Ney Değil, Gönül Sesi

Sezen Aksu’dan Orhan Gencebay’a kadar birçok ünlüyle ney çalan Ercan Irmak’a soruyorum: Ruhunda kötülük olan biri güzel ney çalabilir mi? ’Hayır’ diyor, olmaz

Bu ülkede ’ney’ deyince, insanın aklınaNeyzen Tevfik gelir önce. Sonra, ramazan günlerinde televizyonkanallarında ney taksimleri eşliğinde, ’İftar vaktine beş dakika kaldı’ anonsu ve Türk filmlerindeki cenaze sahneleri gelir. Dini bir motif gibi kullanılır ney sesi bizde nedense. Oysa ki ney sesi, bir ustanın nefesinden can bulduğu zaman, belki de dünyanın en dinlendirici, en rehabilitasyona uygun, en yumuşatıcı, en içten, en vurucu sesidir. Hele ki piyano ve yaylılarla sohbet ettiğinde…
Neyse ki, son yıllarda ney sesini daha bir güzel duyar olduk. Ustaların yanında Kudsi Ergüner’in çalışmaları ve Mercan Dede sayesinde, neyin o mütevazı ama kendinden emin sesini yeniden keşfettik. Bu kirlenmişlikte iyi geliyor. Ercan Irmak’ın ’Davet’ isimli albümünü dinlerken hissediyorum bunları, içim temizleniyor.

Albümlerde hep o var
Ercan Irmak, yıllardır müzik piyasasının içinde. Kimin albümünde ney sesi kullanılacaksa Ercan bey üflermiş o neyi. İşte Sezen Aksu, Orhan Gencebay, Ajda Pekkan, Zülfü Livaneli ve diğerleri albümlerinde ney sesi istedikleri zaman adres hep Ercan Irmak olurmuş, bilmiyordum. Sordum kendisine bu vaziyeti:
“Gönlümüzün sesi, içimizdeki duygularımızın yansıması. Hep yıllardır içimde ukte kalmıştır. Dinlersiniz ve kim olduğunu bilmezsiniz. Ama çok güzeldir o. Ama sizin yaşadığınız ortam birtakım şeylerden sizi ister istemez uzaklaştırıyor. Yapılan işlerin daha çok parasal özellikleri önem kazanıyor. Müzikal anlamda baktığınız zaman o istediğiniz keyfi veyahut da olması gerekeni göremiyorsunuz. İstedim ki, gönül yolculuğu derken tabii ki çok doğru bir laf. Doğru yolu buldum ben diyorum. Çünkü en azından müzik yapmayı, müzik nasıl olur, öğrenmenin zamanı yok. Ama bir şey var, bizim yaşanmış kültürlerimiz var. Farkında değiliz. Ben de farkına birkaç sene önce vardım. Nasıl farkında olmazsınız, hayret bir şey.
Amapara kazanma derdi, geçinme derdi, piyasada böyle bir durum söz konusuydu. Şimdi doğru yolu buldum diyorum en azından. Hoş eskisi gibi para kazanmıyorum işin doğrusunu söylemek gerekirse. Ama şuna inandım ki, para değil her şey.”
Bu yazıyı yazarken, beri yandan Irmak’ın üflediği neyinde, Erkan Oğur’un gitarında ve İlyas Mirzayev’in piyano tuşlarında can bulan Sadi Işılay’ın ’Muhayyer Kurdi Saz Semaisi’ni dinliyorum. Beri yandan hiçbir ticari kaygı taşımayan bu albümü çıkardıkları için, TrioLila Müzik Yapım şirketine sempatilerimi sunuyorum. Diyorum ki, Irmak’a “Sanki ruhunda kötülükler barındıran bir insan bunu böyle üfleyemez gibime geliyor”:
“Yo, mümkün değil. İçi bozuk olan bir insanın içinden güzel bir ses çıkması mümkün değil. Onların yüzüne zaten baktığınız zaman görüyorsunuz. Hayat bize birtakım şeyleri öğretti. Yaşadıkça öğreniyoruz, gördükçe bilgi sahibi oluyoruz. O tip insanları ney kabul etmez kesinlikle. Çünkü siz ona ne kadar yaklaşırsanız o da size o kadar yaklaşır. Neyinizden bir gün uzak kalın o size 10 yıl gibi gelir, istediğiniz sesi vermez. Ama hiçbir kaprisi yoktur, natüreldir. Bütün enstrümanlarda birçok te ferruat vardır. Ama baktığınız zaman ney, bir hiçmiş gibi duran bir kamış parçasıdır. Yüceliği biraz da
oradan kaynaklanıyor. Yani çıkan öyle ulvi ki bir ses ki, canlı gibi bir şey.”

Niye yeniden popüler oldu?
Peki, ney sesi son yıllarda neden popüler olmuştu? Irmak diyor ki:
“Gerçekten artan bir merak var. Ben aşağı yukarı 30 senedir müzik camiasının içindeyim. Fakat baktığınız zaman neye karşı eskiye oranla ilgi müthiş. Çünkü, evvelden popüler müzik içinde bu enstrüman kullanılmıyordu. İlk defa ben kullandım.
Bugün Sezen Aksu’dan tutun herkeste var. Aklınıza kim gelirse hepsinde varım, hepsine çaldım. Neyin sesinin o şarkıyı yücelttiğini, büyüleyici bir ses olduğunun herkes farkında. Bunun yanı sıra elektronik müzikte de, günümüzün gençliğinin dinlediği müzisyenlerde kullanılır oldu. Mercan Dede bir şeyleri dinletti onlara. Neyi tanıttı insanlara.”

’Dini bir motif değil’
“Dini bir motif midir peki bu çalgı. Müslümanlıkla bir ilgisi vardır mıdır?” dedim. Yokmuş:
“Milattan önce 1800’lü yıllara dayanıyor. Sümerler zamanından. Yapılan kazılarda ortaya çıkan bir Sümer mezarlığında ney bulunuyor. Philadelphia Üniversitesi’nde sergileniyor bu enstrüman. Bize 13. yüzyılda Mevlana, tekkeler zamanında geliyor.
İnsanla çok örtüşen, insan sesine en yakın enstrüman. O Mevlevilikteki yaşam biçimiyle çok uygun. Çünkü hiç aracısız bir enstrüman. Ortadoğu ülkelerinin hemen hepsinde var, Asya’da, Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da. Hayatın acısını ve yoksulluğunu verebiliyor.
İçinde öyle bir güzellik barındırıyor ki, içindeki o boşlukta var olan her şey var ama bir hiçmiş gibi görülüyor, duruyor öyle. Hayat gibi.”

HIZIR TÜZEL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir