, olayın küçük bir sosyo-ekonomik yönünü yansıtıyor. Olayın dinsel yönüne bakarsak, bununda nasıl kapitalizmin mucitleri tarafından yozlaştırıldığını görüyoruz. Christmas’ın vazgeçilmezi olarak yerleştirilen çam ağacı olayı herkesin bildiği bir şeydir. Çam ağacı çeşitli süslerle ve renkli küçük lambalarla süslenir. Her eve ve nerdeyse şehrin her yerine konur birer tane. Çam ağacına yüklenebilen tek anlam ise noel babanın gelip ağacın altına hediye bırakacağı uydurmasıdır. Tabi bu işin Hz. Isa ile veya Hıristiyanlık inancıyla hiçbir ilgisi olmamasına ragmen, çam ağacı Christmasın bir simgesi haline getirilmiştir. Kimsenin-Kurban bayramı için Müslümanlara ‘hayvan katliamı yapıyorlar’ suçlaması gibi- bu bir ağaç katliamıdır demeye ya da sorgulamaya hakkı yoktur. Bu konuya ilişkin olarak geçen hafta biri Amerika’da diğeri ise Kanada’da yaşanan iki olayı sizlere aktarmak istiyorum. Amerika’nın New Jersey şehrinin hava alanına koyulan noel ağacının Hıristiyanlığın bir simgesi olduğunu söyleyen bir Yahudi rabbası ağacın kaldırılmasını ister. Görevliler önce ağacı kaldırır (sanırım söyleyenin Yahudi olmasından!). Ancak olayın medyaya yansıması sonucu büyük tepki gelir ve ağaç yerine yeniden konur. Kanada da ise bir hakim mahkeme girişindeki Noel ağacının kaldırılması için talimat verir. Onun gerekçesi daha mantıklıdır: Mahkemeye gelen çeşitli dinden insanların Hıristiyanlık inancı simgesi olan noel ağacından rahatsız olabileceği düşüncesi.


Her ne kadar hâkimin kararı daha mantıklı nedene otursa da, bizim görmeye çalıştığımız birilerinin dışardan bazı öğeleri kendi çıkarları uğruna simgeleştirmesini ve bunu dayatmasını kaçırmış olması. Tabi ki bu olaya da anında tepkiler geldi. Ağacın bulunduğu yere küçük hediye paketleri bırakılması, bazılarının kollarına ve bacaklarına ışıklar bağlayıp orda durması olayın komedi boyutunu oluştursa da, insanların bir şeye körü körüne bağlanması, olayın traji-komik yönü olması acısından ürkütücüydü.

Son olarak “ürkütücü” kelimesinden yola çıkarak bu olayın birde milliyetçilik yönüne değinmek istiyorum.


Radyo kanallarına bağlanan dinleyiciler, televizyon show programlarında konuşan bir çok kişi bunun kabul edilemiyeceğini, dışardan gelen bir kaç “çapulcuya” bu ülkenin bırakılmayacağını söylediler. Oysa ki Kanada’daki olay itibariyle kararı veren Kanadalı bir hâkim, Amerikadaki ise bir Amerikalıdan daha fazla Amerikalı kesilen bir yahudi rabbası. Bana göre bu olay bir süredir Amerika’daki ve Kanada’daki “yığınları” milliyetçilik yörüngesine oturtmaya çalışan toplum önderlerinin hanesine yazılması gereken bir artıdır.

11 Eylül’de Amerika’da yaşanan ikiz kulelerin uçakların çarpması sonucu yıkılması hadisesi hepimizin kafasına 9-11 simgesi ile kazındı. Bu olayla birlikte tüm dünyada yaşananları hepimiz biliyor ve hala etkilerini maalesef yaşıyoruz. Bu olayın ardından Amerika ve Kanada gibi dünyanın her yerinden gelmiş insanların oluşturduğu harmonik yapının milliyetçilik harcıyla yeniden yoğrulmaya çalışılması ise burada yaşayanların tanık olduğu bir travma. Yakın geçmişte bu ülkelere gelip vatandaşlık hakkı elde eden insanları bu sistemin içinde eritmek için biçilmiş kaftan işlevi gören 9-11 vakasının kurmayları, herkese saflarını belirlemeleri emrini buyuruyor. Eger buradaysan, bizimle yaşıyorsan simgelerimizi benimseyecek, bol miktarda para harcayacak, vergini verecek, bizleri ‘yıkmaya çalışan teröristlere’ lanet edeceksin. Kısacası bizim kurallarımıza uyacaksın. Beğenmiyorsan çekip gitmekte özgürsün.


Türkçeye, “Ya sev, ya terk et.” diye çevirebilirsiniz.!

Bütün bunların üstüne bir Hollywood filmi önermek biraz garip olacak sanırım.


Yine de izleyenlerin bir kez daha, izlemeyenlerin ise mutlaka izlemesini umarak sizlere başrollerini Robert De Niro ve Dustin Hoffman’ın paylaştıkları Wag the Dog (Türkceye ‘Başkanın Adamları’ diye çevrilmişti) filmini izlemenizi öneririm.

Marry Christmas North America, Kurban bayramın mübarek olsun Türkiye…

*Cemil Aktı/Kanada/haber10

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir