Mormon Tarikatı’nın Bilinmeyen Yönleri

“Kimi zaman bu adamın su üzerinde yürüdüğünü, kimi zaman ise büyük bir sahtekar olduğunu düşünebilirsiniz.” Düzinelerce davaya Mormon Tarikatı’nın kurucu lideri Josph Smith’in adı karışmıştı.

Hayatının son zamanlarında tam 30 karısı, yüklü miktarda borcu ve yüzlerce düşmanı vardı. “Ben size hiçbir zaman mükemmel olduğumu söylemedim” demişti takipçilerine, “Ama size öğrettiğim vahiyde hiçbir hata yoktur.”
Elise Soukup – Newsweek Dergisi

Joseph Smith canını dişine takmış çabalıyordu. 1820 yılı baharındaydı. Newyork’un şehir merkezinden uzak bir bölgesindeydi. O zamanlar bu bölge ateşli bir Protestan uyanışının ve Avengelik Mezhebi’nin estirdiği sıcak rüzgarların etkisi altındaydı. Smith serveti az ama beklentileri yüksek olan bir ailenin 14 yaşındaki üyesiydi. Büyükbabasının kehanetine göre, aileden gelen biri din dünyasında büyük bir devrim yapacaktı. Babası ailenin manevî kurtuluşu ile ilgili gelecekten haberler veren bir dizi rüya görüyordu. Bizzat İsa tarafından tedavi olunduğunu iddia eden amcası bilgeliğe kavuşmuştu. Dolayısıyla Smith’in, kendi inancıyla ilgili olarak şaşkınlığa düşmesi doğal bir durumdu. Annesi Presbiteryenlere katılmıştı; acaba o da katılmalı mıydı? Yoksa, tıpkı babasının izlediği ana-çizgi Kiliselerin dışında mı kalmalıydı. Aileye ait Kitabı Mukaddes’in sayfalarını çeviren Smith, ‘James Bölümü’ne geldiğinde, onu çarpan şu ayetle karşılaştı: “Eğer sizden biri bilgelikten yoksun ise, Tanrı’dan istesin (…) o ona verilecektir.”

Bu hitaptan etkilenen Smith dua ve ibadet için bir koruluğa gitti. Smith’in anlattığına göre, duaya başladığında siyah bir kudret gelip onu kıstırdı ve Tanrı bizzat müdahale edene dek onu bırakmadı. “Bu dehşetli korku anında” diye hatırlıyordu Smith, “ Tam başımın üstünde bir ışık sütunu gördüm; güneşin parlaklığından daha göz alıcıydı, gelip beni tamamen kuşatana dek yavaş yavaş aşağı inmişti.” [O an] Tanrı, Mesih ile birlikte görünmüş ve şaşırtıcı bir mesaj bırakmıştı: O, dünyadaki kiliselerin hiçbirine intisap etmemeliydi; çünkü onlar çoktandır İsa’nın gerçek İncil’inden uzaklaşmışlardı. Smith’in müritleri tarafından ‘İlk Vizyon’ olarak adlandırılan bu deneyim, sonuçta dünyayı yeni bir inanç ile tanıştırmıştı: Mormonizm, ya da Ahir Zaman Ulularının İsa Mesih Kilisesi. Bu Kilise’nin şu an için 12 milyondan fazla üyesi bulunuyor ve bizzat Smith tarafından başlatılan etkin misyonerlik geleneği sayesinde, ABD’de en hızlı büyüyen mezheplerden biri.

Peygamber ve çok eşli, hipnotizeci ve velveleci, aziz ve günahkar: Amerikan din tarihinde bu ilkede doğan, kuşkusuz, en etkili ve belki de en büyüleyici figürdü Smith. Bu yıl onun doğumundan bu yana tam iki yüzyıl geçtiğini gösteriyor ve bu 200. yıl Smith’in, onun inşa ettiği inanç sisteminin ve bıraktığı mirasın araştırmacı ve taze bakış açıları ile yeniden ele alındığı bir yıl oldu. Erken dönemlerde gördüğü zulüm nedeniyle savunmacı ve kapalı kutu kimliği ile bilinen kilise Smith’in hayatını umuma açıyor ve yapılacak araştırmalar için katkıda bulunuyor. Bu yaz Brigham Young Üniversitesi altı haftalık, birçok inancı konu edinen ve Beşeri Bilimler için Ulusal Bağış [adlı kuruluş] tarafından fonlanan bir seminer düzenledi. Bu çerçevede, Smith’in mektupları/hatıraları bir araya getirildi ve basıldı.

Smith’in çağı bizim çağımızla büyük benzerlikler taşıyor ve onun hikayesinin 21. Yüzyıl’da özel bir takım yansımaları var. Tıpkı bizim gibi, o da muhafazakar dinî duyguların yükseldiği, vatanseverlik duygularının derinleştiği, ekonomik dönüşümün hızlandığı, keskin siyasi bölünmelerin yaşandığı, yabancıların anavatana zarar verebileceği yönündeki korkuların arttığı bir dönemde yaşamıştı. Smith’in, 1812 Savaşı’nın gölgesinde milliyetçiliğin yükselişte olduğu bir dönemde şekillenen öğretileri, tıpkı çağımızda olduğu gibi, Amerika’yı varlığın merkezine yerleştiriyordu.
Massachusetts’in Cumhuriyetçi valisi ve 2008’in muhtemel başkan adaylarından olan Mitt Romney’den Senato’nun Demokrat lideri Harry Reid’e varana dek Mormonlar Amerikan toplumunun farklı bölümlerinde, özellikle siyasette ve ‘En Zengin 500’ içersinde gittikçe daha görünür bir duruma geliyorlar. Geleneksel olarak muhafazakar olmakla birlikte tam anlamıyla dinî hakların korunması taraftarı olmayan kilise eşcinsel evliliğe ve kürtaja (anne hayatı tehlikede, ırza tecavüz veya ensest ilişki olmadığı sürece) karşı. Bu yıl başlarında cereyan eden Teri Schiavo olayında ise kilise pek çok muhafazakar Hıristiyan’ın izlediği yoldan ayrıldı. Nitekim bu durum medyaya “Mensuplarımız makul olmayan yollardan ölümlü hayatı uzatma konusunda kendilerini zorunlu hissetmemelidirler” biçimindeki demeç ile yansımıştı. Ayrıca, önde gelen Mormon figürler arasında görüş ayrılıkları bulunuyor: Romney kök hücre araştırmalarına karşı çıkarken, Utahlı Aziz Orrin Hatch bu tür çalışmaları destekliyor. Bu arada, söz konusu inanç sisteminin ahlak ve aile alanlarındaki geleneksel görüşleri, onun gelişen dünyamızda hızla yayılmasını ateşliyor. Öyle ki, küresel Amerikan karşıtlığı yaygınlık kazanıyor olmasına rağmen, kilise ABD dışında içerde olduğundan daha hızlı bir biçimde yayılıyor.

Smith ileri sürdüğü şeylerin kabul edilmesinin bir inanç sıçraması gerektirdiğinin farkındaydı. “Kimseyi benim hikayeme inanmadığı için suçlayamam” demişti ölümünden kısa süre önce. “Eğer söylediklerimi bizzat yaşamamış olsaydım, kendime ben de inanamazdım.” ‘İlk Vizyon’undan üç yıl sonra Smith, Moroni –Kuzey ve Güney Amerikaların eski peygamberlerinden birinin adı- adlı bir meleğin ona gelip Tanrı’nın ondan yeni kutsal kitabı –İsa’nın yeniden diriliş sonrasında Amerika’ya yaptığı ziyaretle (post resurrection visit) ilgili bilgilerin yanında burada yaşayan kadim bir İsrailli topluluğun tarihini de anlatan altın levhaları- ortaya çıkarmasını istediğini haber verdi. Levhalar Smith’in evinin yakınındaki bir tepede gömülüydü ve Urim ve Thummim –Smith’in, metni, bilinmeyen bir dil olan yeniden biçimlendirilmiş Mısır Dili’nden (reformed Egyptian) İngilizce’ye çevirmesine yardımcı olduğu kabul edilen zırhın ilişiğindeki taşlar- ile birlikte bulunuyorlardı.

Mormon’un Kitabı adıyla bilinen bu çeviri, söz konusu tarikate/mezhebe adını vermiş ve tüm ulusun dikkatinin Smith üzerine toplanmasını sağlamıştı ama [kurmayı] arzuladığı kiliseyi ona vermemişti. Smith’in dediğine göre, yeniden diriltilen peygamberler ve havariler onu ziyaret edip kendisini yeryüzünde Mesih’in kilisesini yeniden kurmakla yetkilendirdiler. O bu kiliseyi 6 Nisan 1830 yılında Fayette, N.Y’de resmen kurdu. Onun çevreye gönderdiği misyonerlerden Kirland, Ohio’ya gidenler şanslıydılar: Ünlü Campbellite papaz ile onun cemaatinden 100 kişiyi vaftiz etmişler ve kilise üye sayısını neredeyse ikiye katlamışlardı. 1831 yılı boyunca Smith müritlerinin Kirtland’a ya da (İncil’de sözü edilen) Aden Bahçeleri ve Siyon’un müstakbel toprağı olarak nitelediği Missouri Jackson Bölgesi’ne göç etmelerini istedi. İnananların bu ani akını, azizlerin kültürel, siyasi ve ekonomik bir tehdit olarak algılandığı Missouri’de memnuniyetsizlikle karşılandı. İzleyen beş yıl içerisinde Missouri azizleri kalabalıklar tarafından Jackson Bölgesi’nden Missouri’nin batı sınırında bulunan Clay Bölgesi’ne sürüldü. Önyargılar yaygınlaşınca, Missouri valisi Lilbum Boggs bir ‘imha yasası’nı (extermination order) 1839 yılında yürürlüğe koydu.

Bunun üzerine Smith ve takipçileri İllinois’in Nauvoo bölgesine kaçtılar. Smith’in buradaki gittikçe aratan siyasi faaliyetleri (yerel milis gücünün şefi, sulh hakimi ve ABD başkanlığı adayı idi) Nauvoo’nun, bu faaliyetleri tehlikeli bir teokrasi olarak niteleyen unsurlarını öfkelendirdi. Karşıtlarına ait bir matbaa makinesinin tahribini emretmesinin ardından hapse atılan Smith kaderini algılarcasına şöyle diyordu: “Kesilmeye götürülen bir kuzu gibi gidiyorum. Ama ben bir yaz günü sabahı kadar sakinim. Ne Tanrı’ya, ne de herhangi bir insana karşı her hangi bir kusuru bulunmayan bir vicdana sahibim.” 27 Haziran 1844 günü ayaktakımından bir grup hapishaneye saldırıp Smith’i ve kardeşi Hyrum’u kader kurşunlarına kurban ettiler ve iki kişiyi de yaraladılar. Smith 38 yaşındaydı. Onun kilisesi varlığını sürdürdü (büyük ölçüde takipçisi Brigham Young’un geri kalan azizleri Utah’ın batısına götürmesi sayesinde) ve 161 yıl sonra, pek çok insan için [hâlâ] esrarengiz olsa da, güçlenerek büyümeye devam ediyor. Mormonizm’in temel ilkeleri bu inanç dışında kalan kimseler için kafa karıştırıcı, hatta gerçekten de inanılmaz geliyor. Moroni adında bir melek? “Birden fazla” eş ile evlilik? Yeni Dünya’yı ziyaret eden yeniden dirilmiş bir İsa? Bunlar potansiyel mühtediler için olduğu kadar, Simith’in iddialarını çalışan tarihçiler ve bilim adamları için de kafa karıştırıcı sorular.

Musa’nın yanan çalılığı ortalarda değil ki, ne zaman meydana geldiği karbon metoduyla tespit edilebilsin. Ama Smith ve takipçileri modern tarih analizlerine konu olabilecek pek çok doküman bırakmış durumdalar. Kayıtlar çetrefil bir adam portresi ortaya koyuyor. Kiliseyi misyonerlerinden tanıyan pek çok erken mühtedî, Smith ile ilk karşılaşmasında şoka uğruyordu. Eğitimsizdi ve ölçülüğünü kaybetmişti. Güç kullanmaktan hoşlanıyordu. Mühtediler için en şaşırtıcı olanı ise, kimi durumlarda, girişimlerinin başarısız kalmasıydı. En azından söylemek gerekirse, o her zaman bir peygamber gibi gözükmüyordu. “Kendi zamanında bile bu adamın ne yaptığını anlamak çok güçtü” diyor, kilisenin, Smith’in ölümünden sonra Brigham Young yerine, Smith’in oğlu Joseph III’ü takip eden dalı olan Mesih Cemaati tarihçisi Mark Scherer ve devam ediyor: “Kimi zaman bu adamın su üzerinde yürüdüğünü, kimi zaman ise büyük bir sahtekar olduğunu düşünebilirsiniz.” Düzinelerce davaya Smith’in adı karışmıştı. Hayatının son zamanlarında tam 30 karısı, yüklü miktarda borcu ve yüzlerce düşmanı vardı. “Ben size hiçbir zaman mükemmel olduğumu söylemedim” demişti takipçilerine, “Ama size öğrettiğim vahiyde hiçbir hata yoktur.” (Newsweek-17 Ekim 2005)

DÜNYA GÜNDEMİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir