MECLİSTE HERANİ KONUŞALIM, EZANI SORANİ OKUYALIM, MEALLERİMİZ KIRMANÇİ OLSUN,KONUŞMAMIZ DIMILİKİ PEKİ YA SONRA

Türkiye Büyük Millet Meclisi`nde `Kürtçe` konuşma konusunda ısrar eden BDP Milletvekiller`nin kamuoyu etkileme stratejisini üstün bir başarı ile tamamladıklarına vurgu yaparak bu yazıyı kaleme alacağım. 


Çok hassas, çetrefilli bir konu. Ferman Karaçam`ın Diyarbakır Cezaevi`ndeki askerlik sürecinde Türkçe bilmeyen annenin oğlu ile konuşturulmayışı kadar hassas.


 Türk Silahlı Kuvvetleri`nin Oryantalizmin modern süreçte uygulamaya koyduğu `Bize İsteruk` oyununu deşifre ederek mecburen tavır almak durumunda kalacağı kadar hassas. 


Almanya`daki üçüncü ve hatta dördüncü kuşak Türklerin ne Almanca ne de Türkçe bilmeyen bir nesil olmaları kadar hassas. 


Kürtçe konuşmanın Fonetiğini duyduğumuzda irkilmemizi isteyenlerin oyunlarına gelmememiz kadar hassas. 


Türk Dili ve Kültürü`nü anlayamayarak onu `Çok oturgaçlı götürgeçlere` bindirme sevdası ile nice eserden günümüz nesline bi haber bırakan yanlışı icra edenlerin hatalarına düşmemek gerektiği kadar hassas. 


Kırk Hadisi ezberleyip sünnettir diye amel edenlerin Kur`anın ayetlerini okurken bunların manasını bilmedikleri için Kuran`ın anlamı ile buluşamayanların durumu kadar hassas bir konu. 


20 Milletvekilini istedikleri yerden seçtirebilen bu `elit` tabaka kamuoyuna da istediği refleksi verdirebiliyor ise, bunu görmemiz gerektiği kadar hassas bir konu. 


Peki ne olmalı.  


Ezanımız Arapça, namazlarda okuduğumuz sureler , ayetler Arapça, dualarımız Arapça… 


Amel için öğrendiğimiz hadisler, Peygamber Efendimizin işaretleri,  sözleri, emirleri, tavsiyeleri, bunlar da Arapça ama her nasılsa onları amel edebilmek için Türkçesini de öğrenmişiz… 


Bakın Araplara, kendi lehçelerini konuşurken anlaşabiliyorlar mı? Fasih Arapça`ya vakıf olmayanların ilmiye sınıfına dahil olmaları ne mümkün.  


Ortada ne bir vahdet var, ne de bir bütünlük. Fasih Arapça`yı ortak iletişim, yazı, uzlaşı dili yapmasalardı bugünü Arapları, Arapların adedince parçalanırdı. 


Ülke bütünlüğü açısından ortak uzlaşı  – aynı – iletişim kanalları çok önemli. Bu minvalde Türk Silahlı Kuvvetleri`nin dil tartışmasında bir şekilde taraf olmasını iyi tahlil etmek gerekir.


Dil perdesi gönül perdesinden önemlidir. Onu bir toplumun üzerinden kaldırdığınızda vay halinize.. 


Osmanlıca`dan kopuşun yaşattığı travmanın çok daha kötüsü yaşanır sonra. 100 yıl geriye gitmenin ne alemi var.  


Çoklu dil sahibi olmak varken. Bu satırların yazarı 4 dil biliyor. Siz de öyle yapın. Yoksa Prof. Dr. Helmut Ritter bile kurtaramaz sizi… 


Dilinde seslendirdiğinde kulağında anlamlı seslere dönüşen hangi lisana vakıf ise kişi, onunla bi hakkın anlamalı aynı zamanda işittiğini, okuduğunu, bildiğini.  


Ama kendini gettolaştırmadan, tecrit etmeden, koparmadan. Bunun ne anlama geldiğini en iyi gurbette yaşayanlar bilir. Ki bunlardan biri de benim.  


Medyanın da konuyu gündeme getiriş şekli çok iyi tartılmalı ve incelenmeli. Zira böylesine güçlü bir kamuoyu oluşturmadaki başarıya parmak mı ısırırsınız yoksa bu gür sadayı çıkartanı mı ararsınız. 


Fasihten mahrum Araplardan ders almalı… 


Yazımın başında da dediğim gibi… 


MECLİSTE HERANİ KONUŞALIM


EZANI SORANİ OKUYALIM


MEALLERİMİZ KIRMANÇİ OLSUN


KONUŞMAMIZ DIMILİKİ PEKİ YA SONRA? 


İşte sorun orada ya? Hangi Kürtçe?…


Mealler bile yok daha tam manası ile ortada.


Abdullah Varlı`nın “Qur`ana Pîroz u Arşa Weya Bilind”, Mele Muhammed Garsi Farqini`nin, “Meala Fîrûz Şerha Qur`ana Pîroz” ve Mele Muhammed`in, “Ronahiya Qur`ana Pîroz”un Kürtçe Kuran mealleri haricinde


Ehli insaf biri var mı beni bu konuda aydınlatacak?


 


 


 


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir