O Farklıydı

Türk Siyasi Tarihi’nin en renkli simalarından biri olan Turgut Özal’ın bugün 12’nci ölüm yıldönümü.

Türk Siyasi Tarihi’nin en renkli simalarından biri olan Turgut Özal’ın bugün 12’nci ölüm yıldönümü. 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükümete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atanarak siyasi yaşama adım atan Özal, 1983 yılında Anavatan Partisi’ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde hükümeti kurmakla görevlendirildi. Böylece Türkiye’nin 19. Başbakanı oldu. 31 Ekim 1989’da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı seçildi. 17 Nisan 1993 tarihinde ise geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle vefat etti. Özal; siyasi arenada rol aldığı günden itibaren renkli hayatı ve farklı kişiliğiyle kimilerini tarafından övgü üstüne övgü aldı, kimi çevrelerce ise yerden yere vuruldu.

Ancak Özal politikada boy gösterdiği zaman zarfında şöhretler için hayati önem taşıyan işlere imza attı. Mesela Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından siyasi söylemleri nedeniyle çıkarılan Cem Karaca gibi sanatçılara iade-i itibarda bulundu. Yasaklarını kaldırdı. Ameliyatla cinsiyet değiştirdiği için dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından sahne yasağı konulan Bülent Ersoy’un hayranlarıyla buluşmasını sağladı. Zeki Müren’e ’Devlet Sanatçısı’ unvanı vererek, müzik dünyasının taçsız kralını, devlet katında da onurlandırdı…. İşte ünlüler dünyasıyla bu kadar haşır neşir olan bu renkli siyasi kişiliği; ölümünün 12’nci yıldönümünde bir de ünlülerin ağzından anlatalım istedik.

GECE ARADI, ’HERKESİ SOLLADIK’ DEDİ

’Rüstem Batum Show’un en revaçta olduğu günlerdi. Turgut Özal da o dönem yeni Cumhurbaşkanı seçilmişti. Arena ve 32. Gün gibi kuvvetli ve ciddi programlar röportaj yapabilmek için peşindeydi. Biz ise daha hafif bir şov programıydık. Dolayısıyla Özal’ı aramaya bile cesaret edemedim. Bir de onlara zaten ’hayır’ demişti… Bir gece Turgut Özal beni aradı, ’Senin programına gelmek istiyorum’ dedi. Ama adam zeki ’yarın, ya da üç hafta sonra geleceğim’ demedi. O telefondan sonra kendisiyle iki-üç defa buluştuk üç-dört saat birlikte vakit geçirdik. Hatta bu görüşmelerimiz sırasında ’Danışıklı dövüş olmaması için istediğin her şeyi sor, sana kısıtlama yok’ dedi. Program öncesi evlerine ilk gittiğimde torunun elektronik oyuncakları vardı. Bir saat onlardan bahsetti. Ondan sonra Güneydoğu sorunundan konuştuk. Eminim program öncesi beni iyice tanımak, ölçüp, tartmak istiyordu. Üçüncü buluşmada tarihi tespit ettik. Gerçekten de çok muazzam bir program oldu. Aynı gece Özal aradı, ’Reytingleri biliyor musun?’ dedi. ’Program yeni yayınlandı nereden bileyim?’ dedim. ’Ben öğrendim hepsini geçmişiz’ dedi. Düşünebiliyor musunuz bir Cumhurbaşkanı reytingleri bile takip ediyordu… Özal’ın politikalarını hiç beğenmedim. Siyasi görüşlerini de hiçbir zaman paylaşmadım. Ama pazarlama işini çok iyi bilirdi. Programın geri dönüşümünü bile günler öncesinden hesaplamıştı. Gerçekten çok zekiydi.

HAKKIMDA İSTİHBARAT YAPTIRMIŞ

Turgut Özal beni, ben de onu çok sevdim. Üstelik sadece iki dost gibi görüşmekle kalmadık, beni ailesinin içine de soktu. Hayran olduğum tarafı hafızasıydı. Bir gün radyo günlerimden, klasik korodaki yaşadıkla- rıma kadar her şeyi anlattı. ’Sayın Cumhurbaşkanım benim geçmişimi nasıl bu kadar iyi biliyorsunuz’ dedim, güldü. Çıkışta özel koruması olan Musa Bey’e ’Bu kadar şeyi nereden biliyor?’ diye sordum. O da, ’Coşkuncuğum farkında değil misin şu an bir cumhurbaşkanının köşküne elini kolunu sallayarak giriyorsun. Bu kadar rahat hareket edebilmen için hakkında çok iyi bir istihbarat yapılması gerekmiyor mu?’ dedi. O an anladım, benim hakkımda ciddi bir istihbarat yaptırmıştı.

’ÇOK ÇALIŞMAMIZ LAZIM’ DERDİ

Turgut Özal geleneksel Türk yapısını değiştirmek adına çok radikal kararlar alabilen bir devlet adamıydı. Vizyonu çok genişti. Türkiye’yi dünyaya açmak için çok çalıştı. Hayatımıza birçok yenilik getirdi. Dünyada örnekleri olduğu gibi Türkiye’de de bir sinema sanatçısını siyasete davet etti. Sinemamızı dünyaya açabilmek için her şeyden önce telif kanununun yürürlüğe girmesini sağladı. Sinemanın kurumsallaşması için örgütlenmeleri sağladı. Hiç unutmam beni aday olarak gösterdiği zaman bana söylediği söz şuydu: ’Bu güzel ülke için çalışmak lazım, çok çalışmak lazım, daha da çok çalışmak lazım.’ Geri kalmışlıktan kaybettiğimiz yılları çalışmakla kapatabileceğimizi düşünüyordu. Benim ona özel bir saygım ve hayranlığım var. Türkiye’nin kaderini değiştireceğine inanmıştım ve birlikte siyasete girmeyi kabul etmiştim

MÜZİK KONUSUNDA BİLE SON DERECE BİLGİLİYDİ

Benim Rahmetli Özal’la unutamadığım iki sohbetim oldu. Bunlardan biri kendisi Reisicumhur’ken Köşk’te gerçekleşti. O dönemde Özal, aldığı bir karar nedeniyle kamuoyu tarafından eleştiriliyordu. Sohbet sırasında konu o meseleye geldi. ’Bu kararı niye böyle verdiğimi sadece bir reis-i cumhur anlayabilir’ dedi. Yani çok özel bir nedenden dolayı böyle bir karar aldığını söyledi. Bana da ’Anlatabiliyor muyum?’ dedi. Ben de ’Sizden başka kimse anlayamazsa doğrudur’ dedim. Bir başka sohbetimizde ise müzikle ilgili konuşuyorduk. Öyle bir cümle kurdu ki, değme müzisyenlerin anlayamayacağı tanımları sıraladı. Ardından da, ’Batı musikisi birçok sesten oluşmuş organize bir yapıdadır. Ama Türk musikisi tek sesin en güzel halinden oluşur’ dedi. Yani müzikle ilgili temel prensipleri bile çok iyi biliyordu… Öyle bir insandı ki, konu ne olursa olsun meselenin en derinini bilirdi. Hiçbir konuyu yüzeysel geçmezdi. Herkeste olmayan bir yeteneğe sahipti.

MİTTERAND’A ’AVCI’ TÜRKÜSÜNÜ DİNLETTİ

Ben oyunculuğun yanı sıra simultane çeviri ve tercümanlık da yaptım. Hatta bu işi Cumhurbaşkanlığı düzeyinde bile icra ettim. Özal’la ilgili anım ise çok enteresandır. Fransa Cumhurbaşkanı Fronçois Mitterrand Türkiye’ye gelmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, onun onuruna Çankaya Köşkün’nde bir yemek verdi. Ben de iki liderin ortasına oturdum. Birden salonda bir türkü sesi yükseldi. Yemek müziğinin bir türkü olması komikti doğrusu. Üstelik bu türkü de ’Aman Avcı Vurma Beni’ydi. Mitterand önce şöyle bir durdu, çok şaşırdığı anlaşılıyordu. Sonra bana, ’Bu çalan da nedir?’ diye sordu. Anlattım, hatta türkünün sözlerini tek tek çevirdim. Galiba ilginç bulmuş olacak ki, ilgiyle sonuna kadar dinledi.

BENİ OKLUK KÜÖŞKÜ’NE DAVET ETMİŞTİ

Özal’la ilgili söyleyeceğim sözler çok fazla ama iki tanesi önemli. Birincisi onunla ilk kez Okluk Koyu’nda karşılaştık. Beni Cumhurbaşkanlığı’nın Okluk Köşkü’ne davet etti. Gittiğimde bir yandan bilgisayarda golf oynuyor, diğer yandan da yanlış hatırlamıyorsam benim ’Yemin Ettim’ şarkımı dinliyordu. Merhabalaştıktan, sonra evin içini işaret edip dedi ki, ’Bak Kayahancığım, buraya köşk diyorlar. Ama görüyorsun iki küçük oda ve bir salondan ibaret burası. Yani abartılacak bir yer değil.’ Gerçekten de 90 metrekareyi geçmeyen kooperatif evlerinden birini andırıyordu. Bunu gecikmeli de olsa Türk halkıyla paylaşmak istedim. Özal’la ilgili anlatacağım ikinci şey ise o müthiş hızlı düşünen ve aynı şekilde hayata geçirebilen bir insandı. Pek çok kanunu çok kısa sürede uygulamaya koymuş tek politikacıydı.

SADRİ’Yİ 5 YIL FAZLADAN YAŞATTI

Benim için Turgut Özal eşsiz bir liderdi. Bizi hayatımızda ummadığımız şekilde mutlu etti. Rahmetli Sadri’nin hastalığı sırasında bizimle müthiş ilgilendi. Sadri’nin o günün şartları altında ilerlemiş olan hastalığının Türkiye’de tedavisi mümkün değildi. ABD’ye gitmemiz gerekiyordu, kendisi bu konuda destek oldu. Ameliyat öncesi ve sonrası da sürekli alakalıydı. Yoğun bakıma 2-3 kez gelip, ziyaret etti. Sadri eğer ABD’ye gidemese hemen ölecekti ama onun sayesinde 5 yıl daha yaşadı. Türkiye’ye dönüşümüzde de Kanal 6’da şov programı yapmasını sağladı. Hatta ilk programı izlemiş, gece telefon edip kutladı. Sadri’yi o kadar mutlu etti ki… Hayatımız boyunca unutamayacağımız iyilikleri dokunmuş, sanatçıya nasıl davranılması gerektiğini bilen ve onu yücelten biriydi Rahmetli Özal. Hala kendisine her gece dua ederim.

YANLIŞLIKLA SURATINA TELEFON KAPATTIM

Babam merhum Turgut Özal’a çok yakın bir bürokrattı. Özal’la birebir tanışma fırsatım olmadı çünkü çok küçüktüm. Ama onunla ilgili bir anım var. Bir gün evimizin telefonu çaldı. Çok tonton konuşan bir adam, ’Ben Turgut Özal, babanı ver bakayım kızım’ dedi. Ben de ’Hadi be ordan koskoca Turgut Özal babamı niye arasın’ diye işletiliyorum kanısıyla telefonu yüzüne kapattım. Her suç işlediğimde babam, ’Yaktın beni, sen küçükken de Özal’ın suratına telefon kapatmıştın’ diye takıldı durdu yıllarca.

TERİMİ YANAĞIYLA SİLDİ

Rahmetliyle ilk tanışmamız Ankara’da oldu. O zamanlar kendisi başbakandı. Biz de turne için Ankara’ya gitmiştik. Turnenin bittiği akşam bir yetkili gelip, ’Yarın akşam Turgut Bey gelip, oyunu izleyecek’ dedi. Ben de ’Hayatta olmaz yarın sabah İstanbul’a dönmemiz lazım, üstelik turne bitti’ dedim. Ancak tekrar rica edince ’Tamam’ dedim. Ertesi gün gerçekten de geldi, oyunu izledi. Ben çok terlediğim için oyun biter bitmez kendimi kulise attım. Bir görevli gelip, ’Başbakan sizi tebrik etmek, tanışmak istiyor’ dedi. Ben de onu bekletmemek için öyle terli terli çıktım. Karşılaştığımız an ’Efendim kusura bakmayın öpüşmeyelim isterseniz, fena halde terledim’ dedim. ’Olsun ben de çok terlerim’ dedi ve bana sarıldığı gibi kendine çekti. Sonra da yanağımı yanağına sürtüp, yüzüyle terimi sildi. İşte o an kendisine kalben bağlandım. O günden sonra ne zaman yeni bir oyun sahneye koysak gelip, izledi.

BİLMEDEN BANA FAYDASI DOKUNDU

1989 yılında Münir (Özkul) ağabey kavuğu birisine devretmek istiyordu. Zeki Alasya’ya mı versem, Metin Akpınar’a mı, filan diye düşünüp duruyordu. Birlikte de ’İstanbul’u Satıyorum’ adlı oyunu oynuyorduk. Münir ağabey tuluatı sevmez. Bana ’Lütfen oyun sırasında tuluat yapma. Ben kitaplı kütüphaneden geliyorum’ derdi. Bunu da eksikliklerinden biri olarak görürdü. Ben de hiç doğaçlama yapmazdım. Oyun oynanacağı bir gün Turgut Özal bir açıklama yapmıştı, herkesin ilgisini çekecek kadar çarpıcı bir açıklamaydı. Şimdi meseleyi unuttum, ben de oyun sırasında aklıma gelince onunla ilgili bir espri yapıştırdım. Alkış filan kopunca, Münir Abi kendini boşlukta hissetti, ne yapacağını şaşırdı, her şeyi unuttu. Bana boş boş bakmaya başladı. Ben de hemen duruma uygun bir şey uydurup, usulca fısıldadım. Gözünde ışık yandı. Oyun bitiminde teşekkür etti. Ertesi gün kavuğu bir naylon torbaya koyup bana getirdi. ’Bu kavuk senindir’ dedi. ’Hocam böyle olmaz bir tören filan yapalım’ dedim. Sonra 14 Mart 1989’da yapılan törenle kavuk bize geçti. Özal’ın galiba bilmeden bu işte payı büyüktü.

Yusuf İZEL [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir