Medya AKP’yi Hangi Amerika ile Korkutuyor?

Burada aslında yıpratılmak istenen AK Parti hükümeti değil, Türk halkının milli iradesi ve Türk demokrasisidir. Sanki AK Parti hükümetini Bush yönetimi veya American Enterprise Institute iktidara getirmiş gibi bir hava estirilmektedir.

Geçtiğimiz pazar günü 40 bin Meksikalı, ellerinde Amerikan bayraklarıyla Salt Lake City’de bir gösteri yaptı.
ABD’de 11 milyon yasal olmayan göçmenin sınır dışı edilmesine karşı düzenlenmiş bu gösteri dışında, Los Angeles ve New York gösterileriyle Meksikalılar dünya gündemine gelmişti. Gösterilerin sosyolojik boyutunda, ABD’de merkeze karşı ayaklanan çevre unsuru hakimdir. Bu bağlamda ABD, artık merkez-çevre çekişmelerinin yaşandığı bir ülke konumundadır. Yıllardır melting pot (bir potada eritme) politikasıyla merkez-çevre ilişkisini düzenleyen ABD, artık bu politikada yeteri kadar başarılı değil.

Samuel Huntington son kitabında, Amerika’yı tehdit eden en önemli tehlikenin, Amerika’ya yeni gelen Latin kökenliler olduğunu ve onların Amerikan potasında erimek istemediklerini ve Amerikan kimliğine karşı direndiklerini belirtir. İçerideki böylesi tehlikenin yanında, dış politikada ise bir başka tehlike akademisyenlerce açıkça dile getirilmişti. Harvard ve Chicago üniversiteleri profesörlerinin ABD dış politikasında “Yahudi etkisi” başlıklı raporları geçtiğimiz ay etkin bir kamuoyu oluşturmuştu. Her iki akademisyen de ‘uluslararası politika’ alanında saygınlığını sürdürenler arasında. Bugün gelinen noktada, ABD’de en önemli sorun kurumların, Amerikan halkını değil de güçlü lobileri temsil ettiği yönünde. Bunun yanında Amerikan gücünün kimin adına ve ne şekilde kullanılacağı konusunda ciddi tartışmalar da sürgit devam ediyor. Hem temsil hem de güç politikalarıyla birlikte düşünüldüğünde tek bir Amerika’nın olmadığını, farklı Amerikaların olduğunu ve bu farklı Amerikaların da birbirleriyle örtüşmediğini kabul etmek gerekiyor. Farklı Amerikalar, farklı düşünce merkezlerince şekilleniyor. Amerikan halkının geniş tepki duyduğu küçük bir azınlığı temsil eden American Enterprise Institute’un (AEI) büyük bir güç merkezi olarak yansıtılması son derece yanıltıcı.

Medya AKP’ye yüklenmek istiyor…

Kurumsal farklı seslerin yanında, Amerika’nın en büyük güç kaynağı olan “çoğulculuk” politikası da maalesef Amerika’nın zayıf karnı haline gelmiş durumda. Çoğulculuk politikası Amerikan dış politikasını, güçlü birkaç lobinin etkisine açık hale getirmiş durumda. Amerika’da her kesimin kendi lobisi ve kendi düşünce merkezi var. Bu merkezlerden sadece biri olan AEI, özellikle Türkiye konusunda görüş arz eden bununla da kalmayıp ahkâm kesmeye devam eden kuruluşlardan biri. Liberal eğilimli Amerikan akademik çevrelerince çokça eleştirilen American Enterprise Institute’un, Türkiye’den Amerika’yı yöneten bir grup olarak algılanması ise oldukça sorunlu. Bu kuruma “servis yapan” kimi gazetecilerin bu kurumu olduğundan çok daha güçlü gösterme çabası içinde oldukları uzun zamandır izlenmekte. Zira bu kurum, Amerika’da sürekli eleştirilen ve deyim yerindeyse “karanlık amaçlara” hizmet eden bir yapıya sahip. Kurum tarafından desteklenen bazı “gazetecilerin” başta AK Parti hükümetini tahakküm altına almak ve hükümeti kendi doğrultularında hareket ettirmek için büyük bir yıpratma çabası içinde olduklarını görüyoruz. Sürekli olarak “AK Parti hükümeti tükendi”, “Amerika’nın açtığı kredi bitti” şeklindeki açıklamalar aslında hükümeti yönlendirme mücadelesinin bir parçasıdır. Burada aslında yıpratılmak istenen AK Parti hükümeti değil, Türk halkının milli iradesi ve Türk demokrasisidir. Sanki AK Parti hükümetini Bush yönetimi veya American Enterprise Institute iktidara getirmiş gibi bir hava estirilmektedir. Bu yönlü beyanlarıyla bazı gazeteciler “ötekileştirdikleri” bir AK Parti hükümeti ve hiç güvenmedikleri milli irade karşısında Amerika’ya sığınma çabası içindeler. AEI, bugünkü Bush yönetiminin başına bela olan Irak ve benzeri birçok sorunun kaynağıdır. Kendi toplumunun değil, küçük bir azınlığın çıkarlarına göre politika geliştiren AEI’nın Türkiye ve Türkiye’de yaşayan insanlar adına ortaya koyacağı olumlu bir şey olabilir mi?

AK Parti hükümeti kimi zaman Amerika’yı doğru okumakta zorlanıyor. Kendi gücünün kaynağını aldığı oydan ve milli irade beyanından çok Washington ile Brüksel’e endekslemek isteyenler var. Şunu açıkça bilmek gerekir ki; AK Parti hükümetinin güç kaynağı milli iradedir ve hiçbir dış güce de diyet borcu yoktur. Amerika’da farklı Amerikalar ve Washington’da çok farklı güç odakları var. Bugüne kadar işgal ettiği Irak’ta bir hükümeti kurmaktan aciz ve sürekli olarak da kendi kamuoyunca eleştirilen Bush yönetiminin gücünü hem büyütmemek hem de farklı Amerikalar doğrultusunda değerlendirmek gerekir. Bugün Bush yönetimi Irak’ta bocalarken, bölgede çıkarılan yangını yaymak adına birtakım gazeteler ya da gazeteciler de işin içine dahil edildiği aşikârdır. Pentagon, bölge ülkelerinde kimi basın kurumlarına milyonlarca dolar dağıtmış ve bu konu Senato’da araştırma konusu olmuştur. Bütün bu gelişmelerin ışığında, basın gücüyle ve özellikle kimi think-tank’leri Amerika olarak yansıtarak onların üzerinde AK Parti hükümetinin yıpratılması stratejisini iyi analiz etmek gerekir. AK Parti hükümeti bölgede devam eden ve yayılan yangına dahil edilemez ve edilmemelidir. Herkesin bildiği üzere hükümetler meşruiyetlerini meclislerinden ve doğal olarak da halklarından alırlar. Bunun dışındaki meşruiyet algılamaları sadece birer yanılgıdır. Çoğu sağ siyasetler bu meşruiyeti görmezden gelip, meşruiyet kaynaklarını her nedense başka alanlara kaydırma yanılgısı içine girerler. Ve bu gerçekten tarihi yanılgılardan biridir. Bu yanılgıyı AK Parti tekrar etmemelidir.

Her ülkenin kendine has sorunları olduğu gibi Türkiye’de birtakım sorunlar yaşanmaktadır; ancak bu sorunları ABD ile ilişkilere bağlayanlar gerçekten tarihî yanılgı içindedirler. Ne yazık ki bugün dış politika adına konuşması gerekenlerin dışında konuşanlar, yanılgı boyutunu giderek derinleştirmektedirler. Ancak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün “bazı gazeteci ve yayın organlarının başka ülke istihbarat teşkilatlarının etkisinde kaldıkları” şeklindeki ifadesi Türkiye’nin bu zorlu dönemden alnının akıyla çıkacağını gösterir niteliktedir.

Esamisi okunmayan kurumlar

ABD içindeki farklı Amerikalara rağmen, öyle ya da böyle dünya kamuoyunda tek bir ABD algısı devam ediyor. Özellikle de Türkiye’de medya ile oluşan kamuoyu tek bir ABD algısını güçlü bir şekilde kurguluyor. Türkiye medyasındaki Amerika, hem ABD’nin kendi realitesinden uzak hem de tehditkâr. Türkiye medyasında bazı köşe yazarlarınca oluşmuş ABD kamuoyu, başta hükümet olmak üzere birçok kurumsal yapı üzerinde bir tahakküm aracı olarak kurgulanıyor. Bugün anti-Amerikancılık eğer Türkiye’de bir değere dönüştüyse, bunun arkasında, Türkiye medyasında bazı köşe yazarlarınca desteklenen ve gerçekten ABD’yi temsil etmeyen bir ABD’nin savunulması yatmaktadır. Türkiye’de hangi medya ABD’yi, hükümet ya da başka kurumlarla uzlaştırmak istemektedir? Hangi ABD, Türkiye’den memnun değildir? Soruyu farklı Amerikalar dahilinde daha doğru bir şekilde sorarsak, hangi lobi, hangi think-tank kuruluşu ya da hangi kurum Türkiye’nin ya da 59. Hükümet’in ABD ile sorunlu olduğunu düşünmektedir? Klasik bir sosyal bilimler mantığı, ancak doğru soruların bizi doğru tespitlere götüreceğini vazeder. Son günlerde ABD ile yaşadığımız gerginliğin gerçek sahipleri kimlerdir? Sorunu çözmek için öne sürülen teklifler kimin adınadır ve ne denli Türkiye’yi bağlayıcıdır?

Amerika’da farklı Amerikalar var. Evet, burada Meksikalılar ellerinde Amerikan bayraklarıyla yürüyorlar, onların talepleri sınır dışı edilmeden yaşama/çalışma haklarını elde etmek… Farklı Amerikaları görmek için onların sessiz yürüyüşlerini görmek yeter. Onca Amerikanperverliğe, onca ABD yanaşmalığına rağmen, Türkiye’den daha doğrusu Türkiye medyasından görünmeyen bu sokak tablosu, farklı Amerikaları öylesine güzel özetliyor ki! Türkiye medyası gözünü, kalemini ABD oligarşisini tanımlayan birimler dışına kaydırdığında, en azından ABD çoğulculuğunu yakalayacak ve yanlış bir ABD üretimine de son verecektir. Hülasa, Amerika bugün ciddi bir krizden geçiyor. Kimi gazetelerin “Washington temsilcilerinin” dediklerinin aksine ABD, Türkiye’nin ve AK Parti’nin değerini “Mart Tezkeresi”ndeki ‘dik duruşu’ndan sonra anladı. Dik duran bir Türkiye’nin değerini şimdilik bazı kurumlar ötelese de, en azından (tarih yazan) akademik çevreler takdir ve teveccühle karşılıyor.

Prof. Dr. Edibe Sözen – Doç Dr. Hakan Yavuz
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi,
Utah Üniversitesi öğretim üyesi / ABD

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir