Nobel Edebiyat Ödülü’nden İnsanlığa Mesaj

Nobel Edebiyat ödülünü kazanan Harold Pinter ödül törenine katılmadı, konuşmasını görüntülü olarak kaydedip gönderdi. Pinter, aynı zamanda mükemmel bir edebiyat ürünü olan bu konuşmasında, ABD’yi ve çifte standartlı Batı zihniyetini yerden yere vurdu. İşte konuşmadan bazı alıntılar:

“1958 yılında şöyle yazmıştım:
‘Gerçek ile gerçek olmayan veya hakiki ile sahte arasında kalın çizgiler yoktur. Bir şeyin mutlaka hakiki veya sahte olması gerekmez; aynı zamanda hem hakiki hem de sahte olabilir.’ Bu iddialarımın hala arkasındayım ve gerçeği sanat yoluyla keşfetmeye çalışanlar için bunun geçerli olduğuna inanırım. Bunun içindir ki bir yazar olarak bu düşünceyi savunurum. Ama bir yurttaş olarak aynı şeyi söylemem. Yurttaş olarak, neyin gerçek neyin yalan olduğunu sorgulamak durumundayım. Tiyatroda hakikatin kavranması daima zordur. Onu hiç bir zaman kolay keşfedemezsiniz, ama hep arayış içindesinizdir.”

“Siyasetçilerin kullandığı dil bu alanda verdiğimiz örneklerin hiç birisine bemnzemez. Zira gördüğümüz kadarıyla politikacıların çoğu gerçekle ilgilenmez. Onlar için önemli olan iktidarlarını korumaktır. O iktidarın sürmesi için halkın hakikatlerden habersiz ve cahil olması tercih edilir. Şu halde, etrafımız çepeçevre yalanlarla çevrilmiştir ve biz yalanla beslenmekteyiz.”
“Buradaki herkes gayet iyi biliyor ki, Irak’ın işgal edilmesinin mazereti Saddam Hüseyin’in son derece tehlikeli bir kitle imha silahları kitlesine sahip olduğu, bunlardan bazılarının 45 dakika içinde ateşlenebilecekleri ve korkunç yıkımlara yol açabilecekleri şeklindeydi. Biz bunun gerçek olduğuna inandırılmıştık. Ama öyle değilmiş meğer. Irak’ın El Kaide’yle ve 11 Eylül 2001 saldırılarıyla ilişkili olduğu dile getirildi. Bunun da kesin olduğu söylendi. Ama değilmiş. Irak’ın dünya güvenliğini tehdit ettiği söylendi. Bu da doğru değilmiş.”

ABD’nin yeri geldğinde belli ülkelerdeki şiddet hareketlerini destekledğini de anlatan Pinter, Endonezya, Yunansitan, Brezilya, Türkiye, Filipinler ve Şili gibi ülkelerde ABD’nin askeri darbeleri yönlendirdiğini de dile getiriyor ve şöyle deavm ediyor:
“Guantanamo Körfez’ine bakınız. Orada yüzlerce insan üç yıldır sorgusuz sualsiz tutuluyor. Hiçbir savunma hakkına sahip olmadıklarına ve bugüne değin duruşmaya da çıkarılmadıklarına göre, teknik bakımdan ebediyyen gözaltında kalacaklar demektir. Bu durum tümüyle gayri meşrudur ve Cenevre Konvansiyonunun ihlali demektir. Ve uluslararası camia denilen şey bu kanunsuzluğa sadece göz yummakla kalmıyor, o durumu aklına bile getirmiyor. Çünkü suç, kendisini ‘hür dünyanın önderi’ diye tanıtan bir ülke tarafından işlenmektedir.”

”Sahi, Guantanamo Körfezi’nin sakinlerini hiç aklımıza getirdiğimiz oluyor mu? Medya oradaki insanlar için ne diyor? Ayda yılda bir altıncı sayfanın bir köşesinde üç beş satırla onlardan söz ediliyor. Irak’ın işgali bir haydutluk fiilidir, uluslararası hukuk kavramını hiçe sayan apaçık bir devlet terörüdür. İşgal, yalan üstüne yalan söyleyerek, medyayı ve dolayısıyla kamu oyunu manipüle ederek başvurulan keyfi bir askeri harekâttır, Orta Doğu’da ABD’nin askeri ve ekonomik hakimiyetini pekiştirmeyi amaçlamaktadır, diğer bütün bahaneler iflas ettikten sonra insanlarla alay edercesine özgürlük masalına sarılmışlardır. Bu harekât binlerce ve binlerce insanın hayatına mal olan mutlak bir askeri zor kullanımıdır. Biz Irak halkına işkence getirdik, bombalar, hafifletilmiş uranyum, haddi hesabı olmayan rasgele cinayetler, sefalet, sefahat ve ölüm getirdik, bütün bu yapılanların adını da ‘Orta Doğu’ya özgürlük ve demokrasi getirmek’ koyduk.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir