Olmamalıydı!

Tamam Başbakan stresli. Kolay değil. Hep derim ya, siyaset dua ile istenen bela olabilir bazen diye..

Ama sizi buraya zorla getirmediler ki! Vatandaş şikâyet makamındadır, siz icabet ve tahammül makamında.. Sabırlı olacaksınız!
Başbakanın konuşması bir talihsizlikti. Sadece muhatabı açısından değil, olayı duyan herkes için bir talihsizlik oldu.. O ifade biçimi hoş değil.. Bu kadar dert arasında bir de üslub meselesi tartışma gündemine girmemeli idi.. En azından kötü bir örnek olması bakımından kabul edilemez..
Nasıl global sermaye ve güçler karşısında dilimizi tutmasını biliyorsak, sokaktaki vatandaşa karşı da ölçülü olmak zorundayız.. Kaldı ki, “sokaktaki adam”, bu işleri iyi bilen bir ajitatör olduğunu varsaysak bile.. Başbakana yönelik eleştiriler artık sadece CHP’den gelmiyor. Kendi tabanından yükselen öfkeli seslere de kulak vermek zorunda Başbakan.. Ahmet Taşgetiren olayının sebeb olduğu hayal kırıklığının acısı henüz dinmedi. Başbakanın kendine yakın gazetecilere karşı da kırıcı tepkiler verdiği söylentileri kulaktan kulağa yayılıyor.. En son Bilgi ve Hikmette Bulaç ve Çamurcu’nun sert eleştirilerini okuduk..
İktidar koltuğu politikacıların başını döndürüyor. Oraya gidince birden farklılaşıyorlar. Eski dostlarını unutuyorlar.. Hatta bir araya gelmekten rahatsızlık duyuyorlar.. Eleştirilere ise sert tepkiler veriyorlar..
Oysa onlar yolcu, biz hancıyız. Mahkeme kadıya mülk değil.. Bugünkü davranışlarını not ediyoruz..
Çiçek ile bir zamanlar İmam Hatip komisyonunda beraber toplantılar yapıyorduk.. Başörtüsü eylemlerinde bir zamanlar omuz omuza yürüdüklerimiz şimdi saflarını ayırdılar.. Ali Bulaç’ın sözünü ettiği olayı hatırlıyorum.. İlçe başkanı iken , 1995 seçimlerinde milletvekili olan arkadaş, “Siz Müslüman yazarların oyu kaçtır? 30, 40, 100 veya 1000. Ben yüz binlerce oy aldım” diye, hemen kendine semavi, bir saltanat kurabiliyordu… Ona bu oyları nasıl sağladığı artık önemli değildi..
Darbeler, nasıl önce kendi evlatlarını yerse, politikacılar da önce kendi tabanlarını, kendine destek veren kitle örgütleri, aydınlar ve medyayı önce sömürüyor, sonra kullanıp, bir kenara atıyor.. Bir kısmına ihale vererek satın alıyor, bir kısmını maaşa bağlayıp memur haline getiriyor, ötekilerle de bağını kesiyor..
Yanlış yapıyorlar.. Yanlış yaptıklarını da elbette bir gün anlayacaklar.. Ama korkarım o zaman geç olacak.. İktidar her şey değil.
Kamuoyu araştırmaları oy oranlarında büyük bir değişiklik olmadığını gösterse de, bu her şey demek değil.. Bugün birçok seçmen AKP’yi istediği için değil, daha iyi bir alternatif olmadığı için AKP’yi tercih ediyor.. Yani AKP’nin oyu, CHP’ye hayır diyenlerin oyudur.. AKP’ye duyulan güven değil, CHP’den duyulan korkunun yönlendirdiği oylardır AKP’ye giden oylar. İnsanlar artık umutları ile değil, korkuları ile tercihte bulunuyorlar..
Ben, boşa harcayacak bir kuruşumuz, boşa geçirecek bir saniye zamanımız ve feda edecek bir tek ferdimiz bile olmadığını düşünüyorum ve hiç kimsenin isminin üzerini de çizmek istemiyorum.. Ama bu işi hiç yapmayacağız anlamına da gelmez..
Erdoğan’la ben hep aynı kulvarda yürüdüm ama hiç yolum kesişmedi. İl Başkanlığı döneminde bir kez 10 dakika kadar odasında ziyaret ettim o kadar. Belediye başkanı oldu, bir Ali Bayramoğlu (MÜSİAD) ile kısa bir ziyaretim oldu, bir de görevden alındığında.. AKP’yi kurduktan sonra ne Genel Merkezde, ne Başbakanlıkta, ne de parti grubunda kendisi ile bir görüşmem olmadı. Birçok kişi ile de arasına mesafe koyduğunu biliyorum.. Sürekli beraber olduğu, görüştüğü kişilerse malum.. Makamında ziyaret ettiğim kim var?. Başbakan’ken Abdullah Gül (Tezkere konusunda).. Vakit yazarları ile beraber M.Ali Şahin, devlet bakanlığı döneminde Yalçınbayır, çok kısa bir şekilde Adalet Bakanı Çiçek, Şimdiki ANAP Genel Başkanı Milli Eğitim Bakanı iken, bugünkü Kültür Bakanı ile hac konusunda odasında ayaküstü, son derece verimsiz bir görüşme, hepsi o kadar.. Grub başkanvekili Eyüp Fatsa’yı ararım bazen, Genel Merkezden Reha Denemeç ve Akif Gülle ile görüştüğüm oldu.. En çok da Mehmet Elkatmış’la konuşurum
Şunu söyleyeyim; hükümet kanadından, genel merkez ve parlamentodan doğru düzgün bir bilgi akışı, bilgilendirme ya da temas faaliyeti yok. Herkes gönderdikleri dergi ve broşür posta ile size de gelir.. STK’lar, aydın kesim, akademik çevreler ve yazarlarla da sürekli ve özel bir iletişim ağlarının olduğunu sanmıyorum..
Bir dönem işte böyle geçti.. Şimdi sanırım iktidarın bazı şeyleri yeniden düşünmesi gerek.. Özellikle kabinede yapmayı düşündüğü değişiklik eğer tabana umut vermez, eleştiri alır, atananlar iyi bir performans gösteremezse kendilerine yazık ederler..
Hadi kendilerinin vakti yok, danışmanları, yakın çevreleri, milletvekilleri neredeler?
Tekrar başa dönersek, üsluba dikkat. Olmaması gereken o kadar çok şey var ki.. Gün geçtikçe bunlar birikiyor. Söylemek de, dinlemek de zaman alıcı ve daha da zor bir iş haline geliyor..
Selâm ve dua ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir