Muhalefet İktidarın Gerisinde Kaldı

Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun’dan gündemle ilgili Netpano yazarı Fahri Sarrafoğluna önemli açıklamalarda bulundu

“Devlet ideolojisi şablonlu politikalar yüzünden az gelişmiş ülkeler kategorisine düştük.”


Dünya Ehli Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun yaptığı açıklamada, vakfın öteden beri köklü bir Anayasa değişikliğinin savunucusu olduklarını, özellikle 12 Eylül cuntasının getirdiği bu Anayasa’nın bugüne kadar çoktan değiştirilmesi gerekirdi’ diyerek daha çok demokrasi istedi… Fermani Altun’ hem açılımı hem de muhalefet ve bugüne kadar tabu olarak bilinen bazı konular üzerine görüştük…

Hükümetin açılımı ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz? Yıllardır tabu olan bazı konular artık en azından tartışılmaya başlanıyor, bu konuyu nasıl değerlendirebiliriz…

KOMİNİZM DÖNEMİ UYGULAMA GİBİYDİ



Açılımları destekliyoruz. Bu güne kadar sistemden kaynaklanan devlet ideolojisi şablonlu politikalar yüzünden az gelişmiş ülkeler kategorisine düştük. Komşularına düşman, milletinin değerlerine düşman ve son 50 yılda yaşanan ara rejimler yüzünden dünya devleti olmaya başaramadık. 90 yıldır savaş görmediğimiz halde 50 yıl önce taş taş üstünde kalmayan Avrupa’nın çok gerisinde kaldık. Yaşadığımız Cumhuriyet dönemi öncesi ve cumhuriyet dönemi sonrası olumsuzluklarının tartışılması ve açılımlar için adımlar atılması tarihi bir şanstır. Bir toplum veya bir devlet geçmişi ile ne kadar doğru yüzleşirse geleceğini o ölçüde doğru tayin eder. Cumhuriyet dönemi bir nevi kominizim idarelerindeki uygulamalarla benzeşmekteydi. Devlet işkence yapardı işkenceyi inkar ederdi. Son 50 yılda 16,500 Ton Kitap ve yayın yakılarak imha edilmiştir.

Açılımla ilgili önerileriniz nelerdir hangi konularda da açılım ya da daha fazla demokrasiye ihtiyacımız var?



ÇÖZÜM DAHA ÇOK DEMOKRASİDE


Açılımlarla İlgili düşüncemiz, öncelikle temel sorunlardan başlanmasıdır. Evrensel insan hakları, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve eşit vatandaşlık hakları sorunlarının giderilmesi öncelikli olmalıdır. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler kanunu ve seçim kanunu demokratik hale getirilmelidir. Devletin inanç hizmetlerinden elini çekerek Avrupa ülkelerinde olduğu gibi inanç kesimlerinin kurumları vasıtasıyla hizmet verilmesi sağlanmalıdır.

Ayrımcılıktan hala beslenenler var değil mi?

Ne yazık ki çıkarcı bazı siyasetçiler Osmanlı Döneminin son yıllarında olduğu gibi Cumhuriyet Döneminde de ayrımcılık felaketinden beslenmişlerdir. İnsanlar neyi yanlış bilirse onun zararını çeker. Her alanda bunu görebiliyoruz.İnancı doğru bilinmesi berekettir, kurtuluştur ve güzel insan olmak erdemliğidir.Yanlış bilinirse,insanlar hem kendine düşman hem başkalarına hem de medeniyete düşman olurlar. Din adına insan ayrımı yapanların insan öldürenlerin içine düştüğü felaketlerin sebebi inancı,yanlış bilmeleri ve çıkar –saltanat için kullananlara alet olmalarıdır.


Muhalefetin açılımlara dönük duruşunu nasıl buluyorsunuz tüm Türkiye’yi ilgliendiren ,daha fazla demokrasi konusunda el birliği yapmamız gerekmez mi?



MUHALEFET İKTİDARIN ÇOK GERİSİNDE KALDI


Muhalefetin iktidarın çok gerisinde kaldığını söyleyebiliriz. çünkü mevcut siyasi partiler kanunu dolayısıyla toplumda yetişmiş birinci derecedeki temsilciler Türkiye Büyük Millet Meclisi ne yansımamaktadır. Parti Genel Başkanlarının iki dudağı arasındaki tercihlerle meclis oluşmaktadır. Demokrasinin uluslar arası standartlar düzeyinde ülkemize yerleşmesi için partilerin yarış içinde olması gerekirken engel olması çok vahim bir durumdur.

Türkiye’de ehli bey sevgisi hepimizce malumdur… Ama bu konuda neden zaman zaman kaşınıyor. Neden ehlibeyt sevgisi istismar ediliyor, konu dini bir boyuttan ziyade siyasi bir boyuta getiriliyor. Yani bir zamanlar başörtüsü konusu bir partinin oy deposu gibi gösteriliyordu alevi kardeşliği konusu ise yine başka bir partinin kullandığı konu gibi gösterilmesi rahatsız edici olduğunu düşünüyor muyuz?



BLOKLAŞMALAR TOPLUMU PERİŞEN ETMİŞTİR


Türkiye’de yaşayan bütün inanç kesimlerinin ortak değerleri aynıdır. Fakat sistemden kaynaklanan bilgisizlikler, ayrımlar, bloklaşmalar toplumu perişan etmiştir. 9. Yüz yılarda Anadolu’yu Ehli Beyt olgusu ile İslamlaştıran Horasan Erenleri olmuştur. Tasavvuf ve Medeniyet değerleri ile Anadolu’dan balkanlara ve Çin Seddine kadar muhabbet ve sevgi ile büyük kutsal hizmetlerde bulunmuşlardır. İkinci kuşak Horasan Erenleri Hacı Bektaş-i Veli önderliğinde Anadolu’ya gelerek beylikler arası barışı sağlamışlar ve Osmanlı devletinin bizzat kurmuşlardır. Osmanlı Devletinin kuruluş felsefesinde yine Ehli Beyt geleneği ve kültürü hakimdir. Ne yazık ki 15. Yüz yıldan sonra dış güçlerin tuzaklarına düşen padişahlar ve sadrazamların zafiyetleri yüzünden mezhep taasupları ve alevi sunni yapay ayrımları topluma sokulmuştur. Halbuki Anadolu suniliği ile Anadolu Aleviliği aynı menşeede aynı ortak değerlerde gelen tek inanç toplumudur. Emevi saltanat ve zulmüne hiçbir zaman boyun eğmemişlerdir.

Fethullah Gülen Hoca Efendinin açılım, diyalog, hoşgörü konusunda çalışmaları var..Bu konuda ehlibeyt konusunda da sanırım destek ve çalışmaları da var..Kendisinin çalışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?



FETHULLAH HOCANIN ÇALIŞMALARI TAKDİRE DEĞER

Fethullah Gülen Hocanın çalışmalarını takdirle karşılıyoruz. İnsanların diyalog ve muhabbet içinde olması, insanı insan yapan değerlere kavuşmasının yolunu açar. Diyalog bir araya gelmektir. Ve Diyalog sonucu muhabbet başlamış olacaktır. Sevgi, ilim, dayanışma, paylaşma, hak hukuk, hayır – hizmet ve yüksek ahlak muhabbet zemini üzerinde filizlenir. “Muhabbet ile İstişareden mahrumsanız cahil olmaya mahkûmsunuz.

Sizce gençlere ehli beyti nasıl anlatabiliriz, anlatmalıyız yani iki ayrı din varmış gibi bir izlenim var… Sizce bunu gerek diyanet gerekse kanaat önderleri ne yapması gerekiyor…

NESİLLLERİMİZE DEĞERLERİMİZİ DOĞRU ÖĞRETMELİYİZ



Ehli Beyt Kuran-ı Kerimde ve Peygamber efendimiz tarafında referans olarak bize sunulmuştur. Resulullah’ın ev hanesinde nefesinde ve hukukunda yetişen kızı Fatime, damadı ve amcasının oğlu Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyindir. Bir gün bir dizinde Hz. Hasan bir dizinde Hz. Hüseyin şöyle buyurmaktadırlar; Hasan la Hüseyin çok büyük meşakkat çekeceklerdir fakat onların nesilleri hakkın yolunu tüm dünya’ya yayılmasında öncülük yapacaklardır. Nitekim Hz. Hasanın soyundan olan şerifler ve Hz. Hüseyin’in soyundan gelen Seyitler Müslümanlığın dünya’ya yayılmasında öncülük yapmışlardır. Hiçbir zaman nefislerini düşünmemişlerdir. Onların yolundan olan ulular, veliler, dahiler, düşünürler, şairler yeri geldiğinde canını vermekten çekinmemişlerdir. Hz. Hüseyin’in Kerbela da yaşadığı vahşet bir dönüm noktası olmuştur. Böylece Ehli Beyt bizi Müslüman yapan ortak değerimiz, kültürümüz geleneğimiz ve bizi Resulullah’a Allah’a götüren inancımızın pusulasıdır.

O zaman gençlere gerçek tasavvufu da öğretmeliyiz sanırım, değil mi?

Nesillerimize tasavvufu, inanç değerlerimizi ne kadar doğru şekilde öğretirsek o ölçüde birliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirmiş oluruz. İnsanların yüceliği maneviyat ve marifet değerlerinin üstünlüğü ile ölçülür. Adam cahilse, nefsine tapmışsa veya zalimse hangi dinden hangi mezhepten olursa olsun ne fark eder onun için manevi değerlerimizi nesillerimize sevgili Peygamber efendimizin örnek kişiliğini ve onun referansı olan Ehli Beyt’inin çok iyi ve doğru öğrenilmesi gerekir. Nefiste yarışan bir toplum değil, sevgide, hayırda, dostlukta yarışan bir toplumu bu değerlerle sağlayabiliriz. İnsanları felaketlere sürükleyen iki önemli faktörün cehalet ve sefalet olduğunu bilmeliyiz. Bunları yenmenin yolu da inanç birliğinden geçer.

Fermani Altun: Kahramanmaraş’ta doğdu ama nesli, Horasan erlerinden Seyyit Behrican’a dayanıyor. 1968’de çıkardığı Ehl-i Beyt gazetesi ile bugünkü mücadelesine başladı. 12 Mart’ta bu gazete kapatıldı. 1980’den sonra SHP’de görev aldı, birçok önemli görevde bulundu. O dönemde Tercüman gazetesinde yazılar yazdı. Kendisine “satıldı” denmesinden korktuğu için Özal’ın kuruculuk teklifini reddetti. 20 yıldan beri ihracatla ve uluslararası ekonomiyle ilgileniyor. Bugün başkanı olduğu Dünya Ehl-i Beyt Vakfı’nı kurarak gerçek Aleviliği tartışmaya açtı. Vakfın kurucuları arasında çok sayıda “Sünni” aydın ve bilim adamı da bulunuyor. Vakfın şu anda 132’si Türkiye’de, diğerleri yurt dışında olmak üzere 356 kuruluş üyesi bulunuyor. Vakıf üyeleri 90 ülkeye dağılmış durumda.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir