NUSRET ÖZCAN ÜZERİNE

Yeni Şafak’ta borçtan dolayı elektriğin kesildiği, haciz üstüne haciz geldiği, Anadolu Ajansı teleks makinasına borca karşılık el konulmaya kalkıldığı günlerdi. 1994’ün soğuk bir Aralık günü, Yeni Şafak el değiştirirken tanıdım Nusret Özcan’ı… Topkapı’daki binanın ilk zamanlarında, ortada doğru düzgün çalışılacak bir bilgisayarımız bile yokken, piknik tüpüyle yapılan çayı yirmi-otuz kişiyle bölüşürken tanıdım Nusret Özcan’ı…

Asabi biri gibi görünen ama aslında derya gibi geniş bir yüreği olan, tertemiz bir dervişti o… Son yıllarında bıraktığı beyaz sakalı yoktu henüz o zamanlarda ama o bembeyaz saçları, yüreğinin dışavurumu gibiydi.

Her gazeteciye böyle bir abi nasip olmaz. Zaten artık iyice yozlaşan basın mesleğinde, Nusret Özcan gibi insanları bulmak da zordur. Bu yüzden böylesine insanlar, gazetelerin “prens”lerinden sayılmaz, en düşük aylığa talim ettirilir, onlara dürüstlüklerinin, insan olmalarının, kendilerine dayatılan onursuzluklara karşı vakarlı “duruş” sergilemelerinin cezası kat be kat fazlasıyla ödetilir. Nusret Özcan da öyleydi. Bakmayın şimdi arkasından yazanlara. En azından Yeni Şafak tarihi boyunca Nusret Özcan gibi “gazeteciden önce insan yetiştiren” bir ustaya edilmedik eza ve cefa yoktur. Dayanamayıp kaç defa terk etmiştir o ikiyüzlü yazı işlerini, biliyoruz…

Evet, aslında bir şairdir, edebiyatçıdır. Buna rağmen yıllarca gazetede bulmaca veya aile köşelerini hazırlamaya, “tashih” (düzeltmenlik, yazılardaki imlâ yanlışlarını düzeltme işi) yapmaya mahkûm edilmiştir. Bunu yapan da kendisini şair zanneden, insanlığını üç kuruşa satmayı marifet sayan sözümona bir takım gazetecilerdir. Nusret Özcan, hırstan nasibini almadığı, tam bir derviş gibi hareket ettiği için, böylelerinin gözüne batmış, hep engellenmiştir.

Bugün de işte böyle hayatı heba edilmiş bir insanı toprağa vermiş bulunuyoruz. Haberini geç aldığım ve cenazesine katılamadığım için çok ama çok üzgünüm. Ancak Nusret Özcan’ın, burada ifade ettiğim değerler ve hepsinden önemlisi “erdem” adına ne kadar önemli bir örnek olduğunu göz önüne alarak, insanlarımızın, değerlerimizin daha fazla heba edilmesine şiddetle karşı çıkmak, haykırmak için onun ölümünün bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

O kadar ki, böyle insanlarla çalışmak şerefi bile bana çok görülmüştür. 1996’da ayrıldığım Yeni Şafak’a bir daha dönmeyen “bir Yeni Şafak ambargolusu” olarak, Nusret Özcan ile daha uzun yıllar çalışabilecek olmaktan beni mahrum edenlerin, gerçekte Nusret Özcan’ı umursadıklarından bile emin değilim. Hepsi hepsi zaman zaman onlara “erdem”i hatırlatan bu adamın, Nusret abinin, canlarını artık sıkmayacak olmasından gizli bir keyif aldıklarını dahi söyleyebilirim.

Yeni Şafak’ta bugün yapılan gazete sayfaları da yarın bir kez bir kez bir kez daha yıkılıp yeniden yeniden yeniden aynı şablon, aynı minval üzre yapılacak ama o sayfaların, o kelimelerin arasında, tuzu biberi, erdem delisi Nusret abi olmayacak. Hoşça kal, hepimizi burktun yâ-hû! Allah rahmet eylesin.

23 Haziran 2007

iks Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir