MHP barajı CHP’den aldığı oylarla geçecek

Siyaset bilimci Doç. Tanju Tosun, kamuoyu araştırma sonuçları, partiler ve Çankaya tartışmalarını analiz etti.

CHP tabanından MHP’ye net bir kayma var. Sadece seçmen değil, parti üyeleri bile MHP’ye kayıyor. Yeni araştırdık, bugün MHP’li üyelerin yüzde 20’si beş yıl önce CHP’nin üyesi çıktı



AKP kadrolarını Karadenizlilik birleştiriyor. AKP’de Karadenizlilik, İslami kimliğin önünde. Ama bu gizleniyor. Kamunun kaynakları hemşeri cemaatçiliğiyle kontrol ediliyor, paylaştırılıyor


Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin kararlarını inceledim. 100 meclis kararından 90’ı imar konusunda olmuş. Bu kentin imar dışında başka sorunu yok mu? Var ama rant da imarda var


NEŞE DÜZEL SÖYLEŞİSİ


NEDEN? Tanju Tosun


Türkiye, Ankara’dan kaynaklanan bir ’Çankaya gerginliği’ yaşıyor. Siyasi partiler de, liderleri de, bizzat Cumhurbaşkanı Sezer de, Çankaya’nın müstakbel sahibini belirleyebilmek için ardı ardına siyasi manevralar ve ittifaklar yapıyorlar. Peki bu kavga, halkın taleplerinden doğan gerçek bir gündemi mi temsil ediyor? Yoksa sadece Ankara’daki siyasetçilerin iktidar isteklerinden mi kaynaklanıyor? CHP sine-i millete dönebilir mi? MHP neden erken seçim istiyor? Milliyetçilik çekişmeleri siyasi partileri seçimlerde nasıl etkileyecek? Erdoğan, Çankaya’ya çıkarsa AKP ne olacak? Bu soruları siyaset bilimci Tanju Tosun’a sorduk ve kamuoyu araştırmalarına dayanan ilginç cevaplar aldık. Siyasal partiler, seçmenin oy dağılımı, siyasette yeni mevzilenmeler üzerine araştırmalar yapan ve kitaplar yayımlayan Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Tosun’un bir kitabı da ’Merkez Sağ ve Merkez Solda Parçalanma’ adıyla çıktı.


Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken siyaset iyice karıştı. Bu, doğal, halktan kaynaklanan bir hareketlilik mi? Yoksa Ankara’daki yöneticilerin kendi aralarındaki çekişmelerle yarattıkları yapay bir gündem mi?


Gündemin reel ya da sanal olduğunu anlamak için kamuoyu araştırmalarına bakmak gerekiyor. Biz İzmir’de bir anket çalışması yürütüyoruz. Gördüğümüz şu ki, Türkiye’de halkın şu anda ’cumhurbaşkanlığı’ diye bir gündemi yok. Yapay bir gündem bu. Cumhurbaşkanlığı seçimi tamamen siyasilerin bir mevzi kapma, devlete hâkim olma, muktedir olma mücadelesi. Yoksa halkın gündelik hayattaki ihtiyaçlarını karşılamak, toplumun sorunlarını çözmek için yapılan bir siyasi tartışma değil bu. Çankaya savaşı bu. Çünkü Türkiye’de muktedir olabilmek için Çankaya’yı kontrol etmek gerekiyor. Zira Çankaya, 1982 Anayasası’nın cumhurbaşkanına verdiği yetkilerle ’devlet hâkimiyeti’ni temsil ediyor. Türkiye’yi yöneten elit kesim de Çankaya’yı verip reel siyasetin elinden kaymasını istemiyor.


AKP dört yıldır tek başına iktidarda. Muktedir olamadı mı hâlâ?


İktisadi anlamda muktedir, politik anlamda değil. Kamu kaynaklarını kendi yandaşlarına dağıtmada muktedir AKP. 2002 seçimlerinde seçmene vaat ettiği türban, imam-hatip, YÖK gibi sorunları çözmede muktedir değil. AKP politik alanla ilgili attığı her ileri adımdan sonra, askeri ve sivil bürokrasiden gelen tepki nedeniyle iki adım geri çekilmek zorunda kalıyor.


Muhalefetin, özellikle de MHP ile CHP’nin tek amacı Tayyip Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkartmamak gibi gözüküyor. Bu iki partinin gerçek istekleri bu mu yoksa başka bir politik manevra mı yapıyorlar?


Cumhurbaşkanlığı tartışmasını canlı tutarak bir gündem yaratmak istiyorlar ama arka planda tabii bir başka politik manevra yapıyorlar. Çünkü şunu biliyorlar. Tayyip’siz bir AK Parti, muhalefet partileri açısından daha kolay yutulabilecek bir lokmadır. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması, CHP ve MHP’nin genel seçimlerden kârlı çıkması için bir fırsattır.


CHP’nin sine-i millete döneceği yani parlamentodan çekileceği tartışmaları da yapıldı. CHP bunu yapar mı? Ya da yapabilir mi?


CHP hukuken, anayasal olarak bunu yapamaz. Sine-i millete dönme yolu kapalı. Çünkü CHP’li milletvekillerinin istifasına 101 AKP milletvekilinin de onay vermesi gerekiyor. Bu mümkün değil. AKP parlamentoda kendi gücünü, etkinliğini azaltacak bir şeye onay vermez. Sine-i millete onay vermeyeceğini görmek için de kâhin olmak gerekmez. Zaten CHP de bu yola başvurmaktan çekiniyor. Çünkü seçmenin kendisine, ’Meclis’i niye AKP’ye teslim ettiniz’ diye tepki göstereceğini biliyor. Onun için de TÜSİAD ve diğer sivil toplum örgütlerinden AKP’ye karşı destek istiyor.


Diyelim ki CHP milletvekillerinin istifa ederek parlamentodan çekilmesi mümkün oldu. Bunun siyasi sonuçları ne olur?


AKP’nin parlamentodaki etkinliği azalır. Kritik kararlar alamaz, yasalar çıkaramaz. Ama seçmen bazında bakıldığında, sine-i millete dönme işinden asıl yarayı CHP alır. Toplumun alt ve orta sınıfının gündeminde sine-i millet olmadığı için, kitlelerin derdi, gelirinin düzelmesi, iş imkânı, ucuz kredi, rekabet, eğitim, sağlık hizmeti olduğu için, CHP yaptığıyla kalır. Nitekim CHP bunu görüyor ve ’Biz de sine-i millete dönmeyi istemiyoruz’ diyor.


Cumhurbaşkanı Sezer son zamanlarda Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkma ihtimalini önlemek için siyasi partilerden daha istekli gözüküyor. Sezer’in böyle davranmaktan amacı ne?


Sezer, halkın kendisine desteğini bildiği için gönlündeki siyasi çizgiye destek vermek istiyor. CHP’nin yanında durarak, AKP’yi sıkıştırıyor.


Sezer, Erdoğan’ı engellemek için neler yapabilir? Bu konudaki hukuki ve siyasi gücü nedir?


Sezer zaten AK Parti’yi ve Erdoğan’ı engellemek için cumhurbaşkanlığı yetkilerini sonuna kadar kullanıyor. Yasaları veto ediyor, atamaları yapmıyor. Hukuki ve siyasi olarak bundan daha fazlasını yapamaz. Ama şu var. Bu tür diyaloglarla ve davranışlarla Sezer Çankaya’yı siyasallaştırıyor. Çankaya siyasallaşıyor.


Sezer’in iç politikaya böyle militanca bir tavırla müdahale etmesi kendisinden sonra gelecek cumhurbaşkanına örnek teşkil eder mi? Sezer’in bu tavrı, cumhurbaşkanlarının tarafsızlıktan vazgeçmesini meşrulaştırır mı?


Tamamen meşrulaştırır. Çünkü gelecek cumhurbaşkanı için Sezer bir örnek teşkil edecek. Çankaya’nın siyasallaştırılması, bundan sonra siyasal rejimde oyunun fair play kurallarına göre oynanmasını engeller. Cumhurbaşkanı seçildiği takdirde Erdoğan’ın CHP’yle diyaloğu Sezer örneğinden hareketle nasıl olur? Bizde Fransa’daki gibi uzlaşarak birlikte çalışma geleneği de yok. İşte o zaman sistem çok ciddi çatışır. Üstelik Türkiye bu gerginliği politik olarak ödemez artık. Ekonomik olarak öder. Sadece halk ve Türk iş dünyası nezdinde değil, uluslararası sermaye ve küresel güçler nezdinde de Türkiye’nin siyasi istikrarıyla ilgili soru işaretleri doğar. Böyle bir ortamda ekonomi altüst olur.


MHP Başkanı Devlet Bahçeli erken seçim istiyor. Tarih de veriyor. ’11 Mart’ diyor. Bahçeli niye böyle bir çıkış yapıyor?


Bahçeli bir an önce parlamentoya girmek istiyor. Çünkü MHP, parlamento dışında kalmanın ve ekonomik kaynakları kontrol edememenin çok büyük zararını gördü. Teşkilatları ayakta tutabilmek için MHP’nin bir an önce Meclis’e girmesi gerekiyor. 11 Mart da muhtemelen Yüksek Seçim Kurulu’na danışılmış bir tarihtir ve seçim kütüklerinin en erken 11 Mart’ta güncellenebileceği öğrenilmiştir.


Bahçeli’nin seçim hesapları bazen tutmuyor. İktidardayken de erken seçim istemiş ve partisi parlamento dışında kalmıştı. Eğer 11 Mart’ta erken seçim olursa MHP bundan kazançlı çıkar mı?


Kamuoyu araştırmalarında MHP, seçimlerde barajı geçme olasılığı en yüksek parti çıkıyor. Gerçi MHP oylarında ve MHP’nin toplum nezdindeki itibarında ciddi bir yükseliş yok. Sadece birkaç puanlık bir artış var ama geçen seçimde yüzde 8’le baraj altı kalan MHP’de gene de bu kadarlık bir oy artışı onun barajı geçmesini sağlayabilecek. Aslında MHP soldan aldığı oylarla, daha doğrusu CHP’den aldığı oylarla barajı geçecek. Eğer Türkiye’de bugünkü şartlar değişir ve milliyetçilik şiddetlenirse, AKP ve CHP’den MHP’ye oy kayacak demektir bu. CHP’nin seçmen tabanı bakımından en büyük rakibi MHP olacak seçimde.


Niye?


Yapılan araştırmalarda, CHP tabanından MHP’ye net bir kayma var. Baykal dün ’Anadolu solu’yla, bugün ’Cumhuriyet koalisyonu’yla sol tabanı toparlamaya çalışıyor ama, kendi tabanı MHP’ye kayıyor. Siz ne kadar milliyetçi tepkiyle bu toplumun önüne çıkarsanız, kendi tabanınız da


o kadar milliyetçiliğin asıl sahibine kayıyor işte. CHP’nin sadece tabanı da MHP’ye kaymıyor? Nisan ayında ’siyasi partilerde üyelik ve katılım’la ilgili yeni bir çalışma yaptık. Şunu gördük. Deneklere, ’Daha önce bir partinin üyesi miydiniz’ diye sorduğumuzda, MHP üyelerinin yüzde 15-20’si daha önce CHP üyesi olduğunu söyledi. Yani beş yıl önce CHP’nin üyesiymiş, bugün ise MHP’nin üyesi.


Eğer artan milliyetçilik şeçimlerde sadece MHP’ye yarayacaksa, niye AKP dahil, iki yıldır bütün siyasi partiler milliyetçiliğe oynuyor bu ülkede? Milliyetçiliği tırmandırmanın MHP’ye yaradığını görmüyorlar mı?


Siyasi partilerin milliyetçilik dozuyla Türkiye’deki milliyetçiliğin dozu aslında örtüşmüyor. Siyasi partilerdeki milliyetçilik dozu Türkiye’deki milliyetçilikten çok daha yüksek. Anadolu’da sınırlı bir milliyetçi kıpırdanma var. Ama partiler bunu anlayamıyor. Bir kere, sandıkta önce iş ve aş sonra Türklük, sonra Kıbrıs geliyor. Milliyetçilik sandıkta iş ve aş sorununu mağlup edemiyor. Artan milliyetçilik sadece MHP’nin oyunu artırıyor. Mesela PKK’nın eylemleri hızlandığında ya da Kürt sorunu çözümsüzlüğe sürüklendiğinde, Güneydoğu’da ölümler arttığında MHP’nin de oyları artıyor.


CHP bu seçimde oyunu artıramaz mı peki?


CHP’nin oyunu yüzde 20’nin üstüne çıkarması kolay değil. Seçmenin derdi Çankaya değil, türban değil. Türkiye’nin asıl sorunu Çankaya ve türban olmadığı sürece CHP bu konjonktürden beslenemez. Türkiye’de seçmenin derdi daha iyi yaşamak, iş bulmak, adil bir gelir dağılımına kavuşmak. Bu durumda CHP’nin oyunu artırması, ülkeyi kutuplaştırmasına bağlı. Ülkeyi ne kadar kutuplaştırabilirse o kadar oyunu artırır düşüncesiyle seçim stratejisini kuruyor.


Peki… Bahçeli neden Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmasını engellemek istiyor?


Devlet Bahçeli günlük politika üretiyor.Yoksa MHP tabanıyla AKP tabanı zıt değil. Ilımlı muhafazakârlık ve İslam figürü kendisini milliyetçi diye tanımlayan seçmende de var. AKP nerede duruyor derseniz… AKP’yle Refah çizgisini aynı kabul etmek siyaset bilimi açısından uygun değil. Refah geleneği Saadet Partisi’nde temsil ediliyor. AKP’nin ise biraz muhafazakâr, biraz liberal, biraz Türk, karmaşık bir kimliği var. Politik kadrolarda İslami ton da var. Ama icraata bakıldığında tamamen etnik vurguya kayabilecek bir ’hemşeri cemaatçiliği’ var. AK Parti kadrolarını birleştiren ortak payda Karadenizlilik. Bu hemşeri cemaatçiliği yerel kaynakların kontrol edilmesine ve paylaştırılmasına aracılık ediyor.


Anlamadım…


AKP Türkiye’de Batı’dan Doğu’ya nerede iktidardaysa, ister Muş’ta, ister Bingöl’de, ister Bursa’da, ister İstanbul’da, belediyelerin büyükşehir, il ve ilçe yönetimlerinde hep Karadenizliler hâkimdir. Bursa için ’Burtvin’ oldu deniyor. Bursa’da 800 bin Artvinlinin bulunmasından ötürü değil bu isim. AK Partili büyükşehir belediyesinde yerel kaynakları kontrol eden bütün makamlardaki kişilerin Artvinli olmasından ötürü bu isim. İstanbul’da da böyle. AK Parti’de Karadenizlilik, İslami kimliğin önündedir. Bu partide, dini cemaatçilik değil, hemşeri cemaatçiliği ön plandadır. Ama bu gizleniyor. Çünkü kamunun bütün kaynakları bu cemaatçilik aracılığıyla kontrol ediliyor ve paylaştırılıyor.


Diğer partiler cemaat partisi değil mi?


Onlarda da cemaatçilik, hemşeri ilişkisi var ama iktidarda olunmadığı takdirde bu pek bir anlam ifade etmiyor. SHP döneminde de İstanbul’da Sivaslıların egemen olduğu bir parti yapısı ve belediyecilik vardı. Zaten bir kent en fazla nereden göç alıyorsa, özellikle iktidar partilerinin yerel teşkilatlarına o il hâkim oluyor. Çünkü Türk insanının bir özelliği var. Göç edenin yoksulluk ortamında tutunduğu yegâne yer ve dayanışma örgütü siyasi parti oluyor. Geçenlerde Deniz Baykal, Ali Dibo’yla ilgili ’belediyelere bakın’ dedi. Ben Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin meclis kararlarını inceledim. 100 meclis kararından 90’ı imar konusunda olmuş. Bu kentin imar dışında başka bir sorunu mu yok? Tabii var ama rant da imar alanında var. Bursa Belediye Başkanı Artvinli. İmar Komisyonu Başkanı Artvinli, AKP Grup Başkanvekili Artvinli. Saadet zinciri böyle sürüyor.


AKP, erken seçim önerilerine karşı çıkıyor. AKP’nin hesabı ne?


AK Parti ben iktidar olduğuma göre seçim tarihine de ben karar veririm diyor. Bütün davası bu. Yoksa ülkede iktisadi ve politik dengelerde ciddi bir altüst oluş olmadıkça, seçimlerin sekiz ay önce veya sonra olması pek bir şey değiştirmeyecek. Ayrıca AKP Çankaya’ya kimi taşımak istiyorsa onu taşıyacak. Asıl niyeti, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması. Çünkü bütün siyasetçiler Çankaya’yı fethedilmesi gereken bir politik kale olarak görüyor. Çankaya’da sıfır maliyetli bir siyasal oyun oynuyorsunuz. Muktedirsiniz ama sorumsuzsunuz. Ayrıca Erdoğan kendi davası için Çankaya’da bir şey yapmasa da, o gelenek için Çankaya’da bulunmak en büyük başarı olacak. Muhalefetin Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkartmayız’ın dışında Çankaya’yla ilgili bir B planı yok ama AKP’nin var.


AKP’nin B planı nedir peki?


Konuşulan şu. Eğer Erdoğan AK Parti’nin seçimlerden rahatlıkla birinci parti olarak çıkacağını görürse, cumhurbaşkanlığına aday olacak. Görmezse, Abdullah Gül aday olacak, Erdoğan başbakanlıkta kalacak. O zaman cumhurbaşkanlığı sembolik bir konuma çekilecek. Erdoğan cumhurbaşkanı olursa, bu kez fiili olarak başkanlık ve yarı başkanlık arası bir sisteme geçilecek. AKP’nin asıl istediği de böyle bir sistem. Orta vadede Anayasa’yı değiştirecek gücü elde ederse, parlamenter rejimden bu sisteme geçmeyi istiyor AKP.


Bunları tartışıyor AK parti elitleri.


Bir AKP’li Çankaya’ya çıkarsa, bunun toplumsal sonucu ne olur?


Bu, coğrafyaya göre farklılık gösterecek. Bir İzmirli için Çankaya’da bir AK Partili’nin varlığı tahammül edilemez bir şey ama, bir Yozgatlı, Çankırılı, Rizeli için böyle bir sorun yok. Sivil ve asker bürokrasinin ise demokratik sistem içinde eli kolu bağlıdır. Ama Erdoğan veya başka bir AK Partili de Çankaya’ya çıktığında ekonomik istikrar açısından dengeleri gözetmek, sivil ve asker bürokrasiyle uyum içinde çalışmak zorundadır. Mesela Erdoğan reel politik olarak Çankaya’ya türbanı sokmayacak. Halka dönüp konuşacak, söylenecek ama sokmayacak.


Bir AKP’linin Çankaya’ya çıkması siyasi dengeyi nasıl etkiler?


Cumhurbaşkanı bir toplumsal uzlaşmayla seçilmese bile, eğer seçildikten sonra yeminine sadık kalırsa, sorun çıkmaz. Ama AKP’li cumhurbaşkanı kalkar da ’beni Müslümanlar seçti. Ben türbanlıların, imam-hatiplilerin davasını öncelikli mesele kabul ediyorum’ derse, o zaman o cumhurbaşkanı ’Sezerleşebilir’. Sezerleşmenin de riski vardır. Çünkü cumhurbaşkanı bir başbakan değildir. Taraf olması toplumu gerer, toplumsal dengeleri alt-üst eder. Ama bunu yapacak kadar deneyimsiz bir AK Parti yok karşımızda.


Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkması AKP’yi nasıl etkiler?


Cumhurbaşkanlığı seçimi normal zamanında yapılır ve Erdoğan seçilirse, seçimlerde AKP’nin oyları biraz geriler ama AKP dağılmaz, bölünmez.


Eğer AKP 2006’da bir erken seçime gitseydi, bu kendisi için daha yararlı olur muydu?


Erdoğan için kesinlikle daha yararlı olurdu. Bugün kimse AKP’yi oyunu kuralına göre oynamamakla, Anayasa’ya uymamakla, hukuki ve meşru olmamakla suçlayamaz ama meşruluğu takviye etmek Erdoğan’ı rahatlatırdı. Böyle bir şeyin demokratik ruhu daha kuvvetli olurdu. Kamuoyunda muhaliflerinin kendisine çizdiği uzlaşmaz politik kimlik böylece bertaraf edilmiş olurdu. Ve Erdoğan, toplumun önüne uzlaşan bir kimlikle çıkardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir