ÖNLERINDE YANLARINDA ARKALARINDA “NUR”

Koşuyorlar. Kat kat, dalga dalga karanlıklar içinde. Tepelerinde siyah bir
güneş, ayaklarında siyah bir zemin; siyah bir rüzgâr vuruyor yüzlerine. Bir
şimşek yanıp sönse, bir ışık teli düşse avuçlarına, bir kedinin fosforlu
gözlerini avuçlasalar; varlıkları bir an yanıp sönse.

Ah ellerini görebilseler hiç olmazsa! İşte uzatıyorlar yenlerinden çıkarıp,
işte yaklaştırıyorlar yüzlerine. Ne kadar uzatsalar, ne kadar yaklaştırsalar,
hiç oluyor elleri karanlıklarda. Koşuyorlar. Önlerine, yanlarına, arkalarına
bakıp. Koşuyorlar düşe kalka köprüye doğru. Hayır görmüyorlar kara bir kurdele
gibi sarkan köprüyü. Görmeye yardım eden ışıkları yok. Dünya nurlarından yalnız
akılları var. Onunla anlıyorlar bir köprüye doğru koştuklarını. Ateş yaksalar
yeryüzündeki gibi; “nur”u doğursa “nar.” Aynı ağacın bir dalından ateş
toplasalar, diğer dalından ışık. Silkeleseler, dutlar gibi dökülür mü
kıvılcımlar? Silkeliyorlar koparırcasına ağacı topraktan. Silkeliyorlar, bir
parça nur beklerken gökten. Yağıyor karadutlar.

Koşuyorlar. Kat kat, dalga dalga karanlıklar içinde. Önlerinde, yanlarında
arkalarında nur. Yalnızlığın derinlerinde bir fener alayı bu. Bir fener alayı
refakatçileri olan. Önlerinde, yanlarında arkalarında nur. Işık salkımları
sarkıyor yüzlerine onların. Yüzlerine onların kapkara asmalardan. “Körle gören,
karanlıkla aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz”(1) Ya nurla koşanlar? Kiminin
dağlar gibi nuru, kiminin hurma. Kiminin ucunda parmağının, kiminin heybetli bir
adam gibi duruyor yanında. Ya ellerini göremeyenler? Kimsenin kimseyi
hatırlamadığı günde yalvarıyorlar: “Bekleyin bizi nurunuzdan bir parça
alalım!”(2) “Allah katında isimleriniz çehreleriniz, süsleriniz ve
toplantılarınızla yazılırsınız,” diyor bir sahabî (3), “kıyamet günü geldiğinde;
ey falan işte senin nurun, ey falan senin nurun yok denilir.” Bir âyetin tefsiri
bu: “Bir kimseye Allah nur vermemişse onun için nur yoktur” (4) Bir başka sahabî
yorumlarken aynı âyeti köprüyü anlatıyor (5): “Sırat’a varıldığında herkese bir
nur verilir. Sonra söndürülür münafıkların nuru. Bunu gören müminler, kendi
nurlarının da söndürülmesinden endişe ederler ve duaya kalkar elleri: ‘Rabbimiz,
nurumuzu tamamla!’”

Milyonlarca alın secdeye kapanmak için yanıyor. Fakat o gün secde izinle. İlk
izin Son Peygamber’in. Sonra alınlarla örtülüyor mahşer. Başını kaldırmak
izinle. İlk izin Son Peygamber’in. Başını kaldırır kaldırmaz ümmetini arıyor
Nebî; önüne, arkasına, sağına ve soluna bakıyor. Üç şeyden tanıyor onları:
Aydınlık yüzlerinden, sağdan aldıkları defterlerinden, nurlarından önlerinde ve
arkalarında koşan. O tanıyan ki tanınıyor “Göklerin ve Yerin Nuru”nca (6), “Nur”
ve “Sirac/ Kandil” adıyla: “Allah tarafından size bir nur geldi” (7) “Aydınlatan
bir kandil” (8) Hem nur olan, hem nur inen kalbine ayet ayet, şöyle dua ediyor
her gece: “Allah’ım! Kalbime, gözüme, kulağıma, sağıma, soluma, üzerime, altıma,
önüme ve arkama nur ver. Nurumu artır!” Aslında baştan beri nurdu O. Bir sahabî
annesinden dinlediklerini aktarıyor (9): “Muhammed doğduktan sonra bütün hane
nur oldu. Nurdan başka bir şey göremiyordum!” Ve hep nur olarak kaldı. Yol
gösteren bir kandil.

Sözlüklerin nefesi kesiliyor “Nur”a gelince; “Görmeye yardım eden bir ışık”
şiddetlendikçe nasıl yardımını çekiyor gözden? Ve nasıl dönüşüyor perdeye!
“Tanrı nurunun 700 perdesi vardır,” diyor Mevlâna. Yakınlık Kaf’ın Anka’sı
olmayı kabul edecek baykuş nerede? Nur yeryüzünü ve gökyüzünü kuşatmış ne güzel!
O karanlıkla arası iyi olan göz nerede? Ya kalp nerede hem çarpacak hem
yansıtacak çarpan nuru? Işığı yansıtamayan maddelere “karanlık madde” diyormuş,
fizik. İnsan bu karanlığın neresinde? “Varlık nur, yokluk karanlıktır,” diyen
Şeyh-i Ekber’e (10) sormalı, “Var mı yok mu insan?” Bu karışık nuru nasıl
damıtmalı? Nasıl damıtmalı ki, mahşer gününde karanlıklar içinde belirsin eli.
Belirsin ki kapansın cehennem kapıları. Cennet pencerelerinden ışık salkımları
değsin omzuna. Baykuş Anka kuşuna dönüşsün. Tanısın onu Nebî, secdeden
doğrulduğunda. O da koşsun nur zümresi içinde yanında refakatçiler. Âyet
saçlarını okşasın şefkatle: “O gün mümin erkeklerle mümin kadınları, nurları
önlerinden ve sağlarından koşarken görürsün…” (11)
[email protected]

(1) Fatır, 19, 20, 21 (2) Hadid,13 (3) İbn Ebî Umeyye (4) Nur 40 (5)
Dahhâk (6) Nur, 35 (7) Mâide,15 (8) Ahzab, 46 (9) Osman b. Ebi’l-As (10) İbnü’l-
Arabî (11) Hadid, 12

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir