NEYİ ARIYORSAN O’SUN SEN !

Neyi arıyorsan sen, O’sundur” der Mevlana.
Can konağını aramadaysan, cansın; bir lokma ekmek arıyorsan, ekmeksin. şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir: neyi arıyorsan O’sun sen.”

Ve neyi aradığını bilmekteysen kendini biliyorsun demektir diye tamamlayıverdi gönlüm bu cümleyi.Bana doğru mu söyledi bilmiyorum ama ben inandım ona sonra “ilim kendin bilmektir” dedi ve ben neyi aradığımı düşünmeye başladım…Sonuçta paylaşmak istemediğim şeyler çıktı ortaya küstüm kendime…İçimde başka bir ses beni savundu ve “ama….” diye başlayan cümleler kurdu,içime su serpmeye çalıştı .Ben iki arada kaldım, birileri içimde “iyi polis- kötü polis” i oynuyordu sanki…Zor,bir yerlere kaçma isteği doğuran bir his;kaçacak yer olsa tabi…
Gördün mü gönül kabı nelerle dolu ve ne kadar boş! İçine alemleri sığdıracak kadar geniş olan bu kabı boş bırakmak ne büyük avarelik!!
Neyi aradığını bilmeyen zamanın bereketini yitiriyor olsa gerek ki herkes ömrün su gibi aktığını,rüzgar gibi geçtiğini söylüyor…İnsan zaman geçmesin diye kum saatinden ince ince akan kumları durdurmak, geldikleri yere geri döndürmek istiyor,fakat bunun tek yolu o kum saatini ters çevirmek ki bu da ancak güneş batıdan doğunca gerçekleşecek bir şey.Kumlar ters tarafa akmaya başlayınca da bir bir dökülecek ne getirmiş zaman bize,ve neler götürmüş bizden…
Gideceği yeri bilmeyen gemiye hiçbir rüzgar yardımcı olamaz;neyi aradığını bilmeyen insana zaman çare değil.Herkes kendi rotasını kendi çizecek,gidilen yer tek, ancak oraya giden yollar gönüller sayısınca.Bu sebeple ben sadece o yolda ilerlerken kaçırmamamız gerekenlere dikkat çekebilirim:
Geçtiğimiz gün bir mezarlık ziyaretine gitmiştim. Aramızdan ayrılan yediden yetmişe çok sayıda insan sessizce yatıyordu. Burada yatanlar sadece bedenler değildi… Ertelenmiş umutlardı,tutulmamış vaadler, söylenmemiş sözlerdi, yarım bırakılmış işlerdi. Evet evet kim bilir onlar hayata veda ettikleri sırada neleri yarım bırakmışlardı? Kimisi tamam onu kırdım, nasılsa yarın gönlünü alırım diye düşünmüştü. Kimisi şimdi zamanı değil, daha sonra yaparım söylediklerini demişti, kimisi de haftaya ziyaret edeceğim, hele şu işi de halledeyim diye düşünüyordu ve onların hiçbiri, düşündüklerini yapamadı. Belki bir küçük çocuk babasından gelecek bisikleti bekliyordu. Adamsa bu akşam yorgunum, yarın alır giderim diye düşünmüştü ve o çocuk bisiklete binememişti.
Siz siz olun, bugün aklınızdan geçen güzellikleri asla yarına bırakmayın. Ne yapacaksanız, hemen ama hemen şimdi yapın.Seviyor musunuz,söyleyin.Özlediniz mi,gidin. Çiçek mi yetiştireceksiniz, beklemeyin.Kitap mı okuyacaksınız, okuyun. Çocuğunuzu öpmek mi istiyorsunuz, hemen öpün.Bir yakınınızı aramak mı istiyorsunuz, sarılın telefona hemen arayın. Ne yapacaksanız hemen yapın. Çünkü siz bugünü bugün yaşıyorsunuz ve yarını da yaşayacağınıza dair hiç bir kontratınız yok.
İtiraf etmeliyiz ki bizler belki iyi, belki kötü, ama çok yanlış yaşıyoruz. Hepimizin hayatı, yarınlara bırakılmış işlerle, ertelenmiş umutlarla dolu. Çalışıyoruz, çalışıyoruz. Hayatın tüm güzel renklerini ellerimizle itiyoruz ve de, sanki tüm yarınlar bizimmiş gibi, hayaller kurup duruyoruz. Sorumlulukları,sevinçleri,vaadleri, mutlulukları hep sonraya bırakıyoruz. Bizler var ya bizler,inanın çok yanlış yaşıyoruz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir