Neo-Con Planları ve Türkiye..

Ben, Türk ordusunda subaylık yaptım.. Adımız, yedek diye geçse de! Subaylar, birer bürokrattır.
Benden, bir subayın astlarına, ‘-Gidin, kitapçı dükkanını bombalayın’ emrini vereceği saçmalığına, inanmamı kimse istemesin.

Yirminci yüzyılda, kıtalar arasındaki mesafeler kısalmıştır. Çıkan her iki dünya savaşında da, araya girmek için; Avrupalı muhariplerin güçlerini tüketmelerini bekleyen bölgesel güç ABD, bu dünya savaşlarının muzafferi olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Yahudi bilim adamları ve ekonomistleri; ABD’yi, nükleer gücün ve rezerv paranın sahibi yapmışlardır..

Rezerv paranın sahibi olmak: Ticari değeri olan her türlü nesneyi; sadece, kağıt ve mürekkeple elde etmek anlamına gelir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında; ABD dolarının, altına endekslemesi bu nedenledir. Bugün, dünyadaki rezerv paranın sadece 2/3’ünün dolar cinsinden olduğu iddia ediliyorsa da; sisteme el altından, gemiler dolusu dolar sokulmuş olmalı..

Dolar, kabul görüp rezerv para olunca; ABD 1971 yılında, altına endeksli dolar kurunu terk etti. Hali hazırda, Federal Rezerv’in; ihraç ettiği dolarların çetelesini tutmayacağı da, konuşuluyor. Diğer yandan, İran’ın bir petrol borsası kuracağı ve bu borsada petrolün; ’euro’ karşılığı, el değiştireceği de dillerde. Saddam’ın benzer tutumu, Irak’ın işgaliyle sonuçlanmıştı..

Putin’in Rusya’sı, ’euro’ karşılığı petrol alım satımına, haliyle karşı değil. Çin’de, İran’ı desteklerse; 2006 yılı, pek parlak geçeceğe benzemiyor. Doların, petrol alış verişlerinde ‘euro’ leyhine mevzi kaybetmesi, ABD’nin petrolü para vererek kullanacağı anlamına gelmese bile; Irak savaşı ile zor duruma giren ABD ekonomisi, bu durumdan ciddi anlamda zarar görür..

Dünya ticareti incelenirse, ABD’nin; dünyaya ihraç ettiği ürün sayısının, kısıtlı olduğunu görürüz. Microsoft sistemleri ve savaş araç gereçleri dışında; ABD’nin, rakipsiz bir ihraç ürünü yok gibi. Efsanevi General Motor’un olsun, General Electric’in olsun; artık esameleri okunuyor mu? Devasa ithalatının karşılığında; ABD’nin dünyaya sunduğu, sadece basılı kağıtlardır..

Her iki dünya savaşına da sonradan müdahil olup, bu savaşların kaymağını yiyen ABD; ’Monroe Doktrini’ni tamamen terketmesiyle, Kore’de ve Vietnam’da zor günler yaşadı. ABD, halde, Arap milletini başına sardırmakla yanlış ata oynamış gibi görünüyorsa da; ABD’nin Ortadoğu macerası, bir borç ödeme operasyonundan başka bir şey değildir..

Kemal Derviş’in yürütmeye koyduğu planla; sıcak paraya bağımlı kılınan ve devamlı borçlanarak ayakta kalabilen Türk ekonomisinin durumu, hiç de parlak değil.. ABD istediği an; bu sıcak para, Türkiye’yi terk eder. Sıcak para, İMF ve Dünya Bankası eliyle finansal krizler yaratılarak; olası bir ABD-İran çatışmasında, Türkiye’ye istemediği roller dayatılabilir..

‘Neo-Con’ların planı, sırasıyla, Irak’ın, İran’ın ve Suriye’nin yola getirilmesidir.. Bu ülkelerde yaşayan Kürt nüfus; bir bayrak altında birleştirilecek ve İsrail’e bir müttefik kazandırılacaktır. Türkiye’de, bu potaya girer mi? 1 Mart tezkeresi reddedilmeseydi; Güneydoğu’ya konuşlanacak 80 bin ABD askeri, tam Kürdistan’ın göbeğine yerleşmeyecekler miydi?..

Ayrıca, yoksul Kürtlerin ajite edilmesi işlemine, dostlarımızın(!) büyük önem verdiğini, 21 Mart Diyarbakır Nevruz şenliklerini; Habertürk ekranlarından izleyenler, herhalde fark etmişlerdir..
Türkiye’nin, Nevruz şenliklerindeki tutumu; sadece, bir tuzağa düşmemeye çalışmaktan ibaretti! Bu gayretin, dikkatli gözlerden kaçmış olabileceğine ihtimal vermem..

‘Neo-con’lar, düşman bir coğrafyada yaşayan İsrail’e; bir vaha sunmaya çalışıyorlar.. Bu vaha: Yahudilere, düşman olmadığı bilinen Kürtlerin; kuracağı bir devlettir. ABD, kendisini, nükleer gücün ve rezerv paranın sahibi yapan Yahudilere olan borçlarını, ödemenin çabasında. Hele, ‘Neo-Con’ların; beyin takımının, Yahudiler olduğu düşünülürse..

Bu aşamada, Türkiye ne yapabilir? Ayrılıkçı yerel politikacıların, bu konuyu dostlarımızla(!) konuştukları da; yeterli maddi kaynağı sağlamış oldukları da, davranışlarından belli oluyor. ‘Çekiç Güç’ün, Kuzey Irak’ta olduğu kadar; Türkiye’de de, yukarıdaki plan üzerine çalıştığı çok açık. Türkiye’deki, Kürt nüfusun durumuna bir göz atarsak..

Akdeniz vilayetlerinden, İstanbul’a uzanan yaya baktığımızda.. 1984-1998 yılları arasında, sahil kentlerimize göç etmek zorunda kalan Kürtlerin; bir dram yaşadıkları aşikar. Bu dil bilmez, il bilmez, yol bilmez kalabalık aileler; şehirlerimizin varoşlarındaki, gecekondu odalarına yerleştiler. Evet gecekondulara değil, gecekondu odalarına..

Bunlar, akla gelebilecek her türlü işi yapmaya çalıştılar. Böylesine vasıfsız bir işgücü; işsizliğin kol gezdiği Türkiye’de, ne yapabilirdi? Nispeten eğitimli olanlar, seyyar satıcılık, inşaat işçiliği pazarcılık, kapıcılık ya da garsonluk gibi işleri denediler. Bir kısmınıysa, uyuşturucu satışından, kadın pazarlamaya uzanan bir yelpazede gördük..

Bedava olan devlet okullarına devam edebilmek için bile, insanın karnının doyması ve ayağında bir ayakkabı olması gerekir. Bu, her türlü imkandan yoksun Kürtlerin çocukları; devlet okullarına da, devam edemediler. Okul çağında olup da, okula gidemeyen bu eğitimsiz ve aç çocuklar; bu gün, polislerimizi taşlayıp belediye araçlarını yakıyorlar..

Güneydoğu’da ve varoşlarda yaşayan her dört Kürt çocuğundan; ancak bir tanesi, lise eğitimi görebiliyor. Türkiye’de, okul çağında olup da; okula devam edemeyen, 7 milyon çocuk var.. Bunların çoğu, bu insanların çocukları. Şehirlerimizdeki gasp, yağma, hırsızlık, kapkaç ve diğer cürümler, işte bu çaresiz gençler tarafından icra edilmekte..

Bulundukları mıntıkalarda yaşamaya devam edenlerse, ya PKK’ya paralı asker yazıldılar.. Ya da Şemdinli olaylarını; Roj TV ekranlarının aksettirdiği kadarıyla, devletin dostu gibi değiller. AKP hükumeti, durumun ayırdında mı, bilemiyorum?.. Oysa rantiyeye akıttıkları; haftalık bir milyar lirayla, bu kardeşlerimizin insanca yaşamaları pekala sağlanabilir..

Ben, Türk ordusunda subaylık yaptım.. Adımız, yedek diye geçse de! Subaylar, birer bürokrattır.
Benden, bir subayın astlarına, ‘-Gidin, kitapçı dükkanını bombalayın’ emrini vereceği saçmalığına, inanmamı kimse istemesin. Şemdinli olayında, adı geçen kişiler; kitapçıyı bombalamışlarsa, bu kişisel ya da ticari bir meseledir.. Ona da, hiç ihtimal vermiyorum ya!..

Öncelikle, yoksul Kürtleri tahrik ederek geçimlerini sağlayan ve yaptıklarının ne sonuç vereceğini düşünmekten aciz oldukları görülen; şu ayrılıkçı politikacılara, bir dur denilmek zorunda. 20 Mart açıklaması, AKP hükumetine, bu konuda da bir tavsiyede bulunuyor. Bu, ayrılıkçılığı savunmakta özgür kılındığı görülen politikacıların; dediği olur da, bölünürsek ne olacak?..

İzmir’de, Mersin’de, Antalya’da, Muğla’da, Hatay’da yaşayan Kürtler göç mü edecekler? Ya, İstanbul’a yerleşmiş olan, milyonlar? Dostlarımızdan(!) maddi destek sağladıkları aşikar olan, PKK yandaşları; ayrılığın imkansızlığını görmeli. AKP hükumetiyse, özelleştirmelere ayırdığı zamanın bir bölümünü, Kürt sorununa ayırmak zorunda.. Bir getirisi, olmasa da..

Yoksa Neo-Con taifesinin niyeti, hakikaten bozuk!..

haber3/İSMAİL AKSOY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir