Neden, “Biz Osmanlı çocuğuyuz”?

Saldırganın “olayı münferit olarak gerçekleştirdiğini ve herhangi bir örgütle bağlantısı olmadığını ısrarla vurguladığı” kaydedildi.


 …


Gözümün önüne, 1979 Nisan`ındaki Mehmet Ali Ağca geliyor: “Ben bireysel teröristim. Hiç bir örgüt ile bağlantım yok. Abdi İpekçi cinayetini bireysel olarak işledim.”


Çözülemeyecek, düğüm yumağı haline getirilmesi istenen cinayetlerin ortak yönü bu olsa gerek. Ya arkasındaki, derin, devlet içine kadar uzanan bağlantılar… Meselâ, Ağca`nın Maltepe Askerî Cezaevi`nden kaçışı, neden ve nasıl bu kadar kolay olmuştur, bu konuyu bugüne kadar hiç bir sivil ve askerî yetkili açıklayamamıştır.


Ortada bir provokasyon var ama bunun tam olarak nereye yönelik olduğu konusunda net bir görüş ortada yok.


Provokasyonları, anlık, tek bir olaymış gibi değerlendirmemek gerek. Her bir provokasyon, zaman içinde gelişen, gittikçe tırmandırılan büyük bir toplumsal gerilimin sonunda ortaya çıkıp patlamaktadır. Şüphesiz, hepsi de toplumsal yönlendirmeler ve manipülasyonlar hesaba katılarak planlanmaktadır.


Benim aklıma asıl şu cümleler takıldı:


– Görgü tanıklarının ifadesine göre, saldırgan “Biz Osmanlı çocuğuyuz, bunun devamı gelecek” diye de bağırdı.


İlk defa Osmanlı`nın adının, böylesine bir provokasyona karıştırıldığına şahit oluyoruz.


Üstelik, hukuk konusunda Türkiye`nin uzun süredir eksikliklerinin tartışıldığı bir dönemde.


Evet, Türkiye`de hukuk alanında ciddi problemler mevcuttur. “Yok” diyen yalan söylemektedir. Yüksek yargıda yaşanan rüşvet soruşturmaları, Van Savcısı`nın bütün anayasa ilkeleri çiğnenerek barodan uzaklaştırılması, temel insan haklarına aykırı yüksek yargı kararları… İşte tırmanma eğrisi…


Ve üzerinde tartışma çıkartılacağı bilindiği halde, kör kör parmağım gözüne atanan bir Danıştay üyesi… Bu üyenin basındaki bağlantıları ve öteki derin güçlerin bu üyenin atanması yönündeki etkisi, ısrarı…


Elbette bu gelişmelerin sonucunda ne olacağı, nasıl bir gürültü-patırtı çıkacağı hesaplanmıştı. Bu olaylara kimlerin, nasıl bir “hazır” tepki göstereceği de malûmdu. İstenen oldu, gerilim tırmandı ve hedefler gösterildi. Oklar, işaret edilmesi gereken yeri kolayca, zahmetsizce, elleriyle koymuşçasına buldu, gösterdi.


Peki bunun sonucunda ne oldu?


“Hukuksuzluk” bir kez daha büyüdü.


Hukukun olmadığı yerde ise vatandaşlar, kendi hukuklarını oluşturmaya başlar. Bu, kısa bir süre sonra, otoritesizlik yüzünden başıboş bir hal alır ve bu ortam da mafyanın filizlenmesi için son derece müsaittir.


Devletin elini çektiği en önemli alan, HUKUKtur. Mafya, HUKUKun, adaletin olmadığı yerde derhal boy göstererek, bu boşluğu tamamlar.


Mafya, devletin bıraktığı hukuk boşluğunu küçük parçalarla doldurmaya çalışan, PARALEL DEVLETtir.


İşte sonuç budur. Hukukun en yüksek mevkilerinde, vatandaş adına, vatandaşa rağmen, hukuksuzluk körüklenmektedir. Ve evet, “Bunun devamı gelecek!…”


23 Mayıs 2006


http://www.iksyayinlari.com


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir