MÜRŞİD-İ KAMİLLER ‘OUT’YAŞAM KOÇLARI ‘İN’

Hayatımıza sokulan, bir takım yabancı kelime ve kavramlarında yardımıyla, nefse hoş ve kolay gelen, velâkin boş bir hayat tarzı sürekli pompalanıp, baş döndürücü bir hızla bir takım değerlerden uzaklaşırken, bu muazzam sirkülâsyon içinde, artık neleri yitirdiğimizin muhasebesini yapabilecek alt yapıyı da yitirmiş olduk… Gelenekten modernizme yapılan yolculuğun getirisi kaçınılmaz bir erozyon var…

Necip Fazıl Kısakürek in “güneşi cebinde yitirmiş, marka Müslümanları” tasvirini nedense bu günlerde içimi sızlatan bir virüs gibi tekrarlayıp duruyorum… İnsanın güneşini cebinde yitirmesi tabiriyle, sanırım yaşanan asimilasyonu en kısa yoldan, en güzel bir şekilde anlatmış…

Evet, güneşimizi kimsenin bizden almaya gücü yetmezdi, onu terk edip, yok gibi gören, değerlerimizi cebimizde yitiren bizleriz…

Mesnevi sarihlerinden Tahir’ul Mevlevi ye ait olduğunu sandığım şöyle bir söz hatırlıyorum: “Ne günlere kaldık ey gazi hünkâr, eşek vezir oldu, köpek defterdar…”

‘yaşam koçu’ ifadesini ilk duyduğum da, Tahirül Mevlevi nin bu sözünü anmamak kaçınılmazdı. Bu yüzeysel, mana ve hakikatten yoksun hayat tarzı için icad edilen rehber, mürşit, yol gösterici, eğitici ve öğretici olarak tercih edilen bu: ‘yaşam koçu’

Aslın da yukarıdaki başlık benim için çok kaba ve itici, lakin vurgulayıcı olması için dile böyle geldi ve kullandım… İnsanlar artık yaşam kalitelerini artırmak ve hayatı daha verimli kılmak için yaşam koçu ediyorlar… Namaz, murakabe ve tefekkür yerine, meditasyondan medet umulduğu gibi, bizim toplumlarımızda artık nadirattan olan insan-ı kâmillerin yerine yaşam koçu ikame ediliyor…

Alev Alatlı nın yayınlandığı zaman zevkle okuduğum viva la Muerte! Kitabının başında Süreyya Berfe den bir alıntı hatırlıyorum: “Bozkır kökenli Müslüman bir köylü gibi gebermek istemiyorum… Hayatımda kalite, aroma, gusto istiyorum… Yaşamak istiyorum, senin anlayacağın yaşamak…”

İyi bir hayatı kalite, aroma, gusto kelimeleriyle ifade edebilen zihniyet hedefe ulaşabilmek için, şimdi rehber olarak yaşam koçu icat etti… İrfan ve hikmet kelimelerinden uzaklaştıkça hedonizmini biçimlendirmek geliştirmek için yeni kelimeler, kavramlar ve prototip insanlar gerekliydi…

Gelenekte hikmet ve irfan kavramları vardı ve iyiye güzele ulaşabilmesi insanın mütekâmil olabilmesi için mürşid-i kâmiller ya da insan- kâmiller örnek alınır, onların eğitimine tabi olunurdu…

Kadim bilgiyle donatılmış, manevi görüş sahibi arifler yerine, materyalist zihniyetin kısır görüşlü hayat rehberlerini tercih etmesi, aslında insanın kendi kendine bir ihanetidir. Neticede, bu dünya bizim ebedi hayata hazırlanmamız için verilen bir süreçtir.

Yaşam koçunuz, hayatınızın daha verimli ve kaliteli olması için, daha anlamlı ve yaşanılabilir olması için bir takım öğütler ve kurallar önerecektir. Bu durum tıpkı Sure-i Bakara nın 17 ci ayeti kerimesinde anlatıldığı gibi: “Onların misali, ateş yakan kimselerin misali gibidir ki, ateş çevresini aydınlatınca, Allah onların ışığını giderdi. Karanlıkların içerisinde görmez halde bırakı verdi.” Hak durur iken, batılla yol bulmaya çalışanların halini ayet-i kerime ne de güzel tasvir etmektedir. Kılavuzu karga olanın, burnu pislikten kurtulmazmış. Mesnevi den de, şöyle bir alıntı yapabiliriz: “Dellak nasıl kendisinin olmayan malı ‘harac, mezat’ satarsa; kulak yolundan âlim olanlarda kendilerinin zevki, nasibi olmayan ilmi öylece satarlar…”

Elbette ki hayat, ıskalamadan yaşanılması gereken bir eğitim ve algılama süreci ve insanın kendini oluşturabilmesi, gerçek kılabilmesi, var olabilmesi için, tek platformdur. “Günü gününe eş geçen aldanmıştır” “beşikten mezara kadar ilim” ölçülerini, hikmetlerini hayatımıza dahil edemediğimiz için; ‘Siz kendinizi hak ile meşgul etmedikçe batıl gelir sizi istila eder’ gerçeği, alemde tecelli etmektedir. Evet, batıl bizi istila etmektedir. Biz, olması gerekeni ortaya koyamadıkça, batıl doğrunun yerine yanlışı, mananın yerine, boş ve anlamsızı allayıp pullayıp ‘işte budur’ diyerek ikame etmektedir. Dün, güya İslami imaj içinde olanlar, bir çırpıda bugün, hedonizmin kucağında, nefsini rab edinmişler güruhunun içinde başrol oynamaktadır. Gerçi arifler: “Cinsi cinsiyle ülfet eder..” buyurmuşlar, yine mesnevi de, manidar şöyle bir beyit vardır:

“Güneşin gıdası arşın nurundan; hasutların ve şeytanların gıdası, ferşin dumanından oldu.”

Yani: “tayyibatü’t-tayyibin” güzel güzeli çeker.. Ya da güzel, güzel içindir..

“Her güzel daha güzele yaver

Allah güzeldir, güzeli sever…”

Bizi, insan-ı kâmillere, ariflere yönelten, hiç kuşkusuz: “Ey müminler, Allah’dan korkun ve sadıklarla birlikte olun!..” (Tevbe – 119) buyruğudur…

Bir hadis-i şerif de: “ Mezbelelik de biten yeşillikden sakınınız” buyrulmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir