ÖMER ÖZTÜRKMEN’IN ARDINDAN…

Her insan, ardından bir boşluk bırakarak ayrılır bu dünyadan. Ve bu boşluk öylece kalır, taa kıyamete kadar… Zira her kişi, nev-i şahsına münhasırdır.



Ancak büyük insanların durumu çok daha farklı. Özellikle de ilim ehlinin bıraktığı boşluk öyle sıradan bir gedik değildir. Adeta bir fay kaymasıdır. Bu öylesine büyük bir göçüktür ki, ani bir deprem etkisi yapar onların ölümü. Bu yüzden sevgili Peygamberimiz, “Alimin ölümü, alemin ölümüdür” buyurmuş. Büyük insanların bıraktıkları boşluklar bazen öylesine sartıntılara sebep olur ki, o toplumlarda manevi anlamda çoraklaşma yaşanır. Osmanlıcadaki “kaht-ı rical” tabiri tam da bu durumu tarif etmektedir. Yani adam kıtlığı … Nitekim Çanakkale savaşında o kadar çok aydınımızı kaybettik ki, ülkenin derlenip toparlanması yarım asrı buldu.



Büyük insanların dünyadan göçü toplumsal anlamda kayıplara yolaçtığı gibi, bazen de yeni dirilişlere zemin hazırlar. Tıpkı depremler gibi… Depremler de bir taraftan yıkımlara yolaçarken, aynı zamanda yerin derinlerindeki madenlerin yeryüzüne fışkırmasına imkan hazırlarlar. Önce ani bir şok ile uyanır insan. Aynen kıyamet sonrası “basü badel mevt” misali… Sonra da yeni bir heyecan ve gayret dönemi başlar. Büyük insanlar, sadece yaşamlarıyla değil, ölümleriyle de ders verirler insanlara… Zira alimler, peygamberin halifeleridirler.



Bu satırları yazmama vesile olan Ömer Öztürmen ağabeyimiz, resmiyette olmasa da, gerçekte bir ilim adamıydı. Ömrü boyunca hep ilim ile meşgul oldu, ilim adamlarının yetişmesine vesile oldu, onları teşvik etti. Ya ilim ehli olmak, ya ilim cenmiyetlerinde bulunmak veya ilim adamlarını sevmek ile geçirdi tüm ömrünü. Aynen Hz. Peygamber’in bu mealdeki meşhur hadisine uygun bir ömür geçirdi. Öyle davrandığı için kendi çocukları da ilim tahsil ettiler. Üç kızının üçü de kendi sahalarında başarılı birer profesör oldular. Oğlu Rasih Öztürkmen ise çok başarılı tahsil hayatından geçerek üst düzey bir yönetici oldu.



Ömer Öztürkmen, aynı zamanda iyi bir şair ve mütefekkir idi. Bu bakımdan, merhum Seyit Ahmet Arvasi “şair arkadaşımız” derdi ona. Ömer Öztürkmen, basın, sanat ve siyaset hayatında çok derin izler bıraktı. Yaptığı hizmetlerle çok sayıda insanın yetişmesine vesile oldu. Bence onun en çok üzerinde durulması gereken yönlerinden biri, yeniliklere açık olan tarafıydı. Bu yönüyle Türk toplumunun ve devletin çok önünde gidiyordu. Ömrü boyunca hep “Zihniyet İnkilabı” için çalıştı. “Bilimden Damlalar” ve “Karıncalardan Özür Dilerim” diyerek düşünme melekelerini kaybetmiş bir toplumu uyandırma yolunda önemli hizmetler yaptı. Aynı zamanda “Gözyaşı Medeniyeti” ni yazdı. Son iki asırdan beri içine düştüğümüz kısır döngüden çıkmamız için çok çabaladı. Yazdığı köşe yazılarıyla, kitaplarla ve özellikle de kurucusu olduğu “İnsan ve Kainat” dergisi ile toplumu aydınlatmaya, ufkumuzu açmaya çalıştı. Yine onun da içinde olduğu bir ekip tarafından oluşturulan “Bilim ve Teknoloji Vakfı”, 1990’lı yılların başında “2000’li Yıllarda Türkiye” rüyasını şekillendirdi.



Biyolojik yaşı itibariyle sekseni geçmişti, ama zihniyet olarak hep genç ve ümitvar kalmayı başardı. Son nefesine kadar bu dinamizmini hiç kaybetmedi.



Yakınlarının ve sevenlerinin başı sağolsun. Allah rahmet eylesin….




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir