Olası Bir Savaş Nasıl Gelişecek

Aşağıda okuyacağınız bilgiler tamamı ile hayal mahsulü olmasına rağmen içinde geçen bölge ve teknik terimlerden dolayı ilgimizi çekti. Savaş başlamadan yazılan o kadar senaryo olmasına rağmen bu senaryo savaşın başlamasını daha erken zamana göre ayarladığı için ay ve günleri bugünlere göre düşünebilirsiniz

Amerika Birleşik Devletleri havaların düzelmesiyle beraber (Mayıs) Türkiye Cumhuriyeti ve Kuveyt’e askeri yığınak yapmaya başladı. (Gelecek hava gücü yoğunluğunu İncirlik tek başına kaldıramayacağından, Şubattan itibaren Malatya, Kayseri ve Diyarbakır başta olmak üzere bütün Türk hava üslerinde tadilat çalışmaları başlatılmıştı.) Bu savaşta Suudi Arabistan ve İsrail’deki askeri tesisler kullanılmayacaktı. Birleşik Arap Emirlikleri ise sınırlı bir lojistik katkı sağlayacaktı. Hazırlık ve ikmal faaliyetleri devam ederken uluslar arası kamuoyu olası Irak harekatına karşı hazırlandı. Filistin meselesiyle oyalanmalarına izin verilen Arap dünyası Kasım 21’de
tekrar savaşla tanıştı.

Yoğun ve acımasız başlayan hava saldırısı şiddetini muhafaza ederek devam ediyor ve Amerika her halinden acelesi olmadığını belli ediyordu. Savaşta önceki körfez harbinde ya da Afganistan’da kullanılandan farklı bir taktik
uygulanıyordu. Hava kuvvetleri Irak tahkimatlarını mütemadiyen döverken yerleşim bölgelerinin yakınlarında halı bombardımanı yapan stratejik bombardıman uçakları halkın moralini sıfıra indiriyordu. Bu savaşın ülkeyi Saddam yönetiminden kurtarmak için yapıldığını ve Amerika’nın Irak halkıyla bir meselesi olmadığını vurgulayan broşürler havadan yağmur gibi dağıtılıyordu. Taktik uçaklar yer altındaki koruganlara karşı kullanılıyor ve özel mühimmatlarla harcanılan paraya acınmadan söz konusu koruganlar bir bir imha ediliyordu. Savaş başlamadan tahmin edildiğinden Saddam kuvvetlerini planladığı mevzilere yerleştirmişti. Bu mevziler de özel mühimmatlarla sürekli taciz ediliyordu. Hava koşulları ve Çöl zemininin uygun olduğu ve düşmanın kolay yoğrulabilir bir kıvama geldiği zamana kadar kara harekatı başlamayacaktı. Amerika ve kadim müttefiki İngiltere’nin Basra Körfezindeki altı uçak gemisi grubu dahil olmak üzere bölgeye yığdığı toplam asker miktarı 680.000 kadardı. Bu rakama ilave edilecek katkı Kuveyt’ten
40.000, Kısmi seferberlik ilan eden Türkiye’dense 350.000 kadardı. (160 uçak, 800 tank, 1300 zma, 400 namlu topçu…)
Saddam müttefiklerin gayretini kendisini devirmeye yönelik sarf edeceğini düşündüğünden en seçkin kuvvetlerini bu üç savunma hattının ardında Bağdat yakınlarında tutuyordu.
netpano.com
Irak hava ve hava savunma kuvvetleri savaşın ilk gününden bu yana bütün gayretiyle direnmeye başlamıştı. Daha önce korumak için uçaklarını İran’a gönderen Saddam bu sefer sanki arkasında dev üretim tesisleri varmış gibi silah ve cephanesini sakınmadan harcıyordu. Irak halkı da acı ve yokluklara alışmış, savaşı kabul etmişti. Bu son savaş olacaktı. Müttefikler kesin hava üstünlüğünü aralıktan önce elde edemediler. Saddam’ın hava kuvvetlerini kullanmada gösterdiği dinamizmi kara kuvvetlerini kullanırken de göstereceği aşikardı. Gerçi Arap düşünce yapısından kaynaklanan sabit savunma hatlarını bir kenara atamamıştı.
Bağdat’ın güneyinde bir ucu Razanah barajına dayanmış, Kerbela ve Hilla kentlerinin aşağısından yay çizen bir savunma hattıyla, Kuzeyde kendisi için manevi önemi olan Tikrit’i korumak için Samara ve Bağdat yolunun kuzeydeki ucu Bayji’de iki savunma hattı kurmuştu. Razanah, Habbaniye ve Tahartar baraj üçlüsünün oluşturduğu doğal bir savunma hattı da Bağdat’ın batısını kolluyordu. Saddam müttefiklerin gayretini kendisini devirmeye yönelik sarf edeceğini düşündüğünden en seçkin kuvvetlerini bu üç savunma hattının ardında Bağdat yakınlarında tutuyordu.

OPERASYON GENİŞLİYOR

Yalnızca Basra’ya diğer kentlerden çok daha fazla önem vermiş ve önemli bir askeri yığınak yapmıştı. Tanksavar ve uçaksavar silahlarıyla doldurulan bölge müttefiklerin Körfezdeki uçak gemilerinden kaynaklanan hava gayretini
kırabileceği gibi bataklıklarla çevrili doğasından ötürü zırhlı operasyonlara da geçit vermeyecekti. Ayrıca Basra boş bırakılırsa Saddam güneydeki Şii Araplar üzerindeki otoritesini tamamen kaybederdi.
Bombardıman Ramazan ve Kurban bayramı boyunca devam etti. 2003 yılı Mart 6’da kara operasyonu başladı. Bombardıman başlar başlamaz Kürtler A.B.D. tarafında savaşacaklarını ortaya koydu. Amerika’nın bu sefer ciddi olduğuna ve bu ciddiyetin Saddam rejiminin sonu olduğuna inanıyorlardı. Özellikle Talabani liderliğindeki kuvvetler Amerikan Özel harpçilerini de yanlarında gördükleri için Saddam karşıtı askeri faaliyetlere iştirak ettiler. Barzani ise bu faaliyetlere kısıtlı katılımda bulunuyor daha çok Türk Silahlı Kuvvetleriyle işbirliği ve yakın istişare içinde hazırlık ve ikmaline bakıyordu. Süleymaniye ve Halepşah yakınlarında mevzilenen Talabani güçleri bütün askeri gayretlerini içtenlikle güneye yönlendirmişler ve dolayısıyla Saddam’ın ilk hedefi olma şerefine nail olmuşlardı.
Yoğun hava baskısına rağmen bölgeye operasyon düzenleyen Irak kuvvetleri büyük kayba uğramışlar ve büyük kayıplara yol açmışlardı. Saddam bölgedeki Kürtlere karşı kimyasal silah kullanmaktan çekinmemiş, bu sayede savaştaki ciddiyetini göstermişti. Amerika ise Saddam’a saldırmakta ne kadar haklı olduğunu bütün dünyaya ispat etmiş oldu. Kara operasyonu öncesinde Saddam kuzeyde ve güneyde Basra bölgesinde birkaç askeri çıkış denemişse de girişimleri yoğun hava baskısıyla boğulmuştu. Irak ordusunca organize edilen gayri nizami kuvvetler; Musul – Bağdat Hattında Bayjiden yukarısının (Musul’a kadar) ve
Kerkük’ten Bayji, Tikrit, Kanakin’e uzanan yolların ve çevresinin bir daha onarılıp kullanılamaz biçimde tahribine başladılar. Bölge mayınlarla kirletilerek müttefik kuvvetlerin ulaşım hatlarından yararlanmaları önlenmiş oldu. Güneyde gerçekleştirilen benzeri girişimlerse geniş coğrafya ve açık arazi koşulları yüzünden istenilen başarıya seviyesine ulaşmadı.
Saddam bölgedeki Kürtlere karşı kimyasal silah kullanmaktan çekinmemiş, bu sayede savaştaki ciddiyetini göstermişti. Amerika ise Saddam’a saldırmakta ne kadar haklı olduğunu bütün dünyaya ispat etmiş oldu.
netpano.com
Operasyonun ilk gününde T.S.K. Kuzey Irakta zırhlı girişe müsait olan tek yoldan Zaho – Dahuk istikametinde ilerlemeye başladı. Mayınlar ve Irak topçusunun Atros’larının verdiği rahatsızlığa rağmen ilk günün sonunda
Dahuk’a ulaşmışlardı. Aynı zamanda komando eğitimi almış Türk kuvvetleri Sınır boyunca girişlerine devam ediyor ve kendilerini bekleyen Barzani peşmergeleriyle birlikte acele etmeden güneye doğru iniyorlardı. Güneydeki Amerikan ordusu ise ilk körfez harbindekine benzeyen bir çevirme harekatıyla Buşeyya ve Salman istikametinde ilerliyor; zırhlı birlikleri taşıyacak kıvamda olan çöl kumu ve yerleşim açısından fakir bölge ilerleyişlerine engel teşkil etmiyordu. Kısıtlı topçu tacizi karşı ateş ve hava baskısıyla söndürülüyordu. Buna rağmen Saddam’ın açığa çıkmaktan çekinmeden imkanlarını kullanmasını bir öncekinin aksine bu sefer savaşı bütün kalbiyle kabul
ettiğini gösteriyordu. Üçüncü günün sonunda Türk zırhlı birlikleri Musul’a ulaşmış, komandolarsa sınırdan yaklaşık 50 km’lik uzaklığı kapsayan dağlık bir cepte kontrolü ellerine almışlardı. Bununla beraber müteveffa
Talabani’nin bölgesine henüz girilmemişti. Önceden belirlenen plan çerçevesinde Saddam kuvvetleriyle erken muhatap olan Talabani, savaşın müsait bir anında karargahıyla beraber hava kuvvetlerinin yaptığı acıklı bir
kaza neticesinde terki dünya eylemişti. Kürtlerin saflarında geçici bir dalgalanma olsa da yerine geçen kişi toydu, yeniydi, kucağında devam eden ve vazgeçme ya da erteleme olasılığının olmadığı bir savaş buluverdi. Şubat ortalarında cereyan eden bu hadise sayesinde kara harekatında da Kürtler kullanılabilmiş ve Talabani’nin yerine geçen şahıs minimum bir komuta kontrol yapısını oturtabilmişti. Bununla beraber Talabani grubu söz konusu şahıs hakkında tam mutabakat içinde değildi ve vekilin kim olacağı tartışması sadece savaş sonuna ertelenmişti.
Muharebe ilk haftasını doldurduğunda güneydeki müttefik ordusunun oluşturduğu yay; Irak ulaşım omurgası Basra – Bağdat yolunun güneyinde Necef ve Divaniye kentleri önüne ulaşmıştı. Samava düşürülmüş öteki kentler içinse
acele edilmemişti. Amerika bölge kentlerinden mümkün olduğunca uzak duruyordu. Bu davranışıyla hem bol kayıplı şehir muharebelerinden hem de ileride çok işine yarayacak Şii Arap nüfusu gücendirmekten kaçınmış
oluyordu. Takviye edilen 82. hava indirme Necef’in batısında bir ikmal ve muharebe merkezi kurmuştu. Bu bölgeden Necef, Hilla, Kerbela bölgesine helikopter taarruzları yapıyor ve bölgeyi muharebe güçlü keşif kollarıyla sürekli taciz ediyordu. Ayrıca 82’ye bağlı unsurlar Irak’ın Batı ulaşım omurgasını Ramadi ve Habibina’da keserek bu bölgeye helikopter akınları
düzenliyor, söz konusu yoldan herhangi bir trafik akışına müsaade etmiyordu. İlk haftanın sonunda Türk birlikleriyse Musul ve Çevresinin güvenliğini sağlamış, Kentin kuzeydoğusunda bir ikmal – muharebe üssü kurmuş, Sincar karayolu boyunca 36. paralelin yukarısında güvenliği temin etmişti. Türk komandolarıysa Barzani birlikleriyle ve Amerikalılarla beraber yavaş yavaş
dağlık arazide ilerliyorlar; Erbil, Süleymaniye, Halepşah istikametinde 36. paralelden aşağı sarkıyorlardı. Şaşkın ama tepkisiz Talabani birlikleri yerlerini arkalarından gelen Türk ve Barzanilere bırakarak Kerkük ve Halepşah istikametine doğru intikale devam ediyorlardı. Nisan başında görülecekti ki Türk kuvvetleri Halepşah’a kadar dağlık İran sınırını kapayan bir cepte hakimiyetlerini tesis ederek Güneyde Kerkük ve Kanegin’e yönelik askeri gayretleri destekleyebilecek bir pozisyona girmişlerdi.

TÜRK KUVVETLERİ KUZEY IRAK’TA

Necef ve Divaniye’ye ulaşan askeri gayretleri berkitmek ve 82’nin güney ve doğusunu kapatabilmek tahmin edilenden biraz daha uzun zaman aldı. Bütün zorluklara rağmen ikinci haftanın sonunda Samave çevresinde biriken müttefik kuvvetleri Neşriye ve Amara kentlerini Basra ile birlikte Hayy kentinin güneyinden koparacak bir harekat düzenlemek için gerekli pozisyona ulaşmışlardı. 82 Saddam’ın Kerbela, Hilla, Kut miğferinden yönelebilecek
tehdidi göz ardı etmeden gayretini kuzey karayoluna yoğunlaştırdı ve Habibina ve Ramadi kentlerini baskı altına aldı. Saddam Kerbela, Hilla ve Kut hattını canı pahasına koruyacaktı ve Bağdat çevresinde gerekirse bu hattı destekleyebilecek seçkin birlikleri vardı. Ciddi bir kara savaşı olacaksa bu Saddamın seçtiği yerde olacaktı. Bunun için batısının dolu olduğunu düşünecek Saddam’ın en iyi birliklerini Bağdat çevresinde tutmasını sağlamak görevi 82’nin üzerinde kalmıştı. Bütün bu gelişmeler olurken Kuveyt birlikleri Amerikan hava ve topçu desteğiyle ilk günden itibaren Basra’ya yönelik ağır ama kararlı bir harekat başlatmıştı. Kuveyt Arap tarihinde bir
ilk gerçekleştirerek Müslüman paralı asker kavramını hayata geçirmişti. Daha düne kadar Amerika ve İsrail aleyhine sloganlar atan binlerce Filistinli; çalışmak için bulundukları Kuveyt’ten ya da Ürdün’den gelmiş ve yeni orduya katılmıştı. Bir kısım Yemen, Pakistan ve Endonezyalılarla beraber söz konusu Müslüman lejyonları oluşturan askerler Arap subayların yönetiminde Amerikan
çıkarları için savaşıyorlardı.
Kuzeydeki Türk zırhlı – mekanize birlikleri ikinci hafta Irak İçlerine doğru ilerlemeye başladılar. Türk kurmaylığı Suriye sınırına bakan çöl bölgesini ihmal etmemek kaydıyla Musul çevresinde biriken askeri gayretini iki kola bölme kararı aldı. Bunlardan birincisi Mişrak, Hayyara, Tikrit hattından
Samara’ya inerken ağırlıklı muharebe gücüne sahip olan diğeri zaferi Musul, Kerkük hattında arayacak ve Kanegin’i ihmal etmeden Samara’da diğeriyle buluşacaktı. Birinci kol Mişrak ve Hayyara’yı geçerek ilerlemeye devam etti. Yol tahrip edilmiş ve etrafı da mayınlarla kirletilmiş lduğundan harekat beklenilenden daha yavaş ve bol döküntülü cereyan ediyordu. Yol boyunca kuvvetli bir direnişle de karşılaşmamışlardı. Faka Bayji’ye yaklaşıldığında rüya bozuldu. Kuvvetli bir topçu baraj ateşiyle karşılaşmışlardı. Daha kötüsü Türk topçusunun menzili karşı ateş açmak için yetersiz kalıyordu. Hava gücünün yardımıyla karşılık vermek zorunda kalınmış bu da uçakların yoğun uçaksavar ateşi altında düşman hava sahasında kayıp vermelerine yol açmıştı. Bununla birlikte Irak kuvvetlerinin topçu desteği yok edilememişti. Güneye akan ve düşman topçu baskısı altında yıpranan Türk birlikleri cephelerini açmak zorunda kaldılar ve bu sırada Bayjiden, karayolunun batısından yay çizerek hareketlenen İki Irak zırhlı tümeninin hücumuna uğradılar. T72 ve T62 tanklarından oluşan bu birlikler Mi24 ve Mi8 helikopterleriyle de destekleniyordu. T.S.K. tarihinde ilk defa zırhlı muharebe yapıyordu. Muharebe sonuçlandığında hiç kimse zafer ya da yenilginin sahibi olmadı fakat muhakkak olan bir şey varsa Amerikan ve Türk uçaklarının hava desteğine sahip olmasa Türklerin karşılaşacakları en hafif sonuç ricat en ağır sonuç toplu imha olacaktı. Mecburi askerlik hizmetini yapan ve orada bulunma sebeplerine canı gönülden inandırılamayan erler,
mayın, sarsıntılı yolculuk ve sıcak havayla yorulmuşlar, bezmişlerdi. Bir savaş için oldukça rahat ilerlemeyle yollarına devam ederken yoğun topçu ateşi altında dağıldılar. Askerler tank ve zırhlı araçların üzerinden
indiler ve araziye yayıldılar. Zırhlılar piyadenin önünü açmak için kararlı ama yavaş biçimde güneye ilerliyorlardı. Bu ilerleme sırasında bazıları mayınlarla telef oldu. Savaş acı yüzünü göstermeye başlamıştı. Açık çöl arazisinde durmak ölmek anlamına geldiğinden güneye yürüyüş devam etti. Bayji yönünden gelen askeri hareketliliği bildiren hava keşfi ve iki zırhlı tümenin ufukta kaldırdığı büyük toz bulutu belirmeye başlayınca Türk tankları da onları karşılamak için piyadeyi arkalarında bırakıp hızlandılar. Türk askerleri profesyonel değildi, çöl sıcağında metal konserve kutularında pişmişlerdi, aldıkları eğitimin yetersizliği yüzünden gelişmiş atış kontrol
sistemlerine rağmen tankları durdurarak ateş etme eğilimindeydiler (hareketli atışlarda da başarı sağlayamıyorlardı) ve yeterli uzaklıktan angaje olamıyorlardı. Ayrıca yanlarındaki araçların kaybıyla ölüm
psikolojisine giren askerler hızla çözülüyordu. Irak teknolojik açıdan geri olsa da Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşısına çıkardığı ordu profesyoneldi. İran savaşı ve Körfez harbinden tecrübeli, nizami muharebede eğitimli,
yıllar süren ambargo ve yokluk yıllarının getirisi olarak motivasyonluydular ve kaybedecek bir şeyleri yoktu. Topraklarını Türk’lere kaptırmama kararındaydılar. Irak hava unsurları muharebede etkinliklerini ortaya
koyamadan elimine edilmişlerdi. Zırhlı birliklerse kayıplarına aldırmadan saldırıya devam ediyorlardı. Kayıp ve başarısızlık psikolojisi Türk zırhlı tugaylarının cepheyi kuzey batı istikametinde açmalarına yol açtı. İki ırak
Bayji muharebesine katılan üç zırhlı ve bir mekanize piyadeden oluşan Türk birliklerinin birlik ağırlıklı değerleri karşısındaki iki Irak zırhlı tümeniyle hemen hemen eşit, belki biraz daha fazlaydı.Tümeni menzillerine giren tanklarla çatışarak bütünlüklerini bozmadan ilerliyor Hayyara yolundaki Türk piyadelerini ezmek istiyordu. Türk askerleri öyle bir psikolojiye girmişlerdi ki isabet alan tankları savaşabilir durumda olmalarına rağmen terk ediyor, organize bir karşı saldırı tertip edemiyorlardı. Hayyara yolundaki piyade birlikleri panik içinde açık çöl arazisinde bir mevzi hazırlamaya çalışıyor, ellerindeki kısıtlı antitank imkanlarını kullanmak için pozisyon almaya çalışıyorlardı. Bir kısmı çoktan kaçmaya başlamış geri kalanıysa alıştıkları zırh korumasını yanlarında göremediklerinden bozgun psikolojisine girmişlerdi.
Her şeyden daha acı olanı yıllarca kışla şekilciliğiyle yetiştirilen ve yağcılık kalitesine göre siyasi görüşleri de dikkate alınarak terfi ettirilen çoğu
Türk subay ve astsubayı nizami bir savaşa zihnen hazır değildiler ve kimse bunun farkına varmamıştı. Ancak inanılmaz yoğunlukta müttefik hava gayreti sayesinde Irak kuvvetleri Türk piyadelerini ezemeden çekilmek mecburiyetinde bırakılmışlar ve akşama doğru zayiatlarını geride bırakarak ama muharebe güçlerini koruyarak Bayji mevzilerine geri dönmüşlerdi. (Bu hava gayreti o kadar
yoğundu ki Basra üzerindeki 6 B52 Bayji’ye yönlendirilerek açıktaki Irak birliklerine halı bombardımanı yapmıştı.) Bayji muharebesi Türk kuvvetlerine 2200 kayıp ve 5000 yaralı ya da iş göremez durumdaki insana mal olmuştu.
(Muharebeye katılan tankların neredeyse tamamı iş göremez durumdaydı. Önemli bir kısmı savaş alanında imha olmuş, bir kısmı da isabet alsa dahi savaşacak
durumu olduğu halde ya da mermi tankın zırhından sektiği halde mürettebatı tarafından terk edilerek imhaya davetiye çıkarmıştı. Eldeki zırhlı araçlarsa kullanım hataları ve şoka girmiş mürettebatlarıyla yararlanılabilir olmaktan
çok uzaktı. En kötü imtihanı ikmal kuvvetleri vermiş, bırakın isabet alan bir tankı cephe gerisinde onarıp tekrar savaşa sürebilmeyi eldeki cihazların bakımını dahi becerememişti. Çöl şartlarına alışık olmayan teçhizat, bu
şartlarda maruz kaldığı muameleye karşı isyan etmişti.) Bu kan bedelinde alınan dersten yararlanmaksa ordu kurmaylığına kalmıştı. Açıkça belli olan bir gerçekte Bayji artık ciddi bir meseleydi ve ihmal edilme şansına sahip değildi.
Bayji muharebesine katılan üç zırhlı ve bir mekanize piyadeden oluşan Türk birliklerinin birlik ağırlıklı değerleri karşısındaki iki Irak zırhlı tümeniyle hemen hemen eşit, belki biraz daha fazlaydı. Bu durum açıkça görüldüğü gibi saldırı planlayan bir kurmayın tahayyülleriyle uyuşmuyordu. En az savunan tarafın üç katı bir kuvvetle saldırması gereken Türk kurmaylığı nasıl bu hataya düşmüştü? Bayji’nin doğusundan dolaşıp Türkiye istikametine dik açıyla ilerleyen yükselti dizisi bölgeye yapılacak saldırının cephesini kısıtlamakla kalmıyor, Irak kuvvetlerine kuvvetli bir savunma imkanı sunuyordu. Coğrafi koşullar bölgenin kuzey ve batısından gelecek kombine saldırılarla zorlanmasını ve Tartar barajıyla arasından girerek Tikrit ile bağlantısının kesilmesini ilham ediyordu. Doğudan ufak birliklerle yoklanacak savunma hattı ciddi çatışmalara sahne olmamakla birlikte önemli miktarda Irak kuvvetini bağlayacaktı. Silahlı kuvvetlerdekiEn az savunan tarafın üç katı bir kuvvetle saldırması gereken Türk kurmaylığı nasıl bu hataya düşmüştü?
istihbarat Irak kuvvetlerini olduğundan çok daha az ve muharebeye isteksiz gösteriyordu. Ayrıca bu güne kadar savaşın seyrinde kayda değer bir direnişle karşılaşılmamıştı dolayısıyla söz konusu durum istihbarat
verilerine gereğinden fazla güven duyulmasına yol açtı. Aylar önce ben geliyorum diye bağıran savaş Saddam’a hazırlanması için yeterli fırsatı vermişti. Bu fırsatı iyi değerlendiren Irak ordusu, gücünün büyük kısmını
çöl kumlarının altında basit fakat tespiti ve tahribi zor korunaklara yatırmıştı. Bölgede gerçekleşen hava ve uydu keşfinin yanlış istihbaratı basit kamuflaj yöntemlerine ve aldatma tekniklerine dayanıyordu. Ayrıca kirletilmiş arazide dar bir cephede ilerlemek zorunda bırakılan Türk
kuvvetleri yeterli sayıda ve nitelikteki birlikleri koordineli bir şekilde ilerletmekte başarılı olamamıştı. Pek çok yerde tıkanan ulaşım hattı Bayji’ye yaklaşıldığında muharebe planına uygun şekilde batı istikametine doğru açılmaya başlarken intikal halindeki birlikler hem geliş istikametini
tıkıyorlar hem de yetersiz debileriyle muharebeye kıymet katamıyorlardı. Bu duruma rağmen Bayji’ye yönelik saldırı manevraları başarıyla gerçekleştirilmekteydi. Ta ki yaklaşana kadar. Etkin mayın tarlalarıyla yıpranan Türk kuvvetleri yoğun topçu baraj ateşine maruz kalarak zayiat vermeye başlamıştı. Bu sırada çıkan ve başlangıçta savunmaya yönelik olup daha sonra Türk birliklerinin zafiyetini gören Irak generallerinin insiyatifiyle kararlı bir saldırıya dönüşen düşman tepkisi birliklerde bozgun havasına girilmesine yol açtı. Bu aşamada ricat etmek imkanından mahrum olan Türk birlikleri saldırıya devam edemeyeceklerini de anlamış ve açığa çıkan düşmanı üstün hava gayretiyle yıpratmak ve yüksek kayıpları
önlemek için kuzey batı istikametinde cephesini genişleterek çekilmeye gayret etmişti. Gayretleri kararlı ve düzenli Irak saldırılarıyla sonuçsuz kalan birlikler dağılma derecesinde yıpranmışlardı. Netice itibariyle hava
gücü muharebeye ağırlığını koyarak Irak birliklerini çekilmeye ikna edene kadar önemli bir kayıp verilmişti ve muharebe talihinin tecellisinde hatayı yalnızca Türk kurmaylığına atmak yanlış bir düşünce olurdu.
Amerikan işgalindeki bölgeler de dahil bütün Irak sathına Türk televizyon ve radyo kanallarını yansıtacak vericiler kuruldu. İbrahim Tatlıses ve benzeri Türkiyeli şarkıcıların kasetleri dağıtıldı.
Bayji’de savaşan birlikler yenileriyle değiştirildi ve gelenlerin savaş alnında kalan cehennemi görmelerine müsaade edildi. Yeni gelenler bu sayede savaşın ne olduğunu anlamışlardı. Irak birliklerinin Bayji mevzilerine geri dönmesi ve savaş alanından özenle seçilen görüntüler Türk kamuoyunu bir zafer haberiyle sevindirmişti ama cephedeki herkes gerçekte ne olduğunun farkındaydı. Kuzeydoğuda ilerlemekte olan Türk kuvveti daha şanslı çıkmıştı. Ufak direnişleri kırarak geçtikleri Erbil’den Kerkük istikametine yavaşça
iniyorlardı. Açıkça görülen topçu zafiyeti eldeki kısıtlı 175 mm’liklerin ve ATACMS’lerin tahsis edilmesiyle bir nebze olsun giderilmişti. Ayrıca güneyde başlarına ne geldiğini bilen ordu daha sıkı ve daha ciddi bir savaş
psikolojisine girmişti. Peşmergelerin ve komandoların işbirliğiyle Kerkük ele geçirildi. Normalde Kanegin ve Samara istikametine dönmesi gereken birlik Kanegin’i peşmergelere bırakarak cephesini Bayji’ye çevirdi. Daha
önce iki Irak zırhlı tümenine toslayıp dönen muharebe kolu ile Bajji de bileşilecekti. Ordu Kerkük bölgesini savunmaya yetecek miktarda birliği arkasında bırakarak ağırlığını Bayji’ye verdi. Batı, kuzey ve doğudan koordineli bir saldırı planladılar. Üçüncü haftanın ortasında başlayan
saldırı sonucunda Türk ordusu Bayji’deki ikisi savaşta yıpranmış üç zırhlı bir mekanize ve bir piyade tümeniyle açıkta muharebeye girişirken Tikrit’den kuzeye yönelen bir zırhlı ve iki piyade tümeninden oluşan Irak birliğini
karşılamak zorunda kaldı. Şiddetli çatışmalar sonrasında üçünü hafta sonunda Bayji Türk tarafında kaldı. Çok daha yüksek miktarda muharebe gücünün cepheye sürülmüş olmasına ve kat kat misli ateş teatisinde bulunulmasına
rağmen toplam kayıp ilk muharebede verilenden azdı. Bu Türk askerinin savaşı kabul ettiğini gösteriyordu. Yenilerek Tikrit istikametine çekilen Irak birlikleri birkaç kez daha çıkış yaptıysalar da başarılı olamamışlardı.
Tikrit’i vermemeye kararlıydılar ve burada bir cephe savunması hazırlamaya koyuldular.Kuzeyde bunlar olurken güneydeki Amerikan Ordusu Samava’dan çıkardığı kolunu İran sınırına dayamış ve Basra, Neşriye, Amara üçgenini ülkenin kalanından soyutlamıştı.
Burada üç yönlü dinamik bir cephe oluşturan Amerikalılar Kut şehri yakınında Saddam’ın güney miğferini yoklamaya başlamıştı. Açıkça görülen bir şey vardı ki Saddam’ın ordusu mücadele kararını devam ettirse de
bunu kuzeyde Türklere gösterdikleri samimiyetle ortaya koymamışlardı. Necef ve Divaniye’yi kuşatan Amerikan Ordusu bölgenin bütün iletişim ve ikmal imkanını kesmişti. Yiyecek ve cephane stokunun çoğunu Bağdat çevresinde
tutan Saddam Basra istisna Kerbela, Hilla, Kut hattının aşağısını yeterince besleyememişti. Savaş başladığından beri açlık ve mahrumiyetlerle mücadele eden güney Irak kentleri Necef ve Divaniye başta olmak üzere teslim olmaya başladı. Bu teslim oluşta askeri güçlerini göstermekten çekinmeyen ama saldırmakta isteksiz davranan Amerikan askerlerinin tutumları en az
psikolojik harp unsurları kadar etkili olmuştu. Nihayetinde Amerikalılar üzerinde meselelerinin Saddam’la olduğunu ve Irak halkına karşı hiçbir düşmanlık beslemediklerini bildirecek şekilde ambalajlanmış yiyecek paketleri atmaya başladıktan sonra şehirler çözülmeye başlamıştı.
Amerikalıların Necef ve Divaniye’de yaptıkları da savaş tarihinde bir ilkti.Teslim olan Irak askerlerinin bütün ağır silahlarını aldıktan sonra birlik nizamını bozmadan şehrin biraz güneyinde kurdukları kamplara taşımışlar. Başlarındaki subayların tabancalarını almamışlar ve Amerikanın savaştan sonra Irak ordusuna ihtiyacı olduğunu bütün dertlerinin Saddam’ı devirmek olduğunu, bu hedeflerini gerçekleştirdikten sonra Irak halkının kendi kaderine hükmetmekte özgür kalacağını duyurmuşlardı. Başlarındaki generale dahi dokunmamışlardı. Güvenliği ihmal edilmeyen bu kamplarda Irak askerleri başlarında komutanları günlük eğitimlerini yapıyor ve iyi besleniyorlardı. Bu çok kurnazca bir plandı. Dünya ve Arap basını için çıkarılan malzemenin
korkunç güzellikte olmasının yanı sıra Amerika işgalci güç olma hüviyetinden kurtulup savaş sonrasında Irak topraklarının yeniden inşası; sağlık, sosyal güvenlik, eğitim ve bütün diğer devlet müesseselerinin teşkilinden sorumlu olmuyor, on milyarca dolarlık masraftan yırtıyordu. Bu kamplar ve özgür komuta yapılarının Saddam’ı devirmede ve diğer Irak birliklerini teslimiyete
ikna etmekte oynayacağı rolse henüz bitmemişti. Güneyde Basra dışında direnen kent kalmamıştı. Bununla birlikte kara savaşı ilk ayını doldurmuş oldu.Savaşın dördüncü haftasına girerken Türk birlikleri ikmal ve takviye için Bayji çevresinde durakladı. Gerek asker gerek bölge halkı tarafından kararlılıkla savunulacağını bildiği Tikrit’e doğru ilerlemek konusunda kurmaylık mütereddit davranmıştı. Ayrıca Bayji muharebesi yorgunu Irak birlikleri Tikrit’e sığınmışlardı ve direnmeye kararlıydılar. Bayji muharebesinde esir alınan askerlerin azlığı bu kararı vurgulamıştı. Sonuçta şehrin doğu açığından dolaşıp Samara’ya ulaşmak kararlaştırıldı. Muharebe kolu hafta ortasında hareketine başladı. Tikrit’in doğusundan geçerken bir zırhlı – mekanize tümenin saldırısına uğradılarsa da yoğun topçu ve hava
bombardımanıyla Türk tanklarının ateş baskısı altında kalarak Tikrit’e geri dönmek zorunda kaldılar ve Samara’ya giden ana muharebe kolunun yolunu kesemediler. Samara Tikrit’ten daha büyük bir kentti ama savunması diğeri
kadar sıkı organize edilmemişti. Düşmesi halinde Tikrit’in ikmal – iaşe hattı kesilecek ve batısındaki Tartar barajıyla Türk birliklerinin arasında tecrit edilebilecekti. Saldırı kolu yolda Amerikan istihbaratının Saddam rejiminin içten devrilmesi için kuvvetli bir mekanizma kurmaya muvaffak
olduğu ve büyük ihtimalle savaşsız sonuç alınabileceğini bildirmesi üzerine duraklamış ve bir gün içinde Bayji mevzilerine yakın bir hatta geri dönmüştü. Bu arada Türk birliklerini karşılamak üzere Samara’daki mevzilerinden çıkan iki Irak tümeni yoğun hava baskısıyla büyük zayiata
uğradı. Bu saldırıdan sonra Saddam’ın kuzeyde kayda değer bir zırhlı kuvveti kalmamıştı ve artık mevzi muharebesi yapmak isteyeceği açıktı. Kuzeydeki Türk Kuvvetleri için savaş karşılıklı topçu düellosuyla Ninava ve Anbar eyaletlerinin Suriye sınırına kadar uzanan geniş çöl topraklarında tarama faaliyetlerine dönüştü. (Bölgedeki Türk muharebe güçlü keşif kolları 82 ve 101’in ileri uçlarına ulaştılar.) Ayrıca bir zırhlı ve bir mekanize piyade tugayı (biri ihtiyat diğeri muharip olmak üzere) Kanegin önünde büyük kayıplar veren peşmergeleri desteklemek üzere güneydoğuya doğru açıldı.
Saddam’ın yakın çevresiyle zaten uzun zamandır ilgilenmekte olan CIA,Kerbela, Hilla, Kut miğferini oluşturan Irak birliklerinin komuta kademesiyle bir görüşme ortamı yaratmaya muvaffak oldu. Birkaç gün içinde pişirilen bu görüşme ortamında teslim olan Irak birliklerinin komuta kademesi de büyük fayda sağlamıştı. Nihayetinde Amerikan hatlarına inen ve özgür, tok, askerlerle dolu kampları bizzat gören generaller Saddam karşıtı bir kalkışmaya ikna edilebildi. Görüşmeler başladığından beri neredeyse kalkan hava baskısı da gelişmede büyük rol oynamıştı. Gıda, hoş yaklaşım gibi basit araçları kullanan Amerikalılar yıllardır savaştıkları Irak halkı tarafından büyük sevgiyle karşılanmışlardı. Ortada savaşmaktan yorulmuş bir millet vardı. Bu sevgi düne kadar miğferi tutan Irak birlikleri cephelerini Bağdat’a çevirip bir kısım Amerikan askerlerinin de desteğiyle hareket etmeye başladığında da devam etti. Bağdat çevresindeki seçkin birliklerini gelen hainleri karşılamak için İskenderiye istikametine doğru harekete geçiren Saddam, etrafındaki kalabalığı uzaklaştırınca CIA desteğinde hazırlanan bir darbe ile alaşağı edildi. Amerika’nın canlı yakalama isteğine rağmen yıllarca onun korkusuyla yetişen ihtilalciler şahsını ve bütün benzerlerini ele geçirir geçirmez idam etmişlerdi. İskenderiye istikametinde ilerlemekte olan Cumhuriyet Muhafızlarıysa Amerikan hava desteğinin neredeyse size zarar vermek istemiyoruz diyen uyarı atışları ve karşılarında gördükleri Irak kuvvetleriyle muharebeye girişmeden teslimiyet müzakeresine başladılar. Saddam devrildiği halde direnen tek şehir Basra’ydı. Saddam’a bağlı ve birliklerine hakim bir komutan tarafından yönetilen direniş Saddam’ın önceden öngördüğü iletişim imkansızlığı ortamında devam
etmekteydi. Müttefik kuvvetlerin Saddam’ın öldüğünü ve savaşın sonunun geldiğini bildirme çabaları da olumlu neticelenememişti. Sonuçta yeni Irak kurmaylığının katkıları ve Amerikan istihbaratının yardımıyla komutan
Kerbela, Hilla, Kut miğferinde son derece sıkışan Saddam kuvvetlerinin üzerindeki baskıyı hafifletmek için Kuzeye doğru hücum harekatı düzenlemeye ikna edilmiş ve cılızlaşan bombardımanın yardımıyla Amerikalıların bölgeye
angaje olduğunu sanarak mevzilerini terk etmişti. Bu terk açıktaki birliklerin toplu imhası ve Basra şehrinde Kanlı ve bol kayıplı bir temizleme harekatıyla sonuçlandırıldı. Netice itibariyle savaş sekizinci haftasına ulaşamadan bitmiş, İsyan komutanlarının Amerikan helikopterleri eşliğinde Bağdat’a girdiği ve halkı ödüllendirdiği bir gösteriyle noktalanmıştı. Amerikan birlikleri İran sınırı boyunca yayılarak birkaç hafta içinde kuzeydeki Türk kuvvetleriyle buluştular.
Saddam’ın halliyle birlikte Tikrit hattında direnmekte olan Irak birlikleri çözüldü. Muharip ordu kolu olarak adlandırılamayacak çapta birliklerle isteksizce görünerek Samara’ya kadar inen Türkler Irak ordusunu silahsızlandırarak toparlıyor, Amerikan birliklerinin benzeri şekilde otonom kamplarda beslenme ve diğer ihtiyaçlarını gözeterek barındırıyordu. Görünen oydu ki Irak coğrafyasının ve devlet mekanizmasının şekli belirginleşmeden; Kanegin ve Samara’dan geçip Tartar barajına ulaşan buradan da Suriye ve Ürdün sınırını tümüyle kaplayan bir hatta Türk Silahlı Kuvvetlerinin
hakimiyeti devam edecekti. (Türk birlikleri Irak’tan tamamen çekildiğinde -savaş ve savaş dışı sebeplerle- toplam kayıp: 11.000 ölü, 38.000 yaralıydı ve kullanılan muharebe araçlarının neredeyse yarısı iş göremez hale
gelmişti. Bütün Irak sathında hakimiyet müttefik kuvvetlerin eline geçtikten sonra Amerika, Irak’ın geleceğiyle ilgili düşüncelerini uygulayabilmek için uygun siyasi ortam yaratma arayışına geçecekti. Başlangıçta isyanlarının bedeli olarak Irak yönetimini almayı düşünen (askeri olmayan bir idareyi düşünemeyecek kadar Saddamlaşan) generalleri, uluslar arası kamuoyu ve diğer Arap ülkelerinin liderlikleri ile ikna eden Amerikan yönetimi, ülkenin ve içindeki grupların geleceği hakkında demokratik bir çözüm bulmak için Birleşmiş Milletler himayesinde seçimlere gitme hazırlığına girişti. Kürtler için dertli değildi. Onlar kendilerine telkin edilene küçük çıkarlar karşılığında şimdiden razı olmuş sayılırlardı. BM himayesindeki seçimler
Kuzey Irak’ın ayrılıp Türkiye’ye katılması yolunda olursa kim buna karşı çıkabilirdi ki? (Belki bu arada K.K.T.C.’de Türkiye’ye katılmak ister böylece adadaki problem Rum’ların sus payı olarak Maraş’la yetinmesiyle çözülmüş olurdu. Avrupa birliği de dertsiz tasasız Rum kesimini üyeliğe kabul ederdi.) Amerika’nın asıl meselesi ülkenin güneyinde kurulacak Şii Arap devleti için bölgedeki halkı ikna edebilmekti. Daha önce Sünni kontrolündeki Bağdat yönetimiyle araları soğuk olsa da fazla açılmamış
Şiiler Irak’tan ayrılmaya nasıl motive edilecekti? Amerikan yönetimi elindeki bütün enstrümanları kullanarak bölgenin ulemasını ve ileri gelen şahsiyetlerini fikrine ikna etti. Kerbela’nın çekiciliği de bunda büyük rol oynamış, şehre hiç direk saldırı düzenlemeyen ve şehirde hiç kimseyi öldürmeyen A.B.D.’nin tavrı zaten Şii cemaatte büyük hayranlık uyandırmıştı. Hem niye tanrının güneydeki halka bağışladığı petrol ve Şattülarap gibi hazineleri kuzeydeki Sünnilerle paylaşıp fakirleş sinlerdi ki? Irak ordusunun içinden çıkan az sayıda Şii kurmayla ordu tatlılıkla ikiye bölündü ve tamamen Amerikan himayesinde bir Şii devleti doğdu. Arap olmasından ve uzun savaşın açtığı unutulmaz yaralardan dolayı İran’dan ayrı, Şii olmasından dolayı diğer Arap ülkelerinden farklı bir Ülke elde edilmişti. Ordusu ve devlet yapısı Amerika tarafından petrol olarak tahsil edilen karşılıkla sıfırdan inşa edildi ve ileride görüleceği üzere bölgenin refah ve huzur devleti haline geldi. İçindeki üslerde binlerce Amerikan askeri barındırmasına rağmen İran’daki hacıları her yıl kabul eden devlet onlara Şii yaşamının ve gerçek bir şeriat devletinin nasıl olması gerektiğini mükemmelen gösterdi. Ayrıca Amerika’nın şeytan olmadığını ve onların desteğiyle çöllerin bile nasıl cennete çevrilebileceğini de. Kurulur kurulmaz İsrail’i tanıyan bu devlet Yahudi iş adamlarının oluşan barış ortamından da yararlanarak Arap pazarına girmesi için bir atlama taşı teşkil etti. Su sıkıntısı olmayan bu yeni devletin tarımı da İsrail teknolojisiyle geliştirilerek hem geniş kitlelerin geçim kaynağı haline geldi hem de
bölgedeki diğer Arap devletlerini kendisine bağladı. (Devletin başkenti Kerbela değil Divaniye idi.)
Kuzey Irak konusundaysa Amerikanın ve Türk siyasilerinin isteği bölgenin ilhakı idi. Siyaset adamları askeri zaferin verdiği rahatlık ve zaferin siyasi sorumluluğunun getirdiği uçarı hava ile bölge hakkındaki tarihsel temele dayanan iddialarını yüksekçe seslendiriyorlardı. Bu çağrılar Kuzey
Irak’ta yankılanmıyor da değildi. Fakat önce de belirtildiği gibi ülke yönetiminde tek insiyatif sahibi hükümet değildi. Savaşın başından beri Türk Silahlı Kuvvetleri ülkede ve dışında oluşan olumsuz imajı silmeye başlamıştı. Savaş sırasında sergilediği gayretler, muharebe alanına
gitmekten çekinmeyişi, Türk hakimiyeti altındaki Irak toprağında bölgenin yerlileriyle kurduğu açık ve alçak gönüllü diyalog, ordunun lojistik imkanlarını elinden geldiği kadar yerel halkın ihtiyaçlarına yönelik sarf edişi her şeyden önemlisi harekatın başından beri ele geçen bütün bölgelerde ve Türk birliklerinde Türkiye ve Irak bayrağının (ki kelimeyi şahadet içerir) birlikte dalgalandırılmasını emretmesiyle yeni genel kurmay başkanı büyük takdir toplamıştı. Hükümet zafer sarhoşluğuyla Kuzey Irak’ın ilhakı ve Misakı Milli hakkında beyan üstüne beyan verirken ve savaştık ve bakın o kadar iyi yönetiyoruz ki ekonomimiz bozulmadı derken. O zaferin kumandanı
olarak savaşın bütün gerçeklerini açıkça dillendiriyor, ordunun hatalarını kamuoyu önünde açıklamaktan çekinmiyordu. Hava üstünlüğü olmasa belki savaş
kazanılamayacaktı diyor, ordunun acilen profesyonelleştirilmesi gerektiğini söylüyor, birliklerin bakım kademelerinin savaşta resmen çakozladığını, çöl
şartları ve hatalı (amatör) kullanım sonucunda neredeyse bütün malzemelerin elden çıktığını beyan ediyor, en önemlisi Subay ve Astsubay kadrosunun nizami bir muharebe için psikolojik hazırlığa sahip olmadıklarını
söylüyordu. Bayji muharebesi dahil bütün savaşları olanca açıklığıyla anlatmaktan çekinmiyor ve karşı cephede savaşan Arap muhariplerin cesaret ve fedakarlıklarını basın önünde takdir etmekten kaçınmıyordu. Hele Saddam rejimi devrildikten sonra Bayji, Tikrit, Kerkük, Samara ve Kanegin’de karşılaştığı Irak generallerini Silahları bellerinde kabul edişi, onlara gösterdiği saygılı ve içten tavır, ellerini sıkmaktan ve takdirlerini belirtmekten çekinmeyişi kendisini ve Türk ordusunu yalnızca Türkiye
Kamuoyunda değil bütün Arap kamuoyunda inanılmaz popüler hale getirmişti. (Savaşçılıklarının takdir edilmesi İsrail karşısında defalarca yüz geri eden Arapların gururlarını o kadar okşamıştı ki…) Bütün bu gelişmelerle beraber Genelkurmay ekibinin Kuzey Irak ve Savaş sonrası Türkiye için muharebe başlamadan önce şekillenmiş planları vardı ve bu planlar uygulanmak için
yapılmıştı
Bu arada Türk birliklerini karşılamak üzere Samara’daki mevzilerinden çıkan iki Irak tümeni yoğun hava baskısıyla büyük zayiata uğradı. www.netpano.com
Genel kurmay başkanının askeri zaferi getiren ekibin başında olması, özeleştiriden çekinmeyen içten tavrı sonucu zaferin siyasi getirisi hükümetin elinden kayıvermişti. Savaş sırasında Talabani ve kurmaylarını
topluca kaybeden ve Talabani grubunu muharebenin en yoğun olduğu bölgelere sürerek epeyce silkeleyen ordu, savaş sonrası grup içindeki kamplaşmaları da teşvik ederek Kuzey Irak’ta anlam ifade eden tek siyasi ve askeri gücün Barzani olmasını sağladı. Savaşta Türk ordusu tarafından donatılan, eğitilen ve yönetilen Barzani grubu siyasi olarak Amerika ve bölgedeki diğer etken
güçleri kırmadan iradesini onun istediği şekilde önlendirecekti. Bir zamanlar Misak-ı Milli içinde olabilirdi ve Atatürk buraları sevebilirdi ama bugün bölge halkından kimse kendisini Türkiyeli hissetmediği gibi, Türk
ordusundaki hiç kimse de oralar için ölmek istemezdi. Ordu iradesini açıkça belli etmişti. Bu siyasi iradeyle çatışmak demekti. Hükümetin ilhak yolundaki siyasi direktifine açıkça karşı çıkan ve sembolik olarak ilk Türk
birliğini bölgeden çeken ordu, bölge savunulacaksa siyasilerin silahlanarak oraya gitmeleri gerekeceğini belirtmişti. Kısa ama epey esaslı bir yönetim krizinden sonra Cumhurbaşkanı Sezer’inde onayını alan genel kurmay başkanı düşüncesini kabul ettirmişti. En şaşırtıcı olan şey (şüphesiz doğuda yıllarca savaşan insanların kanaati de buna büyük katkıda bulunmuştu) Türk
kamuoyunun bu tavrında askerin arkasında yer alan tutumuydu. Bölge yapılan özgür seçimler sonunda Irak toprak bütünlüğünü korumaktan yana olduğunu ama
etnik kimliklerine daha fazla saygı istediklerini göstermişti. Irak federe bir devlet oldu ve kuzeyde Kürt ve Türkmenlerin yönetiminde iki olmak üzere üç bölümdü. Ordu çıkmadan önce kendi açısından gereken bütün şeyleri yaptı ve siyasilerin bu politikalarına desteğini de garantiledi. (Bölgedeki Türkmen nüfusu silahlandırıldı ve eğitildi. Devlet bankaları bölgeye şube üstüne şube açarak Türkmen nüfusa bölgenin ticari egemenliğini kazandıracak maddi imkanları sağladı. Eğitim ve sağlık imkanları yeni baştan inşa edildi. Türkmenleri temsil eden siyasi yapı yeniden inşa ve organize edildi. Amerikan işgalindeki bölgeler de dahil bütün Irak sathına Türk televizyon ve radyo kanallarını yansıtacak vericiler kuruldu. İbrahim Tatlıses ve benzeri Türkiyeli şarkıcıların kasetleri dağıtıldı. Türkiye’den gelen ticari malların (çikolata, şeker, temel ve lüks gıda maddeleri, mobilya, inşaat malzemeleri, işlenmiş tarım ürünleri, ve sayısı belirsiz diğerleri…) tüketimi bölgedeki Türk birliklerinin imkanları da kullanılarak özendirildi. Sınır ticareti legalleştirildi ve yerel yönetimlerin gümrük gelirlerinin
tadına varması sağlanarak kaçakçılığın önüne geçildi. Türk iş verenleri bölge yapısına uygun sanayii tesisleri kurarak üretime geçti ve Türk patronlar için çalışan bölge halkının ülkeye pozitif bakması temin edildi. Bölge kesinlikle işgal edilecekti ama askeri olarak değil. Ekonomik, kültürel ve moral olarak. Böylece gelecekte Türk topraklarına tehdit değil ekonomik katkı sağlayan bir yer olması ve Arapların kendi topraklarını işgal eden Türklere karşı onulmaz bir kinle değil, işgal imkanı ellerindeyken bu imkanı kullanmayan müşfik insanlara karşı sempatiyle yaklaşmaları sağlanmış olacaktı.
Musul’da kurulan ordu televizyonu ilk defa Türkçe’nin yanın da Kürtçe de yayın yaparak tarihinde bir ilk gerçekleştirdi. Doğuda terörizmle giriştiği savaşı galibiyetle kapayan Türk silahlı kuvvetlerinin askeri zaferi takip etmesi gereken siyasi ve ekonomik atılımların yapılmamasından dolayısıyla siyasilerin tavrından duyduğu rahatsızlığı da açıkça belli etmişti. Savaş atmosferi bütün ülkeyi olduğu gibi ordunun kendisini de değiştirmişti.
Özellikle siyasallaşmanın beraberinde getirdiği kaybı gören kurmaylık kademeleri içe dönük kaygılarla uzun süredir gerçekleştirmeye korktukları profesyonel askerlik uygulamasına yönelik önyargılarını kaybetmişlerdi. Ertelenen ya da iptal edilen dış borçların siyasi çıkarlar için seçim ekonomisine toka edileceğini gören genelkurmay ekibi basın, bürokrasi ve halk desteğini de alarak bu kaynağı işe yarar bir iş için yani orduyu
profesyonelleştirmek ve gerekli teçhizatları yenilemek için kullanmaya karar vermişlerdi. Kullandılar da. Askerlik süresinin kısaltılmasına politik olarak karşı çıkamayan hükümet bunu silahlı kuvvetlerin isteği üzerine
gerçekleştirdiğinden siyasi rantını alamamıştı ve bu durum içlerine oturmuştu. Kısmi seferberlik çağrısı üzerine toplananlar eve dönmeye başladı. Diğerlerininse şafağı kısaldı. İkinci kere terhislerini alan muharip gazilerin paşaların verdiği beratlarla ve alınlarına kondurdukları
öpücükle ayrılışı tam anlamıyla milli heyecan yaratmıştı.
Cumhuriyet yasaları ikinci kez ve bu defa samimiyetle Kopenhag kriterlerine uygun hale getirilirken bütün halk özgürlüğü hükümetin değil ordunun sağladığının farkındaydı. Ülke hızlı bir değişim sürecine girdi ve askeri zafer havasıyla ümide kapılan hükümet seçimin sonuçlarını öteleyemedi…
Türkiye A.B.D. ile yaptığı anlaşmaya harfiyen uymamış ve Kuzey Irak’ı almamıştı. Bu da Amerika’ya Türk’lerle yaptığı anlaşmada esneklik kazandırdı. Yani Kıbrıs konusunda iradelerini Türkiye’den yana koymamakla birlikte diğer bütün taahhütlerini gerçekleştirmekten çekinmediler. Bununla birlikte ülkede esen demokratikleşme ve kalkınma çabaları Avrupa Birliğinde beklenilenin üstünde bir takdirle karşılandı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir