MAYMUNLAR CENNETİ HİRA

Mekke’ye gelişimin dördüncü günündeyim. Kâbe sevgisi içimde gün geçtikçe büyürken bir yandan da çevreyi dolaşıp bu kutsal toprakların her bir köşesini içime sindirmek istiyorum.


Bu gün ki istikametimiz “Hira Mağarası”


Ağustos ayının en kavurucu günleri ve Hira dağı 85 derecelik eğimi ile ancak dağcıların cesaret edebileceği bir yükseklikte.


Ama buraya kadar gelmişken Hira‘yı görmeden gitmemiz imkânsız.


Sabahın ışıkları henüz ışımadan ayaktayız ve hemen sabah namazının ardından yola koyuluyoruz.


Dağın eteklerine geldiğimizde araba “İşte buraya kadar, bundan sonrasını siz çıkacaksınız” diye bizi yolda bırakıyor.



Başımızı kaldırdığımızda bütün heybeti ile üzerimizde yükselen Hira’yı görüyorum. Burada Resulümün, burada Cebrail (a.s) ayak izleri var. Heyecanım gittikçe artıyor. Çünkü birazdan zirvede olacak ve hakkında çok şey duyduğum bu mağarayı göreceğim.


Çok zorlu bir tırmanışla yola devam ediyoruz, çünkü yanlış bir adımda kendinizi aşağıda bulabilirsiniz. Elimizden eksik etmediğimiz su kaplarından bir yerde yudumlarken bir yandan da üstümüzü ıslatıyoruz.


45 dk süren bu tırmanışın sonunda nihayet zirvede, dağın en üst noktasına varıyoruz.


Burada uzun bir süre kalıp dinlenmeyi beklerken tabi ki büyük bir sürprizle karşılaşacağımızdan habersiziz.


Zirvedeki mağaranın her tarafı maymunlarla dolu, yani şu an “Maymunlar Cennetindeyiz” .



Maymun derken öyle sevimli yaratıklar diye düşünmeyin. Bunlar sanki goril yavrusu ve elinizde bulunan ne varsa çalıp götürüyorlar.


İçlerinden biri daha soluklanmağa fırsatım olmadan elimdeki su şişesini kaptığı gibi gidiyor. Ve gözümün önünde kapağını açıp şişeyi inat yapar gibi yüzüme baka baka içiyor. Burada en kıymetli şey su, ama yapacak hiç bir şey yok artık suyum onların elinde. Burada daha nice insanların canını yaktıklarını anlatıyorlar. Kamera, çanta, fotoğraf makinesi gibi şeyleri alıp parçaladıkları söyleniyor. Bunu duyunca elimizdekilere sımsıkı sarılıyoruz. Ama anlaşılan bize rahat verecekleri yok. Peşimizde dolaşıp elimizdekileri almak için durum kolluyorlar.


Onlara rağmen biz vazifemizi yapmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.



Şimdi Maymunlar Cenneti HİRA’ dayım Sevgili Peygamber Efendimize Cebrail (a.s) göründüğü ve İlk vahinin geldiği yerdeyim. Çıplak ayaklarla o topraklara basıyorum. Bura HZ Peygamberin ve Cebrail (a.s) ayak izleri var. İlk vahi ile dünyanın akışını değiştiren Muhammed (s.a.v) Efendimizin yaşadıklarını düşünüyorum.


Neden bu kadar dik ve yüksek bir tepeyi seçtiğini anlamaya çalışıyorum. Sonra burada ki Maymunlara rağmen mekânın maneviyatını soluyunca sorumun cevabını alıyorum.


Burada Allaha çok yakın olduğunuzu hissediyorsunuz. Sanki “O” sesinizi burada daha iyi duyuyor veya siz sesinizi ona daha kolay duyuruyor hissine kapılıyorsunuz. Bu kadar zor ve meşakkatli bir yola katlanmak her şeye değer doğrusu.


Allah Resulü etrafındaki putlara tapan Allahın Hanif dininden olmayan insanlara rağmen hayatı boyunca hep tek bir Allaha inanmıştı.


Senenin belirli gününde yanına hurma, su ve bir parça ekmek alarak bu dağa çıkar ve mağarada Allah ile baş başa kalırdı. Yine bir gün burada yalnız olduğu bir zaman şöyle bir ses duyar.


“Ey Allahın resulü sana selam olsun”


Etrafına bakıp sesin sahibini aradığında ise sadece kayalar ve taşlar olduğunu görür.



Aylardan ramazandır. Birden karşısında bir melek görür.


Melek ona İkra” oku der.


“Ben okuma bilmem ki” diye cevap verir.


Melek ona bir adım atarak yaklaşır ve sarılır.


Onu kuvvetle sıkar ve tekrar “İkra” oku der


Ben okuma bilmem diye tekrarlar Muhammed (s.a.v). 3 defa ona sarıldığında onu kuvvetlice sıkarak,


“Yaradan Rabbinin adıyla oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı.” Oku, Senin Rabbin en büyük kerem sahibidir. Ki o kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti.


Ve bu sözleri o da tekrarlar.


Cebrail (a.s) onu bırakıp gider. O da korkarak hemen mağarayı terk edip evin yolunu tutar. İnerken her yeri kaplayan bir ses işitir.



EY Muhammet Sen Allahın Resulüsün, ben de Cebrail’im” Şimdi onu gerçek görüntüsü ile görmektedir. Başını çevirdiği her yerde onu görür. O bütün ufku kaplamıştır.


Tekrar “EY Muhammet, Sen Allahın Resulüsün Bende Cebrail’im” diye tekrarlar.


Nihayet melek gözden kaybolunca o da koşarak evine döner. Vücudunun her tarafı titremektedir.


Bu şimdiye kadar hiç yaşamadığı bir durumdur.



Eve gelince olanları eşi Hatice’ye anlatır. Hatice de koşarak yaşlı ve kör olan kuzeni Varakaya ondan duyduklarını nakleder.


Varaka “Hay Allah der. Muhakkak ki Muhammed’e Musa’ya gelen gelmiştir, Muhammet Halkının Peygamberidir. Şimdi eve git ve onu yatıştır”. Ama şimdi ona yalancı diyecekler, onunla alay edecekler, ona kötü davranacaklar, onu bu şehirden kovacaklar. Hatta ona karşı korkunç bir savaş açacaklar. Eğer ben o günleri görürsem ona mutlaka yardım edeceğim.” Der


Hatice Varakanın ona güvenmesiyle güç bulur. Hz Muhammed (s.a.v)Efendimiz Semadan kendisine gelen ikinci vahiyle imanı daha da güçlenir.


İşte şimdi İslam güneşinin ilk ışıklarının ulaştığı ilk vahinin geldiği HİRA’ dayım. Burada gözlerini üzerime dikmiş her an üzerime saldıracakmış gibi bakan Maymunların Cennetindeyim.


Ve onlara rağmen burada çok mutluyum.


(Mekke anılarım)


Güzin Osmancık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir