MEZAR MI TÜRBE Mİ?

Gündem o kadar hızlı değişiyor ki değerli okurlar, inanın her gün yazı yazsak ancak yetişebiliriz. Aslında gündem oluşturmamız gerekirken oluşturulan gündemin peşinden koşuyoruz. Bu satırların yazarı ise anca haftalık olarak yazı
yazabildiğim için gündemi ne kadar takip etsem de yetişemiyorum. Ama şükürler olsun ki moralhaber.net sitemizde çok değerli yazarlarımız var da gündemi bizler için yorumluyorlar…

Ne zamandır aklımda olan bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Mezarın altına değil de üstüne yatırım yapılması konusunda sizinle biraz dertleşmek istiyorum. Zira geçtiğimiz günlerde bir olaya şahit oldum. Mezar yeri almak için iki haftadır koşturuyor. Ölmeden önce mezar yerimi alayım da diyor. İçim rahat etsin… Yani kendisini mezara değil de mezarı kendisine hazırlıyor.

Osmanlı’nın son döneminde batıdan gelen bir hastalıkla artık mezarlıklar ve mezarlar adeta lahitler şeklinde yapılmaya başlandı. Bugün Eyüp Sultan Türbesi civarında bulunan mezarlara baktığımız zaman Tanzimat döneminde yapılmış olduğunu görüyoruz… Hem de oldukça büyük ve azametli bir şekilde… Aradan yıllar geçti ama bugün yine aynı hastalığın devam ettiğini görüyoruz. İstanbul’da bulunan mezarlıklara
baktığımız zaman hepsi olmasa da birçok mezarların adeta LAHİT ve TÜRBE
şeklinde yapıldığını görebiliriz…

Bugün ayrı bir sektör oluşmuş durumda, mezar bakımı, mezar süslemesi giderek büyüyor.Sözün özü şudur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde devlet dairesinde çalışanlar vefat ettiğinde geriye bıraktıkları mal varlıkları MÜSADERE edilirdi. Bu müsadere sadece fazla mal varlıklarını içine alırdı. Yani ailesi için gerekli ihtiyaç bırakılır, artan mal devlet hazinesine bırakılırdı. Tüm devlet adamları bunu bildikleri için daha ölmeden geride ihtiyaç dışında mal bırakmaz, hepsini ahrete gönderirlerdi. Sultanahmet’ten yürüyerek Topkapı’ya doğru yürüdüğünüz zaman sağlı-sollu 20’den fazla paşalara ait olan kütüphane, cami, çeşme, okul
görürsünüz… Yine aynı şekilde ordunun geçtiği diğer yerlerde de hep devlet
adamları ahrete yatırım yaparlardı. Ama
ne zamanki MÜSADERE SİSTEMİ kaldırıldı. Bu sefer devlet adamları yine yatırım yapmaya devam ettiler ama AHİRETE değil DÜNYAYA… Bugün Boğazın her iki yakasında bulunan yalı ve saraylar müsadere sisteminden sonra yapılmış olan dünyanın süsü binalardır.

Kaynaklar bize İstanbul’un fethi sırasında 45 bin Osmanlı askerinin geldiğini ve bunun da 5 binin şehit olduğunu aktarıyor. Şu anda nerede bu askerler? Tabii ki kalbimizde…Her zaman hayırla ve dua ile hatırlanacaklar. Yine İstanbul sokaklarını gezdiğiniz zaman küçük küçük tek mezarlar görürsünüz. Hamal dede, koyun baba, tokmak dede, keser baba vb gibi… Hepsi
İstanbul’un fethine katılmış ve daha sonra halkın kalbine girmeyi başarmış
insanlardır. Çoğunun ne türbesi var ne de bir başında yazı. Ama bugün
yedisinden yetmişe herkes onları çok iyi bilir ve hayırla anarlar…

Dostlar gün geçmiyor ki Mehmetçiğimiz şehit olmasın. Hepsini hayırla anıyoruz, birçoğunu tanımıyor mezarını dahi bilmiyoruz ama hep gönlümüzde. O zaman diyorum ki, gelin üstüne değil de altına yatırım için uğraşalım. Birbirimizi kırmayalım, üzmeyelim, hele hele ÖNYARGI-YANLIŞ BAKIŞ AÇISI-GIYBET gibi kötü hastalıklardan
kurtulalım da insanların kalbine girmeye
çalışalım…

Bugün düşünün bakalım YUNUS Emre’nin –SOMUNCU Baba’nın-
BATTAL Gazi’nin ve birçok sahabenin Türkiye’nin değişik il ve ilçelerinde
mezarı var. NE güzel değil mi? O kadar kişinin gönlüne girmişler ve üstelik
ölmemişler hala aramızda yaşıyorlar. O zaman dostlar öyle bir ölüm nasip etsin
ki Rabbimiz bize bedensel ölüm olduktan sonra insanların ve diğer mahlûkatın
kalbinde hayırla yaşamayı nasip etsin… Kıyamete kadar hem de… O zaman ha mezar
olmuş ha türbe ha da olmamış… Sizce fark eder mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir