O’nun Üzerinde 19 Vardır; 9 Değil!

O’nun Üzerinde 19 Vardır; 9 Değil! “(Müddesir suresi 30. ayet) ‘Aleyha tis’ate ‘aşer. Üzerinde on dokuz… (Elmalı)”


Toplumsal komplo kuramı…
Tanrı’yı bırakıp sonra da
‘Tanrının yerinde kim var bugün?’
diye sormaktan kaynaklanır.”






9. Bölge filmini seyrettim. Herkes nasıl bir yorum yapar bilmiyorum ama bu filmde ABD politikalarına, özellikle İslam ülkelerine yönelik şiddet politikalarına çok ciddi eleştiriler var.





Film dünyaya gelen bir uzay aracının bozulması sonucu içindeki çirkin böceğe benzeyen “uzaylı karideslerin” dünyada, 9. Bölgede bir kampta tutulmasının hikâyesini anlatıyor. ABD resmi politikalarının İslam’a ve Müslümanlara bakış açısı, uzaylıların görünüşü, barınma ve beslenme koşulları üzerinden aktarılıyor. Hatta hızını alamayıp Nijerya zencilerini mafya ve çete olarak kirli işlerin içinde gösterirken bunun İslamla ilgili olduğunu vurguluyor sanki. Uzaylıların nüfusu 1.8 milyona ulaşınca 10. Bölgeye taşınmak için 9. Bölgeden tahliyelerine karar veriliyor. Bu işi yürütmek için seçilmiş direktör, hem zalim hem de bir kurban ve mağdur oluyor. Zaten adında bile bir sentez var. Wikus Merve… Hristiyan-İslam anıştırması. Wikus Merve bir kaza nedeniyle zamanla hem uzaylı hem insan özellikleri taşıyan bir “hasta” haline gelince MNU için tetkik edilecek kıymetli bir kobaya dönüşüyor. Onun da “insan” olabilmek için uzaylılara sığınmaktan başka bir çaresi kalmıyor. Çünkü ABD hücrelerine varana kadar parçalayıp araştırma yapmaya kalkınca kendisini kurtarmak isterken uzaylıların dünyadan gitme imkânı oluşturduklarını anlıyor. Ancak ABD (silah ve güçle temsil edilen kaba ve haşin kuruluşun) uzaylıların gitmesinden çok varlığına itirazları vardır. Bu nedenle yok etmek, sindirmek ve ezmek dışında bir uygulama bilmiyor. Kahramanımız İslam dünyası kendi ayakları üzerinde durabilecekse ve kendisini tedavi edip bütünüyle insan yapacaklarsa uzaylıların başarılı olmalarını istemekten başka bir yol görmüyor. O bunun için çabalarken sistem tepelerine biniyor. Yine de uzay gemisi dünyadan ayrılabiliyor. Kahramanımız tedavi olma imkânını kaybetmiştir ve ABD’nin içinde “öteki” olarak yaşamını sürdürmekte ve sembolik hediyelerini gizlice kapısının önüne bırakarak eşine sevgisini ifade edebilmektedir. Artık gizli bir hayatın içinde saklanmaktan başka bir çaresi yoktur.




Bu nedenle film her türlü takdirin ötesinde ve Müslüman olarak bizim getirebileceğimiz eleştirileri batılı sisteme getirmekte ve ötekilere bir çıkış yolu sunabilmektedir. Film Müslümanlara kendi “gezegenine” gitme imkanı verirken sistemin batılı insana hiçbir çıkış kapısı bırakmadığı trajedisi ile sona ermektedir.




Filmin repliklerinde ABD Resmi politikalarını ele veren ifadeler var:” MNU (Birleş(me)miş Milletlerin barış gücünü telmih eden bir kuruluş) bu işlerle ilgili olan kuruluştur. MNU 9. Bölge de “Silah buldu. Silahın olduğu yerde suç olurdu” “Herkes uzaylıları şehirlerinde istemediklerini beyan etti.” Çöpten beslenen ve derme çatma kulübelerde yaşayan bu “karideslere” bakış, batının –özellikle ABD’nin- Müslümanlara bakış açısına bir göndermeydi. Film farklılığa şiddetle cevap veren ABD’nin derin ve örtük bir tenkididir. Bu yönüyle görülmesi gerekir. Sadece komplo yazılarının konusu kılmak yetmez.




9’lar, gizemli örgütler ve her taşın altında derin komplolar aramak zihin sporu olarak iyidir. Ancak bir Müslüman derin komplolar karşısında ne yapacaktır?




“Oyun ne kadar büyükse o kadar dikkatli olmamız ve gözlerimizin de o nispette Allah’ın nuruna mazhar olması gerekiyor. “Müminin ferasetinden korkun. Zira o, Allah’ın nuru (gerçek ışık) ile bakar.”



Baktık ve derin komploları gördük. Peki ne yapacağız?




Ve mekeru ve mekerallah, vallahu hayrul makirîn. (Ali İmran 54) Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.



Ali İmran,120. Ayet; “Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.”




NİSA suresi 76. ayet) “İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.”




NİSA suresi 101. Ayet “Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.”




EN’ÂM suresi 123. Ayet “İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.”

A’RAF suresi 99. Ayet “Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.”




A’RAF suresi 183. Ayet “Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.”




A’RAF suresi 195. ayet) “Onların yürüyecek ayakları mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var, ya da işitecek kulakları mı var? De ki: “Haydi, çağırın ortaklarınızı, sonra bana tuzak kurun da bana göz açtırmayın bakalım!”




Allah’ın nuruna mazhar olmak; Kur’anın aydınlatan ve bilinçlendiren mesajına daha fazla eğilmek demektir. Komploları takip ederken Grand Komplo sahibi (El-Müntakim; el-Kahhar) olanın bize yönelik sesine de kulak vermek gerekir. Bir teslimiyet ve acz içinde mukadder akıbetimizi beklemek ve komploları, oyun, hile ve tuzakları fazla önemsemeden Allah’a dayanarak göz şaşmamalı ve ayak kaymamalı.




Dikkat ki dikkat diyorum.



Kemal Kasma



kemalkasma@gmail.com


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir