ÖĞRETMEYE HAZIR MIYIZ? (VE ÖĞRENMEYE)

Ortaöğretim kurumları dersbaşı zilini çalacak. Şimdilerde artık ellerinde zil koridorlarda koşturan hademeler veya nöbetçi öğrenciler yok, otomatiğe bağlanmış zaman ayarlı melodili veya şarkılı, müzikli ders başlangıç sistemleri(!) var.


Modernize oluyoruz (birçok yerde olduk) ancak bazı şeyler hiç değişmiyor. Zillerin otomatik olması, hr sınıfta plazma TV olması, internet olması, bilgisayar olması, lüks laboratuvarların olması çocuklarımızın iyi bir eğitim alması için yetmiyor.


Öğretmek için öğrenmek gerektiğini bazılarımız hala kavrayamadı. Radikal gazetesinin 29 Ağustos 2008 tarihli nüshasında gördüğüm bir haber “Öğretmene öğretilmemiş ki öğrenciye anlatabilsin” diyor. Haberin devamına baktığınızda yeni matematik müfredatının uygulanmasını takip etmek için MEB bir anket yapıyor ve öğretmenlerin çoğu (%61) yeni müfredatı öğrenmediğini belirtiyor ve bu maksatla bir eğitim verilmediğini söylüyor.


Hep söylediğimiz bir şeyi eğitim öğretim yılının başında tekrar edelim. Eğitim çok ciddi bir iştir. Bir nesil yetiştiriyorsunuz. Öğretmenlerin yetiştirilmeleri, daha sonra kendilerini geliştirmeleri, alanındaki gelişmelerden haberdar olmaları, literatürü takip edebilmeleri çok çok önemlidir.


Sendikal çevreler hemen meseleyi öğretmenin maaşına, sosyal haklarına getirecekler. Mesele bu kadar basit değildir. Bir program sadece merkez teşkilatında yazılıp çizilerek ve bir üst yazı ile gönderilip uygulanması istenemez. Bütün öğretmenlerin bu yeni müfredatı uzun uzadıya önce öğrenmesi, daha sonra kabul etmesi ve uygulaması gerekmektedir.


Bunu yapabilmek için de hizmetiçi eğitimler, seminerler, bilgilendirici rehber materyal, örnek uygulamalar belki her bölgede uygulamayı takip edecek uzmanlar olmalıdır. Bütün bunlar mevcut imkanlarla da pekala yapılabilir.


Ama maalesef yapılmıyor. Bazı zevat “en doğrusunu biz biliriz” havası ile birşeyler planlayıp değiştiriyor, “UYGULAYIN” diye bir emirle gönderiyor. Sonuç hayal kırıklığı ve boşa giden yıllar.


Okul yıllarında aldığı bilgisine tek bir satır ilave etmemiş öğrtmenlerimiz var, hala 20 yıl öncesinin birikimi, hala 20 yıl önceki esprilerini yapan bu eğiticilerden nasıl verim beklersiniz. Öğrenciler bu öğretmenin sözünü nasıl dinler, sınıfta hakimiyeti nasıl kurar bu öğretmen?


Öğretbilmek için her yaşta öğrenmeliyiz. Öğretmenlik kolay bir meslek değildir, öğretmenlik vakti bol bir meslek değildir. Önce herkesin bunu bilmesi ve kabul etmesi gerekmektedir. Bir öğretmenin haftada 4 derste anlattığı derse kimi zaman 20 saat hazırlanması gerekir. Bunu yapabildiğimiz zaman kaliteli bir eğitim vermeye başlarız. Müfedatın değiştiği şu geçmiş 3 yıl boyunca öğretmenlerin çok yoğun, hummalı bir öğrenme ve tazelenme faaliyeti içerisinde olması gerekirdi ki yapılan değişikliklerden fayda sağlansın.


Eğitim-öğretimin deneme tahtası olması da biraz bu anlayıştan kaynaklanıyor. Bugüne kadar uygulanan her sistem kendince akademik çalışmaların ürünü idi ve belli ölçüde başarılı olabilirdi. Ama gerek siyasi endişelerle konulan bloklar gerek kimsenin kendini geliştirmek için çaba sarfetmemesi, bir süre sonra “bu da olmadı” diye başa gelen bir diğerinin silbaştan yeni bir şey getirmesine defalarca şahit olduk.


İhmal edilen ve dikkate alınmayan bir diğer nokta öğretmen kadrolarımızın siyasi ve ideolojik bir kimliklerinin olduğu. Ki bu da doğaldır. Ve bunlardan bazılarının iktidardaki anlayışın karşı tarafında oldukları ve bunların muhalefete puan kazandırmak için eğitim öğretimde yapılan değişiklikleri hazmedemeyecekleri de bir gerçektir. Siyasi iktidarın eğitim-öğretim faaliyetlerini planlarken bunu da hesap etmesi gerekmez mi? Ortaya konan müfredat herkesin kabul edeceği ve blok koymayacağı bir sistem olmalıdır. Her zaman sistemi farklı sebeplerle uygulamak istemeyen kimseler olacaktır: Bunların bir kısmı üşendiklerinden bir kısmı yukarıda belirttiğim gibi mmuhalefet olsun diye, “bu sistem yürümez” diyebilmek için. Özellikle de şimdiki programın “etkinlikler” ve “projeler” üzerine bina edilmiş olması sistemi uygulamayacak olanalrın çıkacağı belli. O zaman Milli Eğitim Bakanlığı bu tür dirençlere karşı nasıl birçare düşündü veya uyguladı. Programın tasarlayıcıların düşündüğü gibi yapılıp yapılmadığı nasıl denetlendi.


Yazık oluyor bu memleketin evlatlarına. Önce bu çocuklar iyi eğitim alacak. Sonra bilimsel çalışmalara katkı sağlayacak genç beyinler çıkacak bunların içinden. Heyhat.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir