NAMAZIN SIRRI

Namaz hayatın SEBEBİ ve yaratılışın SIRRIDIR. Namaz kılmak hem ŞÜKÜR hem de ZİKRİ kapsayan bir İBADETDİR.

Namaz, Rabb’imizin “Celal”ine karşı kavlen ve fiilen “Sübhânallah” deyip takdis etmek, “Kemal”ine karşı, lâfzan ve amelen “Allahü Ekber” deyip tâzim etmek. “Cemal”ine karşı da kalben, lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.

Allah, bütün varlıkları yoktan yaratan ve insana şah damarından daha yakın olan öylesine bir yüce kudrettir ki, akıllara durgunluk veren bu güzelliğe bir saniye dahi yakın olabilmek, tarif edilmez bir şereftir. Bu yakınlığın ilk şartı ise “HAMD”dir. “Hamd” demek; bu yüceliğin sevgi, hayranlık ve şuurla methedilmesi demektir. İbadetlerin başlangıç anahtarı olan bu “hamd sırrını” Allah (c.c.) Fati¬ha’ da şifrelemiş ve namazla sembolleştirmiştir. Allah’a yakın olabilmek için bunun dışında ne başka bir yol, ne de başka bir formül vardır.
Namaz, hamd niyazını insanını her zerresine yayarak, kendi gönlündeki ilahi tecelliye yaklaştırır. Gönüllerdeki bo¬yutlar ötesi Allah (c.c.) tecellisi, hamd niyazımız gerçekleşince bizi de boyutlar ötesine doğru çeker. Bu yakınlık, İnfakla beslenerek bizi adım adım miraca yükseltir.

Temel ibadet olan namazın tesiri, doğrudan kalbe ve gönüle yöneliktir. Kul farkına varsın veya varmasın, her namazda gönüllerin esrarlı perdelerinden biri açılır ve insan adım adım Allah’ın (c.c.) sonsuz sırrına yaklaşır.

Namazın en mucizevi sırrı nefse yöneliktir. Bir türlü dizgine gelmeyen nefs, okunan Fatihanın şifa sırrı ile çirkinliklerden kurtulur. Secdede o menhus gururunu kırar, insana yakışan çizgiye gelir. Nefsin, namazın bu esrarlı sırrında ulaştığı hidayeti sürdürebilmesi için infak etmesi mecburidir. Aksi takdirde namazın insana sağladığı yücelme, devamlılığını kaybeder. İmanı saksıda açan bir çiçeğe benzetirler. Namaz ona verilen suya, infak ise ışığa benzer. Su ve ışıktan mahrum çiçek nasıl kurumaya mahkumsa; namaz ve infakdan mahrum insan da sönmeye mahkumdur. Ne’ var ki insanın nefsi, imandaki bu sönüşü uzun süre saklar. İman ettiği halde ibadete yanaş¬mayan insan, işin farkına çok defa iş işten geçtikten sonra varır.
Namazın çok özel bir sırrı, namaz emrinin veriliş tarzı¬dır. Bilindiği gibi namaz, mirac’da Efendimiz’ e (s.a.v.) hediye edildiğinde, Efendimiz:
– Ya Rabbi, inanan salihlere de bu mutluluğu lütfet, di¬ye niyazda bulunduğu ve Allah’ta (c.c.):
 O halde namaz kılsınlar, buyurdu.

Şu halde namaz, gaye itibariyle İlahi huzura intikaldir. Bu sayede insan, adım adım yücelir ve Allah’ a yakın olur.

Allah’ın (c.c.) Efendimiz ‘e (s.a.v.) olan sonsuz ihsanı ve ikramı hatırına, müminleri huzuruna ka¬bul etme lütfü olan namaz’a karşı en ufak bir ihmalin ne kadar büyük bir şaşkınlık olacağı aşikar¬dır. İlahi nimetlerin bol bol ihsan edildiği bir bayram ziyafeti olan namaz’a karşı gösterilecek tembellikler, tek kelimeyle nasipsizliktir. Namaz, kainatın en yüce davetidir. Ve hadiste de belirtildiği gibi “dinin direği’’dir. Nefsin cılız ve sahte mantıklar ile kurduğu tuzaklardan şiddetle kaçarak namaza koşan her insan, ebedi saadete namzettir.

Namaz hûşu ve hudû ile kılınmalıdır. Hûşu namazın sırrı ve ruhudur. Kur’anı Kerimde; “Allah’ın huzurunda tam hûşu ve hudû ile durun” buyurulmaktadır. (Bakara, 238) Bazı alimler hudû zahiri eğilmek, hûşu ise, manevi ve ruhi eğilmektir, derler (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İnn-i Mace Tercemesi ve Şerhi, c 3, s 348). Bazı Alimler ise, hûşu azalarla; hudû ise kalple olur, demişlerdir. Veya hûşu gözle, hudû diğer azalarla olur.
Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , “Hûşu ancak, namazda (uzuvlarını) hiç kımıldatmayan ve tevazu içinde olan kimseler için tahakkuk eder.” buyurmuştur.
Felah, namazlarını hûşu ile kılanlara mahsustur. Namazlarında hûşu’a riayet etmeyenler felaha eremezler. Hûşuun bulunmaması felahın da yokluğu demektir. Bu konuda Kur’anı Kerim;
“Namazlarını hûşu ile kılan müminler kurtuluşa ermişlerdir.” buyrulmaktadır. (Mü’minun,1)

Bilimsel Açıdan Namaz
Bir günde kılınan 40 rekat namaz, bir saatten fazla süreyle göz merceklerini dinlendirir. Çünkü secde noktası yaklaşık 1.5 metre mesafededir. Göz merceğinin normal fokusu (odak noktası) da 1.5 m’ dir ve mercek, ancak bu mesafeye bakarak dinlenebilir.

Kalbin elektromanyetik pozisyonu, namaz esnasında devamlı bir huzur ve sükunet haliyle dengeli dinlenme kazanır. Namaz sırasında bütün eklemler tam bir huzur talimi içindedir. Özellikle omurga sistemi, tam manasıyla hem egzersizin, hem de dengeli dinlenmenin akıl almaz sağlığına kavuşur. Namazın stresleri atan tesiri ise, bugün en büyük dinsizlerin bile kabul etmek zorunda oldukları bir gerçektir.

ABD’de Pensilvanya Üniversitesi Tıp Merkezi uzmanı Prof. Dr. Newberg tarafından, namaz kılan ve dua eden bir grup Müslüman’ın üzerinde yapılan araştırmaya göre, huşu içinde yapılan dua ve teemmül (meditasyon) esnasında alında, beynin ön bölgesinde karar alma mekanizmasının bulunduğu ‘Frontal Lobe’ adı verilen kısımda kan miktarı belirgin bir şekilde artıyor. Duygusal, etki-tepkiyle ilgili kararlar burada alınıyor. İnsandaki kompleks hissi ve davranış becerileri burada öğreniliyor. Araştırma sonuçlarına göre, düşünce, tefekkür ve Allah’a yönelme anında insan kendini Allah’a daha yakın hissediyor, yüce duygular taşıyarak huzur ve sükûn buluyor. (Newsweek dergisi, 7 Mayıs 2001. Religion And The Brain)

Namazla İlgili Birkaç Ayet

Hud 114 (Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.

Bakara 153. “Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.”

„ (Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (El-Ankebut 45)

“Söyle iman etmiş olan kullarıma, namazı kılsınlar.” (İbrahim, 31)

Namazla İlgili Birkaç Hadis

“Kişiye namazdan yazılacak ecir, kalp huzurundan başkası değildir.”(İhya, I 160)

“Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin.” (Riyâzü’s Sâlihîn)

“Abdullah ne iyi adam! Keşke bir de gece namazı kılsa!” (Riyâzü’s Sâlihîn)

Câbir radıyallahu anh şöyle dedi:
– Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:
“Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır” buyururken işittim.
(Müslim, Îmân 134. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 9; İbni Mâce, İkâmet 17

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir