Meczuplar Kimdir ?

Meczup dendiğinde ilk akla gelen mana; deli!.. Osmanlı Türkçe’sinin zenginliğiyle bakacak olursak meczupla deli arasında hayli fark olduğunu görürüz.

Meczup dendiğinde ilk akla gelen mana; deli!.. Osmanlı Türkçe’sinin zenginliğiyle bakacak olursak meczupla deli arasında hayli fark olduğunu görürüz.

Meczup ve deli kelimelerine dair en anlamlı tanım şu; Akıl adamı terk ederse,‘’deli’’; adam, aklı terk ederse, ‘’meczûb’’ derler!..(1)

Meczup; cazibe kelimesinden de çağrışım yapacağı üzere, belli bir etkiye kapılmış, o tesirle kendinden geçmiş kimse demek!.. Cezbeye tutulmuş, demir tozlarının mıknatısa, pervanenin ateşe kapılışı gibi yoğun bir çekimle Hak Aşkında varlığını yitirmiş insan demek.(2)

Tasavvuf Ehli arasında meczupların hatırı sayılır bir yeri var!.. Kıssalarını okuduğumuz, hayatlarından ibret aldığımız bazı meşhur isimlerin meczup olduğunu biliyor muydunuz? İlahi Aşkın cezbesi ile kayıtlardan kurtulmuş, akışa kendini kaptırmış bir kısım zevat-ı kiram, kendi dönemlerinin ileri gelen şahsiyetlerine, hatta devlet başkanlarına bile örnek haller sergilemiş, manidar sözler sarf etmişler. Onlardan bir kaçı ile tanışalım istiyorum.

O Allah’ın Zatı İle Meşgul: İmam-ı Azam Ebu Hanife(rh.a) Kufe Camiindeki Fıkıh Halkasında öğrencilerine ders veriyor. O esnada kapıdan başını uzatan İbrahim b. Edhem (k.s)“ Esselamu Aleykum Ya İmam” diyerek selam verir.

Dersi kesen İmam-ı Azam, üstü başı pejmürde,garip kılıklı bu adamın selamını ayakta alır ve O gidene kadar yerine oturmaz. İmamın edep ve saygı içinde selam alışı talebelerin gözünden kaçmaz. İçlerinden biri sorar:
-Ya İmam!.. İbrahim bin Edhem meczup,siz ise bir büyük İslam Alimisiniz. Bunca hürmet niye?…

İmam şöyle cevaplar:
-Biz Allah’ın İlmi ile meşgulüz; O ise doğrudan Zatı ile meşgul!

İmam, meczup kelimesine böylelikle yeni bir anlam getirir; Allah’ın Zatı ile meşgul olan kişi!…

Birazcık Oturdum Canıma Okudular: Halife Harun Reşid’in halinden ve sözlerinden ilham aldığı meşhur Allah Dostu Behlül Dânâ(k.s) da meczuplar halkasındandır. Bir gün pervasızca saraya girer ve doğruca gidip halifenin tahtına oturur. Zabtiyeler Onu oradan indirmek için epeyce hırpalarlar.

Bu esnada içeri giren Harun Reşid askerlere engel olur. Harun Reşid vaziyeti sorunca güle oynaya saraydan çıkmak üzere olan Behlül şunları söyler:
-Birazcık tahtına oturdum, canıma okudular, dövdüler, hesap sordular. Sen ise yıllardır oturuyorsun, daha da oturacaksın, kalkmaya hiç niyetin yok. Senin hesabın nice olur ey Harun?!.. Seni ahirette çok döverler Ey Harun!…

Kalp İlmini O Bilir: Bağdat’ta zengin bir ailenin oğlu olarak doğan Bişr-i Hafi(k.s), etrafına topladığı arkadaşları ile evinde büyük bir eğlence tertip etmişti. Sokaktan geçen bir adam eve yaklaştı Bişr’in hizmetkarına sordu: ”Bu evin sahibi hür müdür, yoksa kul mudur?” Hizmetçi;
Hürdür efendim deyince adam: ”Kul olmadığı belli…Kul olsa Allah’ın mülkünde böyle pervasızca tepinmez, oyun ve eğlenceye dalarak kendini kaybetmezdi” dedi. Hizmetçi içeri gidip bu sözleri Bişr’e nakledince Bişr yalınayak sokağa fırladı, adama yetişerek söylediklerini tekrarlattı. O an içine düşen ateş ile tövbe etti ve Hakka yöneldi. Tövbe ettiği anda yalınayak olduğu için ömür boyu o anı hatırında tutmak üzere ayakkabısız gezdi. Bu sebeple Ona Hafi (yalınayak) lakabını verdiler.

….

Hanbelî Mezhebinin kurucusu İmam Ahmed bin Hanbel(rh.a), Bişr-i Hâfî`yi çok sever, devamlı yanına giderdi. Talebeleri; “Siz âlimsiniz. Hadîste, Fıkıhta, İctihadda ve bütün ilimlerde eşiniz yoktur. Niye Bişr-i Hâfî gibi birini sık sık ziyâret ediyorsunuz?” dediklerinde; “Evet, dediğiniz ilimleri ondan iyi bilirim. Fakat O, kalp ilimlerini benden iyi bilir.” dedi.

* * *

Bir yıl kadar önce, yaşayan bir meczup ile tanışmak kısmet oldu. Zaman zaman gidip gelen aklı ile oradan buradan anlattıklarının satır aralarında çok manalı sözler dinledim. İşte aldığım bazı notlar:

-Allah müslümanı değil, sıfat ve esmaını açığa çıkaranı sever!.. Batılılar ilim ve fende çalışarak Allah’ın İlmini, Sıfatlarını açığa çıkardılar. İnsanlığa hizmet ettiler. Allah, çalışanı, hizmet edeni sever.

-Ben Allah değilim ama, Allah benim!… Şaşırmayın, çözmeye çalışmayın, zaten çözülmüş.
BENİMsediğim için ALLAH BENİM!… Anladınız mı?.. Kim kendini Allah’a verirse Allah da kendini O’na verir!.. Hazineyi, hazine olan alır…

-Allah’ı Bilmekle Allah’ı Bulmak bir değil!… Cereyanı bilirsin. Elektrik mühendisi olup santraller de kurabilirsin. Bu, elektriği bulman, hakikatine varman demek değil. Ne zaman bulur, hakikatine varırsın?Cereyan seni çarpınca!.. Çarpınca cereyanın hakikatini anlarsın!… Hak Aşkına çarpılanlardır Allah’ı Bulanlar!…

-Kendine kadın almak için bir sürü para döktün. Hanımı kolay vermediler sana değil mi? Şimdi Allah’ı istersin. Bir hanım bile çeyiz, düğün, masraf istiyor da Allah kendini sana ucuz mu verir?

Pahası ağırdır Allah’a talip olmanın. Çile, sıkıntı, dertle verir Allah kendini… Anladın mı?!…

-Allah’ı bulmak için kendimi bulmam lazım. Kendimi tanımam için kendime gelmem lazım.

– Allah sende yoksa, sen de yoksun!.. Sen de yoksan, Allah da yok… İKİ DİYE BİR ŞEY YOK!.. İkilik yok, hepsi BİR, hepsi kendisi ZATen…

……………….

Değerli Dostlarım,

İster “Akılları yerinde değil, itibara almaya değmez” diyerek es geçin, ister bazı sözlerinden ilhamlar alın, Meczup Veliler; sıradan kulların anlayamayacağı ilahi cezbeye kapılmış ilginç zatlar.

Onlar üzerine araştırma yaparken Pîr-i Meczubân olarak ÜVEYS EL KARANİ (k.s) nin zikredilmesi bana oldukça ilginç geldi! Rasülullah’ın, hırka-i şerifini verecek kadar önemsediği, ”Rahmanın kokusunu Yemen’den duyuyorum” diyecek ölçüde yücelttiği, sahabesine; ”O geldiğinde duasını almaya bakınız. O kıyamette Beni Rebia ve Mudar kabilelerinin koyunlarının kılları adedince kişiye şefaat edecektir “ dediği Üveys el Karani de meczup ise; ben onların hiçbirine deli yada sıradan insan diyemem!…

Halleri kendilerine özel, durumları Allah İndinde Sırdır. Aslolan elbette cezbeye kapılıp kendini yitirmek değil, cezbeyi yaşayıp dengede tutarak cazibe merkezi bir mümin, nur saçan bir fener, ilim ve hal yansıtan bir gönül eri olmaktır. Üveys El Karani(k.s) başta olmak üzere meczubân, dervişân, arifân, mürşidân, âşıkân vb Gönül Ehline selam olsun…

İlim Okuyanlara da tıpkı İmam-ı Azam ve Hanbel gibi,kalp ehlinden feyizlenmeyi isteyecek farkındalık nasip olsun!..

Mehmet DOĞRAMACI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir