Metafizik Kaynaklara Göre 3. Dünya Savaşı

Bugün metafizik konularla ilgilenen birçok araştırmacının ifade ettiği Armegedon (Kıyamet savaşı) Muharref Tevrat kaynaklı bir komplo teorisi mi?.. Hakikat payı olabilir mi?.. Ya da sadece “Ya tutarsa cinsinden bir kehanet mi?..

Bu harbe, binlerce yıllık ezoterik geleneklerle ‘’Tek Dünya İmparatorluğu’’ kurma yeminiyle hareket eden Meciddun dağlarındaki Yahudiler neden olduğu için “Hermeciddun Harbi” denmektedir. Gerek Afganistan gerek Çeçenistan, gerekse Irak’taki (BABİL) bütün harpler; aslında insanlık aleminin henüz farkında olmadığı bu 3. Dünya Savaşı’nın cepheleridir.

MEGİDDO’’ KIYAMET SAVAŞI BAŞLADI?

Bugün metafizik konularla ilgilenen birçok araştırmacının ifade ettiği Armegedon (Kıyamet savaşı) Muharref Tevrat kaynaklı bir komplo teorisi mi?.. Hakikat payı olabilir mi?.. Ya da sadece “Ya tutarsa cinsinden bir kehanet mi?.. ‘’
Dünya -enteresan- vakitleri yaşıyor.. Her haliyle yeni bir dönem yaşandığı anlık değişen hava koşullarından bile belli oluyor… Peki dünya da bu yeni dönem de – kimilerine göre 21. Yüzyıl kimilerine göre insanlık aleminin 23. Kategorisiyeryüzüne kimin veya kimlerin kervanları geliyor ki, bir çok şair o bahar kervanının kokularını daha şimdiden aldığını ifade etmiştir. Öyle ki; bahar gelmeden çiçeklerin kokusunu alabilen gönlüyle soluyan insanlar hala var aramızda …
Öncelikle şunu belirtmek isterim; “İlahi Mehdi beklentisinden vites atarak “Siyasi Mehdi” yapılanmasına soyunan Siyonizm’in ‘’Tek Dünya İmparatorluğu’’ yeminiyle başlattığı savaşa kimseyi ikna etmek iddiasında değilim. Bunlar şahsımın ‘’Bir Türkiye Sevdalısı’’ olarak araştırmalarım neticesinde ortaya çıkardığım çalışmalardır. Dileğim kendi fikir hayatımda yaptığım çalışmalarımı insanlarla paylaşımından ibarettir. Bu amaçla evveliyatlı olarak bu konunun üç büyük dinin içinde özetle nasıl geçtiğine değineceğim… Bunu verirken bu konuda kaynak gösterilerek aktarılmış hadislere az da olsa gireceğim.. Zira ‘’Beyefendi olayları kendi zaviyenizden görmüşsünüz…’’ suçlamalarıyla muhatap olmak istemiyorum. Zaten aslına sadık kalmış İncil ve Tevrat da her şeyin çok açık olduğunu bilenler biliyor (!) İlahi kitaplara bile dezinformasyon (yanlış yönlendirme) yapabilenlere söylenebilecek sözleri sizlere bırakıyorum…

“Esrarname” rumuzlu gizli bir eseri ruh kardeşliğiyle bizlere aktaran muhterem bir heyetle birlikte gelin bu MEGİDDO- 3. DÜNYA SAVAŞINI metefizik kaynaklara göre birazcık açmaya çalışalım:

METAFİZİK KAYNAKLARA GÖRE
HERMECİDDUN, 3. DÜNYA SAVAŞI MI?!

“Canavar mevcut idi ve mevcut değildi…”
Hz. İsa

KADER’E YAZILMIŞ ANCAK
HENÜZ YAŞANMAMIŞ HADİSELER

“Canavar mevcut idi ve mevcut değildi” Hz. İsa’ya ait bu sözler kaderin geçmiş ve gelecek boyutlarını görebilen insanların söyleyebileceği iddialı ifadelerden biridir. Allah ancak sevdiği ve seçtiği insanlık alemini terbiye edici olarak gönderdiği peygamberlerine bu olağanüstü mesajları vermeleri hususunda izinli kılmıştır. Bir nevi zamanın izafi yönünü de ifade eden bu sözler; insanlık aleminin bunalıma girdiği dönemlerde peygamberler veya onların varisleri alimler tarafından “zihni olgunluğa ermiş” misyon sahibi insanlara aktarılmak üzere bellekten belleğe aktarılmıştır. Bunların bir kısmı inanan insanların yılmamaları için müjde mahiyetindeyken; bir kısmı da inançtan uzaklaşan insanları korkutup kendilerine disiplin vermek içindir.www.netpano.com
Konuya girerken öncelikli olarak günümüzde ortaya çıkan güdülerinin peşinde koşturulan toplumların pek farkında olmadığı Hermeciddun (3. Dünya Savaşı)’na dikkatleri çekerek başlayalım.

GELECEKLE İLGİLİ SIRLAR

Yeryüzüne, Bakara suresinde de geçen iki melekle indirilmiş “Harut ve Marut”, gizemli bir ilimden bahsedilir. Bu ilmi iyi niyetli insanlar, insanların psikolojik yapılarını düzenlemek için kullanırken; kötü niyetli olanları ise onları kontrol altında tutmak, kendi histerik- doğmatik duygu ve düşünceleriyle idare etmek için kullanırlar.
Bu kötü niyetli insanlar “kahin”, “kohen” adı verilen bu insanlarla geleceğe ait yıldızlardan ve fallardan aldıkları işaretlerle uluslar arası stratejiler dahi çizerken, iyi niyetli insanlar da peygamberler ve onların varisleri olan”pozitif enerji kuvvetleri” tarafından verilen metafizik istihbarat verileriyle bu stratejilere karşılık verirler.
Yani aslında yeryüzünde mevcut olan fiziki mücadeleden çok metafizik güçler savaşı mevcuttur. Bu metafizik savaşta bir cephe de “Şeytan, habis cin ve kirli ruhlar ve efradı” kendilerine benzettikleri insansı varlıklar varken; diğer cephede de “peygamberler, alimler , veliler ve Hz. Hızır”ın terbiyesinden geçerek batın ilmi denen “derin ilme” sahip insanlar yer almaktadır.
Araştırdığımız konunun daha iyi anlaşılması için yaptığımız bu girişten sonra; şimdi de Hermeciddun adı verilen 3. Dünya Savaşı’nın Peygamber hadislerinde nasıl yer aldığına bakalım;
Bu konuda öncelikli olarak, Hz. Muhammed’in sahabelerinden Ebu Hureyre’nin bildirdiği hadis dikkatimizi çekiyor. Bu hadis, hadis üstatları olarak tanınan ve tüm İslam aleminde bu konumları üzerinde ittifak edilen Buhari ve Müslim’in derledikleri hadislerde arasında da yer alıyor :
Ebu Hureyre diyor ki; “Peygamberimiz bir gün sabah namazını kıldı, sonra hutbe mahalline çıkıp öğle namazı kadar bize açıklamalarda bulundu. Sonra indi ve öğle namazını kıldırdı. Sonra tekrar minbere çıkıp ikindi namazı vaktine kadar açıklamalarına devam etti. İkindi ezanı okununca ikindi namazını kıldık. Sonra yine minbere çıkıp bu defa güneş batıncaya kadar açıklamalarını devam etti. Bu açıklamalarında dünyada bütün olmuş ve olacak bir takım olayları bizlere haber verdi. Bunları hem öğretti hem de ezberletti.”

Ebu Hureyre’nin de belirttiği gibi insanlığın en kamili ve son Peygamberi Hz. Muhammed “ilahi izine tabi bakışlarıyla” gelecekte yaşanacak olayları görüp biliyordu. O yolundan sadakatle gidecek, sır taşıyabilecek kimseler vasıtasıyla bu bilgileri onlara kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Fakat bu hadîsleri bütün peygamber dostları değil de ancak bazı sahabeler saklayıp kendisinden sonrakilere liyakat ölçüsüne göre aktarmışlardır. Zaten kendileri de bütün sahabelerin olduğu bir ortam da değil; kendisinin seçtiği bir kısım sahabeye bu bilgileri anlatmıştı.

Bu hadisi şeriflerde olmuş ve olması “Allah’ın izniyle” muhtemel birçok meseleye genişçe girmek istemiyoruz. Bu malumunuz haddi aşmak olur. Ancak bu kaynaklardan da istifade ederek üzerinde durduğum asıl konuya; Muharref Tevrat’a göre “Armagedon”; İslami litaratüre göre ise “Hermeciddun” olarak adlandırılan 3. Dünya Savaşına dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

HERMECİDDUN 3. DÜNYA SAVAŞI MI?

Peygamber dostlarından Huzeyfe, bu savaşla ilgili olan aşağıdaki hadisi ; Ebu Hureyre’nin yanısıra Hz. Ali ve İbn-i Abbas’ın da bildirdiğini ifade etmiştir.

Bu üç sahabenin bildirdiği hadis:
“Ahirzaman’ın harbi cihan harbidir. Çok kimselerin öldürüldüğü iki büyük harbden sonra bir üçüncüsü daha olacak. İkinci cihan harbinin ateşini yakan (başlamasına sebeb olan) “Büyük Reis” künyesinde bir adamdır…” (El- Mehdiy-yul Muntazar Alel Ebvab)
Bu tarz hadisleri değerlendiren araştırmacılar, Peygamber Efendimizin bedenen vefatından sonra yeryüzünde üç büyük dünya savaşının olacağını işte bu hadise dayandırmaktadırlar. İlk iki harbin çok büyük olup bunlarda çok kimselerin öleceğini, üçüncü harbin ise her ne kadar bir cihan harbi olsa da evvelki iharpler kadar can kaybına mal olmayacağını iddia etmektedirler. Buna delil olarak da ilk cümleyi gösteriyorlar, yani “Çok kimselerin öldürüldüğü iki büyük harbden sonra…” cümlesi ki; cümlenin yapısından üçüncüsünün –insan zayiatı açısından- daha küçük çapta olacağı anlaşılmaktadır. Ancak sonuçları açısından en büyük savaş olacağını ilerleyen bölümlerde karşılıklı olarak anlamaya başlayacağız. www.netpano.com
Hadisin bir diğer yorumu ise; üçüncü harp diğerlerine iki büyük harbe oranla daha küçük olacak ve fazla kimse ölmeyecektir. Bunun nedeni de geçtiğimiz asırda gerçekleşen iki cihan harbinde dünya milletleri iki gruba ayrılmış ve her iki grupta da yer alan onlarca devlet birbiriyle savaşmıştı. Halbuki asrımızda gelişen harp de dünya devleri birleşerek bir tek yeri vurmaktadırlar. Bu teşhisimize de destek olarak da M. Tevrat’ın İşaya Bölümünde (13/1-6) kısmında yer alan ‘’Bir araya getirilmiş BİRİKMİŞ MİLLETLER ülkelerinin (dünyaya korku salmak amacıyla meydana getirdiği) kargaşa ve gürültü! Orduların Rabbi cenk için orduyu yokluyor, bütün memleketi viran etmek için. Rab ve gazabının silahları uzak bir diyardan göklerin ucundan (uçaklar ve füzeler kastediliyor) geliyorlar’’ metni verebiliriz. Bu savaş için kullanılan “BİRİKMİŞ MİLLETLER” tabirini incelediğimizde içersinde bir çok Yahudi kişi ve kuruluşun kurucu üye olarak görev yaptığı Birleşmiş Milletler Örgütü olarak karşımıza çıkması ne kadar ilginç değil mi? Binlerce yıl önce bahsedilen bir organizasyon ve stratejiler dünya uyku dönemindeyken nasıl da gerçekleştirilmiş…
Üstelik 11 Eylül saldırılarının ardından start alarak ilk cephesi Afganistan’da açılan bu savaşın ateşi anıda Irak’ı sararak alevlendi. Şimdi de sırada İran ve Suriye var. Bu Birikmiş-Birleşmiş Milletler gücü altında bu savaşa ya direkt ya da el altından destek veren bir çok ülke var. Yani ortada tek millet (Türk ve İslam alemi) karşısında da tıpkı Haçlı Orduları döneminde olduğu gibi birden fazla devlet gücü var. Tıpkı Türk ve İslam kumandanlarının tarih boyunca Avrupa devletlerinden derlenmiş ordularla Kudüs için mücadele ettikleri gibi; bu insanlık savaşında da Yahudi lobileri tarafından kontrol edilen karma ırklardan oluşan ABD ordusunun yanı sıra bir çok Avrupa devletinin ordusu kullanılmaktadır.

SIRLAR VE IRAK SAVAŞI

Büyük İsrael Stratejistleri Kohenler tarafından yürütülen ve günümüzde ciddi bir direnişle karşılaşan bu savaşın Irak ayağıyla ilgili olarak derlediğimiz diğer hadislere göz attığımızda, yaşadığımız bir çok olaya şahitlik yapıyoruz.
Bu benzerlikleri yine hadislerden aktararak takip edelim:
Ebu Nadre dedi ki; bir gün Cabir’in yanında idik, bize dönerek Peygamber Efendimizden öğrendiği şu şözleri bize aktardı: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine ne bir dirhem, ne de bir ölçek mal sevk olunmayacak ”
Bunun üzerine bizler de dedik:
– Bu kimden dolayı olur”.
– “Acemler (Arap olmayanlar) bunu engellerler dedi. Sonra da sözlerine devam ederek, “Şam ahalisine bir dinar, sevk olunmayacak” Dedi.
– Peki, bu kimden dolayı olur” dedik.
– “Rumlar’dan dolayı” dedi. Sonra kısa bir müddet sustu…
(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseyni)
Bir kere Hz. Cabir’in atfedilerek anlatılan bu hadisi incelemeden önce o zaman itibariyle adı geçen yerlerin coğrafi manada bugün hangi konumda ifade edildiğini bilmemiz gerekiyor. Hadîste geçen Şam’dan kasıt o gün itibariyle sadece bugünkü Şam şehrinin ihtiva ettiği sınırlar değildir. Çünkü şu anki Şam şehrinin ismi o zaman “Dımeşk” idi. Ve o zamanlar bu beldeden bahsedilirken “Filistin ve Şam şehrinin civarı kastedilirdi. Yani sınırlar bugünkü gibi cetvelle çizilmemişti (!)

Eğer meseleyi doğru anlayabilip, hareket edecek olursak bu hadiste gösteriyor ki; önce Irak’a ve daha sonra Şam ve Filistin bölgelerine bugünkü politik ifadeyle ambargo uygulanacak. Sonuçta Irak ve Filistin’deki ambargolar gerçekleşmiştir.

Diğer taraftan, Irak halkına yapılan ambargoları biliyoruz ama Filistin halkına yapılan ambargolardan dünya yıllardır habersiz. Televizyonların lütfettiği kadarıyla Filistin halkı İsrail halkına karşı bol bol taş atan, sapan kullanan ve intihar eyleminde bulunan bir millet olarak gösteriliyor. Oysa İsrail özellikle su hususunda bu ambargoyu gerçekleştiriyor. Kendileri menba sularıyla havuz sefaları yaparken; Filistin halkına ancak kap kaçak ve çamaşır yıkamada kullanılacak suyu içecek suyu olarak lütfediyor. Ayrıca insani yardım kuruluşlarının getirdikleri dışında yenilebilir erzak dışında bir çok gıda maddesi hayal dahi edilemiyor. Özellikle kullanma suyunun içme suyu olarak Filistin halkına verilmesinden dolayı bir çok hastalık bölge insanın maalesef kaderi olmuş durumda.

GENERAL RİCHARD MAYERS
KENDELİ TOPAL ADAM MI?

Aşağıda vereceğimiz hadiste ise batıdan gelen bu sarı sancaklıların komutanı tarif edilmekle. Ayrıca bu savaşın ilk adımı olan “Talikan”a yani bugünkü Afganistan’a yapılan operasyona ve onun başındaki kişiye dikkat çekilmekte.
’….Batı tarafından gelen sancaklılar ki, onların başında Kendeli topal bir adam vardır”.
“Ahir zamanda gelecek Mehdi’nin işareti; Batı tarafından gelen sancaklılardır ki, onların başında Kendeli topal bir adam vardır”. (Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten, s. 205)
Afganistan’a yapılan harekatı bütün dünyaya ilan etmek için Amerikalı General Richard Mayers, sakatlığını bahane göstererek tekerlekli sandalye ile dünya medyasının önüne çıkmış ve Afganistan operasyonunu haber vermiştir. Ayrıca harekata katılan kimselerden bir çoğunun da bu savaş yüzünden sakat kalacağı şeklinde yorumlar da mevcuttur.

İNCİL’DEKİ İŞARETLER…

İncil’de “Vahy-i Yuhanna” bölümünde gelecekte yaşanabilecek bazı olaylara işaretler bulmaktayız. Bu işaretlere göre Hz. İsa semaya çıkarıldıktan sonra havarilerinden Yuhanna’ya görünmüş ve ona “Yedi kiliseye yedi mektup” yazmasını emretmiştir. Bu mektuplarda gelecekte yaşanacak bazı olaylardan bahsedilmiştir. Bunu ifade için 1. Bab’ın 1 ve 3. pasajlarında şöyle denmektedir:

“İsa Mesih`in vahyidir. Yani yakında mutlaka vuku bulacak şeyleri kendi kullarına göstermek üzere Allah’ın ona verdiği ve kendi meleği vasıtasıyla gönderip, kulu Yuhanna’ya beyan eylediği vahyidir. O dahi Allah’ın kelamına ve İsa Mesih’in cümle gördüğü şeylere şehadet eyledi. Ne mübarektir bu nübüvvetin sözlerini okuyan ve dinleyip de içinde yazılmış olan şeyleri ezber edenler. Zira vakit yakındır”.

Bu girişten sonra başka bir bap; 22. Bab’ın 6.- 7. ve 20- 21. pasajlarında ise şu ifadeler yazılıdır:

“Ve (İsa) bana dedi ki; “Bu sözler sadık ve haktır. Ve mukaddes peygamberlerin Allah’ı Rab, yakında mutlaka meydana gelecek şeyleri kullarına göstermek maksadıyla kendi meleğini sözcü olarak gönderdi… Ne mübarektir bu kitabın nübüvvet sözlerini ezber eden kimse”…

Ve elinde “Yedi tas tutan yedi melek”ten biri gelip bana şöyle hitap etti:

Gel… “Sular üstünde oturan ve dünya liderleri onunla zina edip, bu zinanın sarhoşluğuyla yeryüzünün kendinden geçtiği o “Büyük Fahişe” aleyhinde olan hükmü sana göstereyim” diyerek ruhsal bir yolculukla beni bir yere götürdü. Ve yedi başı ile on boynuzu olan, üzeri Allah’a karşı şirk koşan isimlerle dolu kırmızı bir canavara binen bir kadın gördüm. O kadın, erguvânî ve kırmızı bir kıyafet giymişti. Ve elinde içinde pislik ve meni karışımı bulunan mücevharetlerle süslü bir altın kasesi olup, alnı üzerinde ise “Sırrı Büyük Babil ! Yeryüzü Fahişelerinin ve Kötülüklerinin Anası” diye yazılı bir mühür vardı.

Ve o kadını kutsal insanların ve İsa’nın şehitlerinin kanı ile kendinden geçmiş halde buldum. Ve onu gördüğümde o kadar çekindim ki!…

Melek bana dedi ki:

“Ne için çekindin? Kadının ve onu götüren “yedi başlı ve on boynuzlu canavarın” sırrını ben sana söyleyeceğim. Gördüğün canavar “mevcut idi ve mevcut değil idi”. Ve günü gelince o oradan çıkacak ve mahvolacaktır. Ve yeryüzünde olup isimleri dünya kurulduğundan itibaren “hayat kitabında” yazılmış olmayan kimseler de gün gelip yeryüzüne geldiklerinde o canavarı görecekler ve (icraatları karşısında) çekinip, utanacaklardır. (Tabi ki) Bu durum sırrı ve hikmeti anlayabilenler içindir!..

“Yedi baş”, o kadının üzerinde oturduğu yedi dağ ve yedi liderdir. Bunların beşi düşmüş ve biri mevcuttur. Ve öbürü daha gelmedi (yani yedincisi), geldiği zaman az müddet kalması gerektir. Ve o mevcut olmuş olan ve mevcut olmayan (yani kaderde gözüken ancak daha henüz yaratılmamış olan bir diğer) canavar da sekizincidir. Ve yediden de olup onlar gibi mahvolup gidecektir.

Ve gördüğün (o) on boynuz, on lider olup daha saltanatı ele almadılar ise de; canavar ile beraber bir saat kadar liderler gibi hükümeti ele alırlar. Bunların maksadı bir olup kuvvet ve hükümetlerini canavara (şeytani hükümranlığa) teslim ederler. Bunlar kuzu ile savaşa girdiğinde; kuzu onlara galip gelecektir.

Çünkü Allah Mülkün sahibidir.. Ve onunla beraber olanlar bu davanın davetlileri (seçkinleri) tabileri ve sadıklarıdırlar.

Ve bana (yine o Melek bana) dedi ki; “senin gördüğün ve fahişenin üzerlerinde oturduğu sular; kavimler, “Cemaatlar, milletler ve onların kullandığı lisanlardır (iletişim kaynakları) ”.

Ve canavar üzerinde gördüğün on boynuz, fahişeye öfke duyup edip onu perişan ve çıplak edecek. Ve onun etini yiyip, onu ateşte yakacaklardır. Zira Allah’ın sözleri tamam oluncaya kadar, Allah’ın kalplerine koyduğu kendi isteklerini icra etsinler. Ve istekleri bir olup saltanatlarını canavara teslim edeler..

Ve o gördüğün kadın dünya liderleri üzerine saltanat kuran o büyük şehirdir”.

Yukarıdaki pasajları incelediğimizde meleğin önce ruhi bir alemde Yuhanna’yı bazı mekanlara taşıdığını görüyoruz. Bu mekan soyut bir mekan. Her şeyin gizli bir manası olduğu anlaşılan bu mekanda daha sonra melek bunların ne manaya geldiğini açıklıyor. Ve birkaç yerde henüz hayat kitabına yazılmamışlarında bu çirkefliği göreceklerin çekinip, utanç duyacaklarını ifade etmektedir. Ancak işin sonunda sekizinci canavarında ortadan kaldırılmasıyla Allah’a sadık kulların galip geleceği müjdelenmektedir.

Ayrıca burada verilen bir çok benzetme örneğin, “Yeryüzü onun zinasının şarabıyla kendinden geçtiği Büyük Fahişe” nin bir çok araştırmacı tarafından uluslararası film stüdyolarda gerçekleştirilen çekimlerle dünyaya fuhuş sektörünü pompalayan ve bu işin öncülüğünü yapan Amerika’nın kast edildiği ifade edilmektedir.

Amerika şahıs planında bir çok hadiste, temsili olarak anlatılarak, zinakar bir varlık olarak tasvir edildiği gibi; İncil’de de aynı manada “zeminin sekenesi onun zinasının şarabıyla mest oldukları büyük fahişe” diye isimlendirilmiştir.

Daha detaylı olarak bunun sebebi şu şekilde açıklanmaktadır: Amerika kelime itibariyle müennes (dişi) olduğu gibi, zaten kendileri de başında adeta boynuzları olan ve “Hürriyet Anıtı” heykeliyle ülkelerini temsil etmektedirler. Yıllardır Siyonizm’in güdümünde hareket eden uluslararası Amerikan kurum ve kuruluşları bütün dünyada “özgürlük-çağdaşlık-moderlik” sloganları altında fuhşu ve her türlü sömürüyü teşvik ederek hakimiyetini kurmuştur.

“Ve o gördüğün kadın dünya melikleri üzerine saltanat eden o büyük şehirdir” cümlesi “fahişe kadın” olarak tabir edilen bu şeyin, hakikatte bir devlet olduğunu açıkça göstermektedir.

Kadının alnı üzerinde “Sırrı Büyük Babil. Yeryüzü Fahişelerinin ve Kötülüklerinin Anası…” diye bir isim yazılı olması ise; yer yüzünde işlenen fuhuşa ve bu sektörün gün geçtikçe çoğulan insanları dinlerinden imanlarında ederek; siyasi ve ekonomik sağlıklı bir toplum olamamalarına sebep olmasından dolayıdır. Kadının temsil ettiği Amerika, burada olduğu gibi diğer bir takım kaynaklarda da ; “BÜYÜK BABİL” şehri olarak adlandırılmaktadır.Yine, bu metinlerde Amerika’nın o zamanın Babil’i gibi zengin ve kralı Zalim Nemrut gibi fuhşu teşvik eden bir hükümet olduğuna dair benzerlikler bulabilmekteyiz.

Fakat hahamların ve papaların “kara büyüsüne” kapılmış başta Amerika olmak üzere Hıristiyan alemi, bu ifadelerin mitolojik havasına kapılıp manalarını çözemediği için, bu pasajlarda geçen şehri tarihi Babil şehri zannederek Irak’ı vurmaktadır. Vurdukça da başındaki liderler kendilerini, dünyayı Babil’in fesadından kurtaran Evanjelist bir ‘’kahraman’’ olarak görmektedir.

Aşağıda geleceği üzere şu anki Evanjelist Amerikan yönetimi Babil’in yıkılacağını haber veren İncil’in ayetlerine göre hareket ettiklerini zannetmektedirler!.. Aslında dünyayı ekonomik ve sosyal bir buhrana sürükleyen, fuhşa teşvik ederek insan asli üstün varlık yapısınhı bozup hayvanileştirenin olduğunun farkında değiller. Tıpkı “Şeytan’ın kendisini kuşattığı insana kendisi inkar ettirmesi gibi” aciz ve ahmakça bir durum var karşımızda. Ne yazık ki bu ahmaklıktan dolayı tüm dünya bedbaht bir dönemi yaşıyor.

7 DAĞ G7 Mİ?..

Yukarıda geçen, “kadının üzerine oturduğu yedi dağ, yedi lider” ifadesi görüşlerine başvurduğumuz heyet tarafından güçlerini Amerika’nın çıkarlarına kullanan uzun süre “ G-7 “ namıyla bilinen yedi büyük devlete ve reislerine; Dünya liderlerinin , bahsi geçen kadınla zina etmesinin ise, Amerika’nın yer yüzündeki icraatlarına destek vermeleri, onun her türlü emperyalist hareketlerine ortak olmalarına işaret ettiği’’ şeklinde ifade edildi.

Konuyla ilgili diğer açıklamalar ise şöyle;

“Mukaddesler”den kastedilen : “Allah’a karşı gelmekten, cinsel sömürüden ve bütün büyük günahlardan kendini koruyan gerçek iman sahibi kimseler…

“Mukaddeslerin kanıyla mest olmak”: Amerika’nın bu samimi gerçek Müslüman gruplara, insanları fiziken ve psikolojik olarak hayattan uzaklaştırması. Ve bununla korku salarak övünmesi…

“Fahişenin üzerine oturduğu lisanlar”: ise kendi çıkarına yönlendirdiği bütün “Medya Tekelleri…”

“Kadının bindiği canavar” : İleride izah edileceği üzere ABD’nin ve Siyonizm’in gücünü kullandığı Birleşmiş Milletler Örgütü, (M. Tevrattaki ifadesiyle Birikmiş Milletler/ İşaya 13/1-6).

Çalışmalarımız bu aşamaya gelmişken burada bir parantez açmayı lüzumlu görüyorum. Biliyorsunuz uzun süre bilinen adıyla G-7 (Gelişmiş 7 Sanayi Ülkesi) Haziran 1997’den itibaren Rusya’nın da katılımıyla G-8 olarak adlandırılmaya başlandı.

ADADAKİ CANAVAR
İNGİLİZ İSTİHBARATI MI!..

Tarihin kurumsal manada ilk İstihbarat teşkilatlarından biri de İngilizlere aittir. Bu yönüyle birçok ülkeye ait o ülkelerin kendilerinde dahi olmayan arşivlerine sahiptirler. Buna Osmanlı Gizli belgeleri de dahil. Hatta MOSSAD’ın ve CIA’nın de kadrosunu İngiliz İstihbaratı yetiştirmiştir ki, bir yönüyle boynuz kulağı geçmiş ortaya ve dünyaya şirketler ve vakıflarla kamufle olmuş fesat komiteleri yayılmıştır. Bu konuda hazırladığımız petrolle ilgili kitaplarımızda gerekli açıklamaları ve dokümanları sizlerle paylaştık.
Bu açıklamanın sonrasında konuyu bu defa İncil’in “Ada’daki Canavarla” ilgili işaretlerine getirmek istiyorum. Bakınız, İncil, 13. Bab’da ise bu canavarın (zulmün merkezi) denizden çıkacağı nasıl temsillerle anlatılmış.

“Ve denizin kumu üzerinde durdum. Yedi başı ve on boynuzu ve boynuzları üzerinde on tacı ve her bir başı üzerinde “şeytan isimleri” bulunduğu halde “Denizden çıkan bir canavar” gördüm. Ve o gördüğüm canavar kaplana benzeyip, ayakları ayının ayakları gibi ve ağzı aslan ağzı gibiydi. Ve (yukarıda bahsi geçen/Amerika) ejder ona kendi kuvvetini, tahtını verdi. Ve onun başlarından birini ölecek derecede yaralı gördüm. Ve onun yarası ejderin çabasıyla iyi oldu. Ve bütün yeryüzü canavardan çekinip ardından giderek, canavara güç veren ejdere secde kıldılar.

Ve canavara dahi secde ederek; “Bu canavara benzer kim varsaonunla kim mücadele edebilir?” dediler. Ve ona büyük küfür söyleyen bir ağız verilip, ona kır kiki ay istediğini yapacak kadar kudret verildi.

Ve ona; “her kabile, lisan ve millet üzerine hükmetme” gücü verildi. Ve ismi kuzu ‘Allah’a samimi ve sadakatle bağlı olanlar) dışında hayat kitabında isimleri geçenlerin cümlesi (onunla mücadele etmedikleri sürece) ona secde kılacaklardır.

Kulağı olan işitsin! Esirliğe götüren esirliğe gider. Kılıçla katl edenin kılıçla katl olunması gerektir. Mukaddeslerin sabrı ve imanı bundadır”.

İncil’de yer alan bu işaretleri incelediğimiz de; “Canavarın denizden çıktığı” ifadesini mercek altına almamız gerekiyor. Canavar denizde dendiğinde “emperyalizm” canavard olduğuna göre; Yeryüzünde bu konuda çok kan akıtıp, devletler yıkmış, halkı birbirine kırdırmış bir devlet aramamız gerekiyor.

Tabii askeri ve siyasi tarihi tarafsız gözle tetkik ettiğimizde devletler için oluşturduğumuz karne de en çok kırık (bir ada ülkesi olduğunu da dikkate alarak) İNGİLTERE olarak karşımıza çıkıyor.

Ayrıca bir çok dinde sözü edilen kıyamet alametlerinden sayılan Deccal bahsini hepimiz biliriz.Bunun yanında İslam alimlerinden “Temim-i Dari” tarafından bildirilen hadiste de ” “Deccal’ın bir adada bulunduğu” ifade edilmesi; İngiltere’ye daha dikkatli değerlendirmemizi sağlıyor.

Bu haberin İngilizlere ait olmasının tarihi bir sırrı da şudur ki; İngilizler o zamanda medeniyette geri ve vahşi bir millet oldukları halde daha sonra gittikçe medenileşip kuvvetlendiler. Nihayet Amerika kıtasına kadar nüfuzlarını arttırıp orada Amerika Birleşik Devletlerini kurdular. 2. Dünya Savaşından sonra ise Fransa, Rusya ve Çin’le beraber Birleşmiş Milletleri kurup Amerika’yı onun başına getirdiler. Yani Amerika bir robot gibi İngiliz Entelijansiyası (İstihbaratı) tarafından yetiştirilen ve sonra da idareyi onlara kaptıran Siyonist kadrolar tarafından “mankurtlaştırılmış bir gladyatör” gibi tüm dünyaya gücünü kabul ettiriyor.

Hem bu ayetlerde İngiltere ve Amerika’ya hakimiyet kuvvetini veren Siyonist Yahudi milletinden de “Ejder” unvanıyla bahsedilmektedir. “Zaten Yahudiler de “Protokolat” namındaki kitaplarında kendilerini ve dünyayı idare eden hahamın LİDERLİK ettiği gizli hükümetlerini; ejder suretinde tasvir etmektedirler!..”

Ve bu yüzden İngiltere yakın bir gelecekte sular altında kalarak adeta bir köy kadar kalabilir Allahualem…

FIRAT’IN SUYU ÇEKİLDİĞİ ZAMAN

Yukarıdaki babların devamında ise bizim ve Ortadoğu halkları için adeta “can damarı” hükmünde olan Fırat Nehri’nin esrarı ortaya çıkıyor. Pasajı inceleyecek olursak:

“Ve altıncı melek tasını büyük Fırat Irmağı üzerine boşalttığında onun suyu çekildi. Tâ ki Doğu’da olan meliklerin yolu açılsın. Ve ejderin ağzından ve canavarın ağzından ve yalancı peygamberin ağzından, “kurbağalar gibi üç pis ruh” un çıktığını gördüm.

Bunlar alametler gösteren cin ruhları olup, yeryüzünün ve bütün dünyanın liderlerini, büyük gününün cenginde savaşmak için toplamaya giderler. “…Ne mübarektir uyanık durup çıplak kalmayan ve ayıbı görünmemesi için Allah’a sarılan kimse!.”

Ve onlar -İbranice ARMECİDDUN- HERMECİDDUN YERDE TOPLANDILAR!..

Dikkat edilirse bir çok hadiste olduğu gibi burada da Fırat Nehri’nin suyunun çekileceğinden bahsediliyor. Hadiste, Fırat’ın suyunun çekilip altın bir dağ çıkaracağı ve insanların oraya toplanıp büyük bir savaş çıkacağından bahsedilmektedir.

Biliyorsunuz Arzı Mevud toprakları olarak da İsrael devleti tarafından gösterilen Fırat’ın geçtiği bu coğrafya da; gerek barajların yapılmasıyla ve gerekse iklim değişmesiyle her geçen gün bu toprakların değeri artmaktadır. Ayrıca gayet kesretli petrol ve diğer madenlerin yataklarının burada boca bulunmasıyla (Bor, Toryum ve diğer madenler fizibilite çalışmaları sonucu tesbit edilmiş olup detaylı raporlar gizili tutulmaktadır) güçlü dünya devletlerinin gerek kurdukları takım oyunlarıyla gerekse ferdi iştirakleriyle buradan pay kapabilmek için ne ederece çalıştıkları kamuoyunun malumu. İstihbarat raporları ise pek vehim ki kitabımızın bu bölümden sonraki bölümlerinde bu raporların sağladığı verilerle durumu daha iyi analiz edeceğiz.Böylelikle fizik ve metafizik istihbarat raporlarıyla 3. Dünya Savaşı’nın çıktığına siz değerli okurlarımızı ikna ederek. Gelişecek hadiseler öncesinde almanız gereken yeri ve görevi kendinizin tayin etmesine de katkıda bulunmuş olacağımızı sanıyorum.

MECİDDUN DAĞINDA TOPLANACAKLAR

Bu hadiste “akid” olarak geçen rakamsal birim, “10” rakamına karşılık geliyor. Bu durumu bilmemiz hadisi okurken aynı zamanda hesaplamayı yapmamıza yarayacaktır.
“Hicretten 1400 sene sonraki akidlerden “iki veya üç akid say” -yani hicrî 1420 ile 1430- . O vakit Mehdi çıkar ve bütün dünya ile harp eder. Dalalete düşenler –Hıristiyanlar- ve Allah’ın öfkesine uğramış olanlar (Yahudiler) ve münafıklar (İslam aleminin satılmış liderleri) İsra ve Miraç beldesi olan Kudüs’teki “Meciddun Dağları”nda onun için toplanırlar”. (Mehdîyy-il Meliki Li Küll-id Dünya Biemrillah-il Malik, Kelde bin Zeyd, s: 216)

Daha önceki araştırmalarımızda İncil’in ilgili metinlerinin dayanarak; Meciddun Dağlarında Yahudi ve evenjalist komitesinin başı çektiği Küresel Kraliyetçilerin, Müslümanlar için toplanacağını belirtmiştik. Bu savaş, Yahudilerin Meciddun’a hakim olabilmeleri için bizzat kendileri tarafından çıkarılan bir harptir.Yani Yahudiler Kudüs’e tamamen hakim olmakla, buradaki inandıkları “şeytani –Yehova- güç-lerin desteğiyle bütün dünyaya hakim olacaklarına inanmaktadırlar. Bu sebeple, Filistin topraklarından büyüyecek “YEHOVA’NIN DÜNYA İMPARATORLUĞU” kurabilmek için bütün dünyayı harbe sokmakta ve dünya milletlerini – Biri(k)miş Milletleri – İslam milletleri üzerine hücum ettirmektedirler. Harbin baş sorumlusu Meciddun dağlarındaki Yahudiler bu harbe “Hermeciddun Harbi” denmektedir. Yani gerek Afganistan, gerek Çeçenistan’da olsun İslam diniyle şereflenmiş topraklarındaki bütün harpler Meciddun harbidir.

AMERİKA BELASINA MI KOŞUYOR!..

Hadislerde ve ayetlerde “Ahir zaman garipleri” olarak bahsedilen Allah’a sadık kullar toplumların yozlaştığı dönemlerde, bunalmışlar ve yalnız kalarak azınlık kalmışlardır. Oysa her an ve her geçen gün bir elemeden geçiyoruz. Her zaman yaptığım bir benzetme vardır: ‘’Eskiden pirinçten taş ayıklardı; şimdi ise taştan pirinç ayıklanıyor…’’ Yani taş o kadar fazla. Ancak şu sözü de hatırlatmadan geçemeyeceğim ‘Allah mühlet verir ama ihmal etmez!..’’

Kitabımızda bu başlık altında konuyu ilk işlediğimizde Amerika’daki felaketler henüz gerçekleşmemişti. Oysa insanlık için acı, ancak Amerikan ve dünya idarecilerinin kendilerine acizlikleri hatırlatıldığı bu felaketler ve akabinde gelecek olanlar “Büyük Babil Şehri” olarak bahsedilen Amerika’ya mı ithaf ediliyor?..

“Ve “yedinci melek” kendi tasını havaya boşalttığında tamam oldu diyerek semanın heykelinden tahttan bir büyük seda geldi. Ve sedalar ve gök gürültüler ve şimşekler vuku buldu. Ve şiddetçe ve azametçe yeryüzü üzerinde insan mevcut olalıdan beri misli vuku bulmamış büyük bir zelzele olup büyük şehir üçe bölündü.. Ve hakların şehirleri yıkıldı. Ve “Büyük Babil Allah’ın huzurunda anıldı. Tâ ki şiddetli gadab şarabının kasesi ona verile. Ve her ada kaçtı. Ve dağlar bulunmaz oldular. Ve semadan adamlar üzerine bir külçe ağırlığında iri dolu yağdı. Adamlar dahi dolunun belası sebebinden Allah’a küfr ettiler. Zira onun belası gayet büyük idi”.

Ayrıca bu metni takviye eden 6. Bab’ın 12. – 17. ayetlerinde de şu şekilde yazılıdır:

“Ve altıncı mührü açtığında gördüm ki; bir büyük zelzele olup güneş adeta “kıl çuvalı” gibi siyah olarak, Ay dahi kan gibi oldu. Ve semanın yıldızları, şiddetli rüzgardan sallanan incir ağacı kendi ham incirlerini döktüğü gibi yere düştüler. Ve her dağ ve ada dahi yerlerinden hareket eyledi. Ve dünya melikleri ve büyükler ve zenginler ve binbaşılar ve kudret sahipleri ve her kul ve her hür mağaralarda ve dağların kayalarında gizlenip ve dağlara ve kayalara ‘üzerimize düşüp bizi tahtta oturanın huzurundan ve kuzunun gazabından gizleyiniz. Zira onun gazabının azim günü geldi ve kim durabilir’ derler idi”.

Yani Mehdi ve Hz. İsa kuvvetleri geldiğinde, Müslümanlar teçhizat olarak daha güçsüz ve donanımsız oldukları halde Allah yer ve gök kudretlerini onların emrine verecek. Gökten ve yerden gelen darbeleri yeryüzünü yaşanmaz hale getirenlerini üzerine indirecektir. Ve Müslümanlar daha evvel Deccalın (yeryüzüne fuhuş ve adaletsiz gelir dağılımıyla insanlık trajedisi yaşatanların) istilasından dağlara ve mağaralara kaçıp oralarda yaşadıkları gibi kendileri yaşamak zorunda kalacaklardır. Yani bir İtalyan felsefecinin tabiriyle arslanlar mağaralarından çıkarken çakallar inlerine döneceklerdir.

Ayrıca Aktif hayatın dışına itilen melekelerini kullanamayan her idealist, her fikir adamı evlerine kapatılmış her müspet yetenek birer mağaralarına kapatılmış “Ashab-ı Kehf” evladı gibidir. Onların mağarası modern hayatın getirdiği istifleme betonarme binalardır. İlkel dönemlerde insanlar bu şekilde üst üste kayalara oyuklar açarak yaşıyorlardı. Bu harpten sonra da o “insanlığı ateşe verenler” ancak insanlıktan tecrit edilmiş bir şekilde yaşayabileceklerdir. Ayrıca İncil’in bu metinleri şu hadisin manasını desteklemektedir.

“Ashab-ı Kehf, ahirzamanda gelecek Mehdi’nin (Kurtarıcı) yardımcıları olur”. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani)

ALNI MÜHÜRLENLER 144 BİN KİŞİ!..

Yine bu Doğu’daki mücahid grup hakkında 7. Bab’ın 1. – 4. ayetlerinde şöyle denmektedir:

“Ve bu şeylerden sonra kara üzerine ve deniz üzerine ve hiçbir ağaç üzerine rüzgar esmemesi için zeminin dört köşesinde durup, zeminin dört rüzgarlarını tutmakta olan dört melek gördüm. Ve Hayy Allah’ın mührünü hamil olarak şark tarafından çıkmakta olan başka bir melek gördüm. Bu dahi karaya ve denize ziyan vermeğe memur bulunan o dört meleğe yüksek sesle çağırarak, “tâ biz Allah’ımızın kullarının alınları üzerine mühür vuruncaya değin siz, karaya ve denize ve ağaçlara ziyan vermeyiniz” dedi. Ve mühr olunan kimselerin miktarını işittim, Benî İsrailoğullarından yüz kırk dört bin kimse mühürlendi”.

Burada alınları mühürlenen Allah’ın kullarının, doğu tarafından çıkacağına işaret edildiği halde, İncil’i tefsir eden Yahudi alimleri, yine bu ifadeyi kendilerine çekerek, onların Beni İsrail’den olacağını söyleyerek tahrif etmişlerdir. Acaba Hz. İsa’ya hâşâ veledi zina diyen ve onu öldürmeye teşebbüs eden Yahudilerin, üstelik Hz. İsa hayatı boyunca onlarla mücadele etmişken asıl İncil’de övülmeleri mümkün mü?.. Bundan da anlaşılıyor ki, Yahudiler Tevrat gibi İncil’i dahi tahrif etmişlerdir. Hem bu ayetlerin devamında 9. – 17. ayetlerinde bu şarktan-Doğu’dan gelen yüz kırk dört bin kimse hakkında şöyle söylenmektedir:

“Bu şeylerden sonra gördüm ki; cümle milletler ve kabileler ve kavimler ve lisanları (kullanan insanlar) olarak, kimsenin sayamadığı büyük bir cemaat, beyaz elbiseler giymiş ve ellerinde hurma dalları bulunduğu halde tahtın önünde ve kuzunun huzurunda durup yüksek sesle, “Kurtuluşumuz tahtta oturan Allah’ımıza ve kuzuya mahsustur” diye nida ediyorlar idi. Ve meleklerin cümlesi tahtın, ihtiyarların ve dört canlı ruhun etrafında duruyorlar idi. Ve tahtın önünde yüzüstü kapanarak Allah’a secde kılıp, “âmin! Bereket ve hamd ve hikmet ve şükür ve izzet ve kudret ve kuvvet, Sonsuz kudret sahibi Allah’ımıza mahsustur. Âmin!” dediler.

Ve ihtiyarlardan biri bana hitaben; “Bu beyaz elbiseler giymiş kimseler kimlerdir ve nereden geldiler?” dedi. Ben dahi ona; “Ey efendim sen bilirsin” dedim. Ve bana dedi ki; “Bunlar o büyük harpten gelenlerdir ve elbiselerini yıkayıp kuzunun kanında beyaz ettiler. Bu sebepten Allah’ın tahtı önündedirler ve heykelinde (mabedinde) gece gündüz ona ibadet ederler. Tahtta oturanın meskeni dahi üzerlerinde gölgelik olacaktır. Artık ne acıkacaklar, ne de susayacaklardır. Onları ne güneş ne de bir nevi hararet vuracaktır. Zira tahtın ortasında olan kuzu onları güdüp, diri su pınarlarına götürecektir (yani Hz. Mehdi ve İsa onları hakikat yoluna sevk edecektir). Allah dahi gözlerinden her gözyaşını silecektir

ARAŞTIRMA:HAKAN YILMAZ ÇEBİ

www.netpano.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir