MASKELERLE GEZMEYİN…

Bir dostumla beraber bir çalışmanın içerisine girdiğimizde kendimizi bu kadar derin bir konunun içerisine gireceğimizi açıkça ummuyorduk. Neydi bu çalışmamız? Kişinin kendini kandırması ve kendini kandırmanın topluma etkisi konusunda bir çalışma yapalım dedik. Bu çalışmaya bizi sevk eden ise iki değerli hocamız Dr. Mustafa Merter, ve Ziya Eryılmaz oldu.

İlk işimiz tabii ki psikoloji bilimi ile tanışmak oldu. Ankara’da merkezi olan Psikologlar ve Psikiyatristler Derneğinin kurslarına katıldık. İki ayı aşkın süredir katıldığımız bu kurslardan sonra yine diğer hocalarımızın tavsiyesi üzerine birçok filmler izledik. Dünyada ve Türkiye’de vizyona girmiş kendini kandırmayla alakalı, insanı tanımamıza yardım eden filmleri takip ederek, ayrıntılı bir çalışma yaptık. Daha sonra ise bunları tabi ki hocalarımızla da paylaştık…



İlk başta amatör bir çalışma olarak ortaya çıkmıştı ama sonuçta baktık ki bu kartopu gibi büyüyor ve toplumu derinden sarsan adeta virüs gibi tehlikeli olan KENDİNİ Kandırma hastalığının aslında sadece kişinin kendisine değil topluma da ne kadar zararlı olduğunu anladık… Elbette bunu ilk önce kendimize uyguladık ve şu ana kadar ne kadar süredir kendimi(zi) kandırdığımızın farkına vardık.



İnsanları dünyada sıkıntıya ve görünmez azaplara sürükleyen konulardan biri, kendilerini kandırmaları ve gerçek olmayan şeylere inanmalarıdır. İnsan telkin yoluyla inanmak istediği bir konuda kendini istediği şekilde ikna edebilir; olayları görmek istediği gibi yorumlayıp buna öylesine inanır ki, aksini savunanların, doğru söyledikleri çok açık olduğu halde büyük bir yanılgı içerisinde olduklarını düşünecek hale gelebilir. Bu konuyu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz: Bir insan, kendi kendine yaptığı telkin ile arkadaşlarının kendisini yeteri kadar sevmediğini düşünebilir. Karşılaştığı tüm olayları bu doğrultuda yorumlayıp haklılığına dair pek çok delil oluşturabilir. Karşı taraf kişinin bu inancını kıracak şekilde doyurucu konuşmalar yapsa, tüm tavırlarıyla aksini ispatlasa dahi kendini bu konunun doğruluğuna ikna eden bir kimse, bunların hiçbirine itibar etmez. Her detayı kendi inancını daha da pekiştirmek için kullanır, sürekli kendini inanmak istediği şeye inandıracak yeni deliller üretir. Oysaki ortada böyle bir şey yoktur. Ama bu kimse dünyayı kendi görmek istediği gibi görür, olayları da kendi yaşamak istediği şekilde yorumlar ve bu sebeple de sürekli azap içinde yaşar….



Avusturya’da çok meşhur kadın doğum hastanesinin başhekimini, doğum sonrası anne ölümlerinde büyük artış olması epeyce üzüyordu. Öyle ki birçok kişi hastane yerine evde doğumu tercih ediyordu… Doktor o kadar iyi niyetli ve kendisini işine veriyor olmasına rağmen bir türlü anne ölümlerine çare bulamıyordu. Neden anneler doğumdan kısa bir süre sonra ölüyordu ? Bir müddet sonra konferans için kısa bir süreliğine hastaneden ayrılan başhekim, geri döndüğünde ölüm oranlarının yüzde 80 oranında düştüğünü görüyor ve şaşırıyor. Nasıl oldu da ölüm oranları yüzde 80 düzeyinde iken tam tersi düşüş olmuştu? İşin aslı şöyleydi: Burası bir araştırma hastanesiydi, kadavra ile uğraşıyorlardı. Doğum olduğu zaman aynı doktorlar doğuma giriyorlardı. Tabii gereken dezenfekte yapılamadığından veya eksik yapıldığından kadavradan bulaşan mikroplar kısa bir süre içerisinde zayıf ve korunmasız durumda olan anneye bulaşıyor ve onun ölümüne sebep oluyordu. İlk iş araştırma ile yani kadavra ile uğraşan doktorların doğuma girmesini engellemek oldu. Hastane başhekimi kendi kendine şöyle diyordu: “Biz bir taraftan araştırma yapıyor, insanların yaşamasına uğraşıyorduk ama öbür taraftan da kaç kişinin ölümüne sebep olmuştuk…” Aynı doktorumuz daha sonra sözlerini şöyle sürdürüyor:”Kişinin kendini kandırması ise bundan daha tehlikeli sonuçları daha ağırdır…



Evet değerli okurlarımız sizleri hazırlamış olduğumuz ve birçok değerli kaynaktan istifade ederek derlenen bu sunumu izleminizi tavsiye ediyorum. Dediğimiz gibi Dt. M. Bilal Alkan kardeşimizle yaptığımız bu sunum öncelikle bizim kendimizi tanımamıza vesile oldu. Bu sunum sırasında bizlere destek olan tüm hocalarımıza, bilgilerini bizlerle paylaşan köşe yazarı meslektaşlarıma ve Marmara Ü. Ve İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi hocalarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Elbette hatalarımız, eksiklerimiz olacaktır veya ilave etmeyi unuttuğumuz hatta teşekkür etmeyi unuttuğumuz kaynaklar olacaktır şimdiden affınızı istirham ediyoruz… Sunumun indirilmesi biraz zaman alabilir ama biraz sabır tavsiye ediyoruz


SUNUMU BURAYA TIKLAYARAK İNDİREBİLİRSİNİZ



http://www.humyo.com/DrsDYrw/sesli_sunu.rar?a=eCU94dxV3c8





Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir