Ortadoğu Projesi Ve Gelecek Senaryoları

11 Eylül sonrasında ABD`nin Afganistan`da konuşlanması, Irak`ın işgali aslında yeni dünya düzeninin kurulmasının öncü adımları idi.

Tek dünya devletinin kurulabilmesi için emperyalizmin karşısındaki en güçlü kavram olan milliyetçilik ve ulus devletlerin yok edilmesi, ulusal direnç gösteren güç merkezlerinin zayıflatılması ve bertaraf edilmesi amaçlanmıştır.

Hegemonyanın kuvvetlenerek devam edebilmesi için bir yandan misyoner hareketler, bir yandan etnik bölünmelerle parça devletlerin oluşması, öte yandan küresel markacılık son sürat devam ederken diğer yandan mevcut anlaşmaların geçerliliğini kaybetmesini sağlayacak yeni anlaşmalar ve yapılanmalara gidilmekte veya terör olayları, işgaller ile stratejik önemi olan ülkelerde karışıklık yaratılması amaçlanmaktadır.

YENİ DÜNYA DÜZENİ`NİN CAN DAMARI:BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ
Dünya`da 11 Eylül ile yeni bir boyut kazanan terör olayları ile küresel korku toplumu yaratılırken küresel güçlerin yürüttükleri bu yeni tür savaşta hedef Ortadoğu bölgesi olarak gözükmektedir. Doğal kaynakları ile Ortadoğu küresel güçlerin hakimiyet isteklerini kamçılamakta, sadece üzerinde bulunduğu toprakların kaynak zenginliği açısından değil aynı zamanda dini inanışlar açısından da hedefte bulunmaktadır. Sadece dünü ve bugünü ile değil, geleceği açısından da Ortadoğu vazgeçilmezdir.

1. Enerji kaynakları ve su Ortadoğu`nun verimli topraklarında yer aldığından hem bu kaynaklara hakim olmak, hem de enerji nakil yollarını denetim altına almak küresel güçler için öncelikli hedeftir. Bununla beraber gelecekte kıt kaynakların kullanımında, değişen iklim koşullarının yarattığı sorunları en az yaşayacak bölge de Ortadoğu olacaktır. Bunun anlamı, Ortadoğu ülkelerinin yani İslam Devletlerinin zenginleşmesi ve batı gerileyişini hızla yaşarken Ortadoğu`nun toplumsal refah seviyesinin artma olasılığının yüksek olmasıdır.

Bu durum, 50 yıllık projeksiyonlar yaparak dünyayı yeni paylaşım haritaları doğrultusunda kaos ortamına sürükleyen küresel güçler için kabul edilemez bir gerçek olarak görünmektedir. İşte bu noktada açıkca görüleceği gibi, Ortadoğu`nun gelecekteki refahı şimdiden engellenmeli ve refah kaynakları bugünkü kaos ortamıyla ve yaratılan düşmanlarla küresel güçlerin eline geçmelidir.

2. SAVAŞ`IN GERÇEK KAZANÇLILARI: ULUSÖTESİ SERMAYE GRUPLARI:

2.1. Kapitalizm krizini aşmak için tarihin her döneminde ihtiyaç duyulan savaşlara, özellikle de artık Aydınlanma Çağı`nın hızla gelişen ve üreten batısı yerini gerileyen batıya bıraktığı çağımızda daha şiddetle gereksinim duymaktadır.

Ortadoğu ise nüfusu ve sahip olduğu doğal zenginlikler ile kaynak aktarımı için olduğu kadar tüketim potansiyeli ile de hedef tahtasındadır. Büyük Ortadoğu Projesi`nin görünen amaçları arasında % 1,6 oranı ile dünyadaki en düşük örütbağ (İnternet) kullanımı seviyesine sahip Ortadoğu`da `Bilgi Toplumu İnşa Etmek` çerçevesinde dijital bilgi yaygınlığının sağlanması yer almaktadır. Bu amaç çağı yakalamak ve bilgiye ulaşmak açısından tüm ülkeler için gerekli ve yararlı iken madalyonun öteki tarafında ise bir yandan örütbağın fikir yayma işlevi yanısıra sermayenin kendine yeni bir ticaret yolu bularak kazancını artırması yer almaktadır. Batılı değerlerin bölgede yerleşmesi yanısıra muhalefet yaratmak ve örgütlenme için örütbağ iletişim yüzyılının mucizesi olup Arap halkının dönüşümü için yaygınlığı sağlanabilirse en önemli araçlardan biri olmaya adaydır.

Diğer yandan örütbağ, elektronik ticaretin yaygınlığının ve hacminin artmasıyla uluslararası ticaretin alternatif bir yolu olarak yerini almaktadır. İşte bu noktada, yoğun nüfus yapısına sahip ve yeni tüketim kalıplarını benimseyen yeni pazarlara ihtiyaç vardır ki Ortadoğu`nun bu alandaki potansiyeli çok yüksektir.

2.2. Savaşlarda gerçek anlamda kazanan tek taraf olan ulusötesi sermaye grupları için Ortadoğu`da krizin anlamı daha çok iş, daha çok kar ve daha çok güç, markalaşma sürecinin henüz hakim olamadığı bölgeleri de ele geçirmesi demektir. Bu sebeple küresel büyük şirketler şiddetle bu karışıklığa, bu kaosa muhtaçtır.

Yeni dünya düzeninin özü sayılan korku toplumu ise sadece silah ticaretine değil aynı zamanda güvenlik sektörü ve alt türevlerine de kar

kapısını ardına kadar açmaktadır.

NATO`nun yeni stratejik savunma konsepti kapsamında düşünüldüğünde ve NATO üyeleri arasındaki savunma harcamalarının dengesizliğinin giderilmesinin vurgulanması çerçevesinde silah ticaretinin artacağı aşikardır.

3. POTANSİYEL KARŞI İTTİFAKLARIN ENGELLENMESİ: Çin ve Rusya`nın içinde yer aldığı Avrasya oluşumu çerçevesinde bir araya gelen ülkelere karşı Büyük Ortadoğu Projesi bir tür kalkan görevide görecektir. ABD`nin Soğuk Savaş sonrası çift kutuplu dünyadan tek süpergüç merkezli dünyaya gidişte en çok önlem alınması gereken iki muhtemel karşı güç İslam ve canlanan rakip güçler -Rusya ve Çin ekseninde yeni bir oluşum- ittifakı olarak belirlenmiştir.

4. DİNSEL İDEAL :

4.1. Üç dinin kutsal mekanı Kudüs Ortadoğu`da yer almaktadır. Süleyman`ın Tapınağının yeniden inşası hayali ise sadece bir kısım Yahudilerin değil aynı zamanda Evanjelistlerinde gerçekleşmesini diledikleri bir idealdir.

4.2. Tevrat kaynaklı inanışa göre, Kenan diyarı, İsrailoğulları`nın vaad edilmiş toprakları olarak ele geçirilmelidir.

5. İSLAM`IN ARTAN NÜFUSUYLA YAYILMASI KORKUSU: Batı`nın korkulu rüyası İslam bu topraklar üzerindeki ülkelerin çoğunluk dini olup İslam`ın Sovyetlerin çöküşüyle sona eren Komünizm yerine yeni dönemin düşmanı ilan edilmiş olması Ortadoğu`nun kanlı olaylara gebe olduğunun bir göstergesidir.

ORTADOĞU`DA HAKİMİYET KURMAK AMERİKA`NIN ULUSAL ÇIKARLARI İÇİN EN TEMEL ZORUNLULUKTUR.

25 Eylül 1996 tarihinde, Washington`da Devlet Sekreter Yardımcısı Robert Pelletreau “Petrolü de kapsayan uluslararası ticaret ve ekonomik büyümeyi istiyoruz..Bununla birlikte, Saddam Hüseyin`in Irak`ı, komşularına karşı güç kullanmaktadır ve Geniş Ortadoğuya kitle imha silahlarıyla tehdit oluşturmaktadır.”

Şeklinde konuşmuş, devamında ABD`nin barış sürecinde Ortadoğu Politikası`nın temel hatlarını özetlemiş ve bu önemli ulusal çıkarları şöyle sıralamıştır:

· İsrail ve komşuları arasında çok yönlü ve kalıcı barış sağlamak,

· İsrail`in güvenliğini ve huzurunu sağlama taahhüdümüzü yerine getirmek,

· Kitle imha silahlarını engellemek ve terörizm ile mücadele etmek,

· Körfez ülkeleriyle yakın ilişkiler kurmak ve ABD`nın petrol rezerv bölgesindeki varlığını sağlama almak,

· Hukuk ve insan haklarına uygun demokrasiyi getirmek,

· Amerikan firmaları için iş ortamı sağlamak.

Robert Pelletreau`nun 1996 yılında belirttiği ABD`nin Ortadoğu`daki çıkarları, Büyük Ortadoğu

Projesi`nin amaçlarının bir Amerikan yetkilisi tarafından ifadesidir.

Bu proje bazı uzmanlarca ifade edildiği gibi yeni oluşmaya başlayan bir proje değildir, batı dünyanın şekillenme süreci hususunda kararını yıllar öncesinden vermiştir. Buna örnek olabilecek bir anlaşma 1987 yılındaki Times Anlaşması`dır.

Emekli Rus askeri istihbaratçısı General Kornikov`un açıklamasına göre, küresel güçlerin yeni dünya düzeninde paylaşım haritasını

belirlemek için temel, 1987 yılında İngiltere,Londra`da CIA ve MI5 arasında imzalanan Times Anlaşması ile atılmıştır.Bu anlaşmaya göre; Doğu Avrupa`nın merkezi sayılan Yugoslavya ve içinde Türkiye`nin de bulunduğu Mezopotamya bölgesi ana hedefler olarak belirlenmiştir.

“KÜRESEL İKLİM TEHDİDİ, TERÖRİST TEHDİTTEN DAHA BÜYÜK OLACAK.” Küresel İklim Raporu,2004

The Observer gazetesinde Şubat 2004 tarihinde yayınlanan Pentagon`un gizli Küresel İklim Raporu`na göre, önümüzdeki 20 yıl içersinde küresel ısınma sonucunda Avrupa`nın kuzey

ülkelerinin birçok büyük kenti yükselen deniz seviyesinin altında kalacak, İngiltere`de Sibirya soğukları yaşanacak, kuraklık ve açlık hakim olacak, hastalık riski artacak ve bunun sonucunda

kaynak darlığı içindeki dünya`da nükleer çatışmalar çıkabilecektir. Raporda, iklim tehdidinin, terörist tehditten daha büyük olacağı da belirtilmektedir.

Guardian gazetesinin Özel Raporlar kısmında yer alan 2004 Küresel İklim Raporu kısmında yer alan geleceğin haritasında görüldüğü gibi dünya 2050 yılında verimli ve güvenlikli topraklarıyla Ortadoğu`ya mecburdur. Özellikle de Türkiye`ye..

Bu haritaya göre, 2050 yılında dünya deniz seviyesinin yükselmesi, hastalık riskleri, artan sayı ve ciddiyette tropik fırtınalar, ekinlerde azalma gibi bazı unsurların etkisinde olacaktır. Haritaya göre bu unsurlardan en az etkilenen bölgeler Türkiye ve Ortadoğu`nun yer aldığı Asya bölgesi ve kıyı kesimleri hariç Kuzey Afrika bölgesidir.

KÜRESEL GÜÇLER TARAFINDAN YENİ PROJELER ÜRETİLMEKTEDİR.

Güçlerin savaşında, paylaşılan topraklarda bulunan ülkeler içinde yeni projeler üretilmekte ve bu projeler cazip kılınarak dünya toplumuna sunulmaktadır.

Gündemdeki en önemli plan olan Büyük Ortadoğu Projesini değerlendirirken 11 Eylül ile fişeklenen, Huntington`ın “Medeniyetler Çatışması” tezi ile bilimsel bir platforma oturtulmaya çalışılan İslam düşmanlığını bir bütün olarak görmek gerekir.

GOP haritası adeta sınırları 19.yüzyılda Viyana`dan Çin`e kadar yayılmış olan Osmanlı Devleti`nin parçalanma sebebini ve Sevr Anlaşması`nın temel nedenlerini göstermektedir.

KIBRIS ADASI, DOĞU AKDENİZ GÜVENLİK STRATEJİSİ ÇERÇEVESİNDE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNİN VAZGEÇİLMEZ BİR PARÇASIDIR.

Büyük Ortadoğu Projesinin en kritik noktalarından biri de Süveyş`ten Hindistan`a açılan, enerji nakil hatlarının ortasında yer alan Kıbrıs adası`dır.

Kıbrıs Adası`nın önemi, hem askeri üs olarak kullanılacağından, hem enerji hatlarının geçiş noktası olduğundan, hem Ortadoğu`ya hakim olmasından, hem de istihbarat üslerinin ve ECHELON uydusunun ada`da konuşlanmış olmasından dolayı çok büyüktür. Hiç kuşkusuz İsrail`in güvenliğinin sağlanması ve 55 yıldır işlemeyen Musul-Kerkük-Hayfa boru hatlarının işlerlik kazanması içinde Kıbrıs önemli bir konumdadır.

Diğer yandan, Kıbrıs adası özellikle de İskenderun Limanı ile enerji nakil hatlarında önemi artacak olan Türkiye`nin güç kaybetmesine sebep olacağından ve bu noktada Kıbrıs`ın coğrafi konumunun önemi yanı sıra Türkiye`yi tehditlere açık hale getirerek güçsüz konuma düşüreceğinden çok önemli bir fonksiyona sahiptir.

Nitekim, NATO`nun Yeni Stratejik Konseptinin çekirdeği olan Barış İçin Ortaklık şemsiyesi altında özellikle Akdeniz Diyaloğunun geliştirilmesi hedeflemesinin sebebi Kuzey Afrika ve Ortadoğu`nun merkezinde yer alan Akdeniz`in artan jeo-politik önemidir. Bu artan önem paralelinde Kıbrıs Adası, Doğu Akdeniz`de güvenlik önlemleri kavramının arka planında Genişletilmiş Ortadoğu`ya hakimiyet sağlayacak ve Kıbrıs Adası`ndaki istihbarat ve askeri üsler, AB paralelinde de azaltılacak Türk askeri kuvvetleriyle birlikte analiz edildiğinde bu projenin gerçekleşmesinde merkezi ülke konumundaki Türkiye`nin üstünde bu güvenlik aşınması Demokles`in kılıcı gibi sallanacaktır.

23-24 Nisan 1999`da Washington Zirvesi`nde kabul edilen NATO`nun yeni Konsepti`nin 38.Maddesi`nde Akdeniz`in NATO`ya üye ülkelerin özel ilgi alanı olduğu ve Avrupa`nın güvenliğinin Akdenizdeki güvenlik ve istikrara bağlı olduğu belirtilmektedir.

BOP`İNDE TÜRKİYE`YE BİÇİLEN ROL NE GEREKTİRMEKTEDİR?
İslam Ülkelerinin Öncüsü

Avrasya`nın en önemli coğrafi konumunda bulunan Türkiye`ye Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında biçilen rol, Ortadoğu topraklarında hakim olan İslam kültürünün merkezi olarak İslam ülkelerinin öncüsü olmasıdır. Bu öncü rolünü üstlenebilmesi, İslam ülkelerinin örnek alacağı bir yapılanmaya gitmesi başka bir ifadeyle laikliğin aşındırılması ile mümkündür. Bu aşındırma, bir yanıyla Kemalizm`in dışlanması ile gerçekleşeceği gibi yeni bir yapılanma belki de halifelik sisteminin geri dönüşü de olasılıklar arasında olabilir.

Ian O.Lesser, Bruce R.Nardulli ve Lory A.Arghavan`ın 1998 tarihli `Geniş Ortadoğu`da Çatışmanın Kaynakları` adlı ortak çalışmalarında `Medeniyetler Çatışması` senaryosunda Ortadoğu`da bazı yeni İslam rejimlerinin ortaya çıkabileceğinden bahsedilmekte ve aday ülkeler

olarak da Mısır ve Türkiye gösterilmektedir.

Soğuk Savaş`ın Batı Almanyası rolü

ABD`nin eski Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ronald Asmus ve Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk`in 28 Ekim 2003 tarihindeki Wall Street Journal gazetesindeki ortak makalelerinde Türkiye`ye Soğuk Savaş sürecinde Batı Almanya`nın Doğu Avrupa`da oynamış olduğu stratejik anahtar müttefik rolünü uygun buluyor ve NATO`nun Haziran İstanbul Toplantısını Büyük Ortadoğu Projesinin başlama noktası olarak belirliyorlar ” Batı Almanya, Soğuk Savaş sürecinde Doğu`yu masaya getiren stratejinin anahtar müttefikiydi. Bugün, batı`nın Büyük Ortadoğu Projesinde yeni ve etkili bir strateji uygulamasında başarılı olması için Türkiye bölgedeki bilgisi, tecrübesi ile esastır.

İstanbul`da 2004 baharında gerçekleşecek NATO toplantısı; ABD,Avrupa ve Türkiye için Büyük Ortadoğu Projesi ortak stratejisi doğrultusunda birlikteliklerine başlamaları için en iyi zamandır.”

İSLAM BÜYÜYEN NÜFUSUYLA BATI`NIN KORKULU RÜYASI OLUYOR.

Türkiye`nin İslam dünyasındaki belirleyici rolünün gerçekleşmesi için laik demokratik ve Atatürkçü bir Türkiye uygun görülmemektedir. İstanbul`daki terör olayları ile Türkiye`nin laik yapısı sebebiyle El Kaide`nin Dar-ül Harp kabul ettiği ülkeler arasında Türkiye`nin de yer aldığı düşüncesinin kabule çalışılması olasılıklar arasındadır.

Ancak unutulmaması gereken kuklalara değil oynatanlara bakmanın gerekliliğidir. Usame Bin Ladin Soğuk Savaş döneminde Rusya`ya karşı kullanılmak üzere ABD tarafından silahlandırılmış ve desteklenmiştir.

21.yüzyılda yaratılmaya çalışılan din kaynaklı çatışmalar aslında İslam`ı temsil edemez ve kesinlikle de İslam`a aykırıdır. Bununla birlikte, tüm dünyada ABD ve batı`yı korkutan büyüyen nüfusuyla ve batılıların yaptığı projeksiyonlara göre dünya`da önümüzdeki dönemde İslam dininin yayılmasının artacağı ihtimal hesaplamalarıyla Soğuk Savaş döneminin dünyayı tehdit eden gücü Komünizm yerini İslam`a bırakmaktadır.

Büyüyen bu güce çözüm ise gene aynı kılıftan çıkarsa başarılı olma şansı daha yüksektir. İç darbecinin ise İslam kültürünü yönlendirebilecek yeni bir İslam rejimi hatta halifelik sistemi olması muhtemeldir.

Heybeliada Ruhban Okulu`nun açılması için batı tarafından yapılan baskılar ve ayrıca Fener Patriği`nin ekümenik olarak kabul edilmesi hususundaki baskılar halifelik paralelinde düşünülürse Ortodoksluğun taleplerinin karşılanması yeni bir rejiminde ihtiyaçlarını karşılar gibi gözüküyor.

BÜYÜK ORTADOĞU`NUN SINIRLARI ÇİZİLMEYE BAŞLANDI MI?
Büyük Ortadoğu Projesi; İslam Devletlerine demokrasi, insan hakları , kadın-erkek eşitliği gibi insancıl değerleri kazandırarak batı düşmanlığını kırmak amacıyla gerçekleştirilecek diye ortaya konulurken projenin çekirdeği olan İsrail -Filistin sorununda İsrail`in saldırgan tutumu batı tarafından sadece izlenmekte, ABD tarafından desteklenmektedir.Oysa insan hakları çiğnenmekte tarihe kanlı sayfalar eklenmektedir.

22 Mart 2004: İsrail Güvenlik Kabinesi toplantısında alınan karar neticesinde, Şaron`un emriyle, Hamas kurucusu ve ruhani lideri Şeyh Ahmet Yasin , 22 Mart 2004 tarihinde Gazze`de sabah namazı sonrası cami`den çıkarken 06.20`de üç füze saldırısıyla öldürüldü. ABD, İsrail`in suikasti sonrasında “İsrail`in Hamas,İslami Cihad gibi örgütlere karşı kendini koruma hakkı var” açıklamasını yaparak İsrail`i kınamadı.

18 Nisan 2004: İsrail, Hamas`ın Şeyh Yasin`den sonraki yeni lideri Abdülaziz Rantissi`yi, 18 Nisan 2004 tarihinde, oğlu ile birlikte aracında giderken düzenlediği füze saldırısıyla öldürdü. İsrailli Bakan Gideon Ezra, Hamas`ın Suriye`de bulunan diğer lideri Halid Meşal`in de hedef listesinde olduğunu vurguladıktan sonra fırsat doğduğunda, Meşal`in Şam`da vurulacağını ifade etti.

İsrail Ortadoğu`da barışı tehdit eden kanlı eylemlerini sürdürüp devam edeceğini belirtirken Beyaz Saray , Rantissi`nin ölümü nedeniyle yaptığı açıklamada Hamas`ın bir terör örgütü olduğunu ve İsrail`in kendini savunma hakkı bulunduğunu ifade etti.

Bu açıklamanın üç dayanağı olduğu görülüyor. İlki İsrail`in bu saldırılarını bir terör örgütüne düzenlediğini vurgulayan ABD aslında Önleyici Vuruş Doktrini`ni de savunmuş oluyor; ikincisi ABD Başkanı George Bush`un İsrail`e tam destek vermesinin arka planında Bush`un seçimlerde oy toplama stratejisinin bulunduğu yönünde görüşler olup sonuncusu ve esası ABD`nin İsrail`in güvenliğini sağlama misyonu`dur.

İsrail bir yandan suikastlarini sürdürürken, diğer taraftan Gazze`de Filistin sınırları içinde kalan bölgede BM Kararına rağmen utanç duvarını örmeye devam ediyor.

14 Mart 2004 : Mardin`in Nusaybin sınırı karşısında kalan Suriye`nin sınır ilçesi Kamışlı`daki bir futbol karşılaşması sonrasında Kürt Arap çatışmasında 60 kişi öldü ve yüzlerce kişi yaralandı. İlçede tren istasyonu ve bazı resmi binalar yakılırken Suriye bayrakları yakılarak Kürt bayrağı asıldı. Olaylardan 4 gün sonra, çatışmalar Halep`e sıçradı. Şam yönetimi olaylara karışanları ABD ile işbirliği yapmakla suçladı ve olaylarda 20 metrelik bir Amerikan bayrağı taşındığını ifade etti. Suriye`de Arap-Kürt çatışması ve sonrasında İran`da Kürt gruplarla gerginlik yaşanmıştı.

17 Mart 2004 : Balkanlarda ise Kosova`da kanlı günler yeniden başladı ve üç Arnavut çocuğunun Sırplardan kaçarken nehirde boğulması ile çatışmalar başladı, ölü sayısı 31, yaralı sayısı 600`ü aştı. Karşılıklı olarak, Prizren`de Sırp Ortodoks kilisesi ve Belgrad`da Bayraklı Cami yakıldı.

07 Nisan 2004 : Irak`ta işgal kuvvetlerine karşı direniş devam ederken ABD saldırılarını yoğunlaştırdı,Felluce`deki cami`nin bombalanması sonucunda 40 kişi öldü.

TEL AFER KATLİAMI/ Eylül 2004: 2005 yılı başlarında yapılacak nüfus sayımından önce, Eylül 2004`de Amerikan savaş uçakları, Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı üzerinde bulunan % 98 Türkmenlerden oluşan yerleşim birimi Tel Afer`i bombardımana tuttu. Türkmenleri göçe zorlayan bu saldırının amacı su yönünden verimli olan bu Türkmen ağırlıklı yerleşim biriminde demografik yapının değişmesidir. Aynı zamanda, Musul`un kuzeyindeki Tel Afer`e yapılan saldırıyı, Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattına alternatif olan Kerkük-Hayfa Petrol Hattının hayata geçmesini sağlayacak önemli bir adım olarak da değerlendirmek mümkündür.

Büyük Ortadoğu Projesi`nin sınırları görüldüğü gibi ateşlenmiş ve kanla çizilmektedir. Huntington`ın dediği gibi kanla sınırlarını çizen İslam değildir, tam aksine Ortadoğu halkının kanlarıyla sınırları çizilen küresel hegemonya`nın haritasıdır.

İsrail`in bu tutumunun arka planında Arapları karşısına alarak adeta Hamas`ı kışkırtarak suikastlara karşılık yapılacak şiddetli bir eylemi zorlaması ve böylece Ortadoğu`nu kan gölüne çevirmeyi ve dünyanın beşinci büyük nükleer gücü olarak sayılan Dimono Nükleer Merkezini devreye sokarak nükleer savaş başlatmayı hedeflemekte olması ihtimaller arasında olabilir.

KÜRESEL EĞİLİMLER 2015 (GLOBAL TRENDS 2015) & NIC 2020 (NATIONAL INTELLIGENCE COUNCIL 2020) TASLAĞI, ORTADOĞU`DA KAOS ORTAMINI İŞARET EDİYOR.

Central Intelligence Agency (CIA) tarafından hazırlanan Küresel Eğilimler 2015 Raporu, yeni dünya düzeninin şekillendirilmesini gösteren önemli bir rapordu. Bu raporda, Türkiye`nin bölgedeki (Ortadoğu) dengeleyici rolünden bahsedilmekteydi.2015 yılına kadar ki 15 yıllık dört olası senaryo`dan `Bölgesel Rekabet` ve `Kutuplar Sonrası Dünya` başlıklı senaryoların her ikisinde gelişmekte olan ülkelerde iç ve dış çatışmaların artması olasılığı ifade edilmişti.

Global Trends 2015 Raporu`nun tamamlayıcısı olarak tasarlanmakla beraber 2015 Raporu`ndaki öngörülemeyenler ve tahmin hataları`da analiz edilerek metodolojinin de gözden geçirildiği NIC 2020 Projesi`ne göre, Ortadoğu`nun 2020`ye kadar ki geleceğinin en önemli etkenlerinin başında İsrail-Arap çatışması gelmektedir. Ortadoğu`da İslam`ın ağırlığı ve demografik özellikleri Ortadoğu toplumlarının geri kalmalarının sebebi olarak gösterilmekte, benimsemedikleri batı değerlerine düşmanlık duymalarının terörizmin sebebi olduğu ve nükleer silahları da kapsayan kitle imha silahlarının bugün olduğundan daha fazla bölgede yayılacağı ileri sürülmektedir.

Ortadoğu`daki temel bölgesel konularla ilgili bazı beklenmedik ve şok edici olaylarda öngörülmektedir. Bunlar arasında; Arap-İsrail çatışmasına Suriye gibi bazı Arap ülkelerininde dahil olmasıyla Suriyenin kimyasal silahlar kullabileceği, bu yeni savaşın Arap ülkeleri arasında anti-Amerikancılığı artıracağı öngörüsü yer almakta, Filistin-İsrail çatışmasının mesela 2020 yılından önce Arafat`ın ölmesiyle Filistinlilerin İsrail`in kuruluşundan itibaren değişen bölgesel yerleşimleri kabulü anlamına gelen soğuk barış`a yol açacağı da şok olarak adlandırılan olaylar arasında yer almaktadır.

Bölgedeki `şoklar` arasında sayılan Irak`taki demokrasi sağlanamadığı durumdaki alternatif sonuçlar ise dört başlıkta sınıflandırılmış:

1. Radikal İslam rejimi

2. Laik lider

3. İç savaş

4. Irak`ın parçalanması

“IRAKTA OLASI BİR İÇ SAVAŞ TÜRKİYE VE İRAN`I DA İÇİNE ALACAKTIR.” NIC 2020

Bunların İç savaş kısmı doğrudan Türkiye ile ilgili bir öngörü olup şöyle denmektedir:

“Çatışmanın devletlerarası savaşa dönmesi tehlikesi muhtemelen, özellikle Türkiye ve İran olmak üzere dıştaki devletleri de içine alacaktır.”

Bahsedilen İç Savaş paralelinde çıkacak çatışmalar Türkiye,İran ve Irak topraklarında yeni bir devlet`in yapılanması sancısı ise bu durum Türkiye içinde iç savaş anlamına gelebilir.

Nitekim, The Newyork Times gazetesi`nde Irak`tan ABD`nin çekilmesi durumunda Irak`ın yaygın bir iç savaşa sürüklenerek üçe bölüneceği, başta Türkiye ve İran olmak üzere komşu ülkelerinde içeriye sürükleneceği öne sürülmüştür. Haberde “Komşu ülkeler,özellikle Türkiye ve İran içeriye sürüklenir. Başarısız bir devlet veya bunun kalıntıları, bir bal kabının arıları çektiği gibi teröristleri çeker” denilmektedir. Brookings Institution/Philip Gordon`ın yorumu şu şekilde: “Amerika`nın geri çekilmesinin yol açacağı iç savaşın, İran ve Türkiye`yi sürükleyeceği kesin.Patlak verecek etnik çatışmaların karşısında Kosova, adeta bir piknik yeri gibi gözükür.”

Aynı olasılık ABD Delaware Senatörü ve Dış İlişkiler Komisyonu kidemli demokrat üyesi Joseph R.Biden JR. Tarafındanda belirtilmektedir: ” İttifak`ın 26 üyesinin Irak`ta savaş sonrası istikrarı sağlamayı başarmakta büyük çıkarları bulunmaktadır. Bu görevin başarısızlıkla sonuçlanması düşünülemez. Çünkü bunun sonucu, Irak`ta bir iç savaş olacak ve bu da büyük olasılıkla komşu Türkiye ile İran`a sıçrayacaktır..”

Türkiye tarihsel birikimi ve bağları, coğrafi konumu ve temsil etmiş olduğu laik Cumhuriyet ile hedef ülkedir. 21.yüzyılda Türkiye`ye biçilen rol bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü tehdit eden bir yapı taşımakta iken yapılan senaryolar etnik bölücülük ile Türkiye`nin içten parçalanma projelerini ortaya koymaktadır.

İslam bir yandan Huntington`ın bilimsel öncülüğünde Soğuk Savaş zamanının ideolojik tehdidi yerine konulurken, öte yandan Irak`ta, İspanya`da, ABD`de, Türkiye`de, Rusya`da yaşanan terör olayları psikolojik savaşın önemli bir aşaması olarak yerini almakta ve dünya`da İslam düşmanlığı aşılanmaya çalışılırken süpergüç ABD`nin askeri konuşlanmasına da ortam hazırlanmaktadır.

Ortadoğu`da konuşlanmanın ve karışıklık çıkarmanın yolu terör`den geçmektedir. Ve dünya toplumu yaratılan korku sonucu terör olaylarını beklerken enerji kaynakları ve ulaşım yolları küresel güçler tarafından ele geçirilmekte,ulusötesi sermaye kazançlarını katlamakta ve yeni pazar arayışlarına karşılık bulmakta, bu kaos ortamında bazen Irak`ta olduğu gibi sıcak savaşlar yaşanırken bazen de insani kavramların arkasına sığınılarak yada geliştirilen savunma politikalarının gerektirdiği şekilde güç harcanmadan, beyinler ele geçirilerek psikolojik savaş yürütülerek işgale zemin hazırlanmaktadır.

NATO`NUN MİSYONU, YENİ TEHDİT ALGILAMALARI ŞEMSİYESİNDE ÖNLEYİCİ VURUŞ DOKTRİNİNİ UYGULAMAK OLACAKTIR.

CSIS`ın (Center for Stratejic and International Studies) Ocak 2004 tarihli `2004 Büyük Ortadoğu`nun yılı mı?` raporuna göre, Büyük Ortadoğu Planı`nın güvenlik görevi NATO`ya yüklenmekteydi.Buna paralel, Bush yönetimi 2004 yılında NATO`nun `Büyük Ortadoğu Planı` çerçevesinde yeni ve daha geniş bir misyon yükleneceğini öngörürken, projenin batı`nın sorumluluğunda olmasından NATO`nun yeni güvenlik misyonu ve buna göre yapılanması için 2004 yılında derhal batının toplanmasını ve NATO`nun bu yeni doktrinine destek vermesini planlamıştı.

Bu bağlamda, NATO`nun 28-29 Haziran 2004 tarihindeki İstanbul`daki toplantısını hem batı`nın bu projeye entegre olması özeliğini taşıması hem de Türkiye`yi NATO`nun merkezi üssü konumuna getirilmesinin ilk adımlarının atılması anlamında yeni dünya düzeninin önemli bir dönemeci niteliğindedir. Bununla birlikte, Haziran 2004 NATO İstanbul Zirvesi esas itibariyle Büyük Ortadoğu Projesi`nin başlangıç noktası değildir. Zira, Ortadoğu`daki kaotik ortam düşünüldüğünde proje adı konmasa bile uygulanmaya zaten başlanmış gibi gözükmektedir.

NATO, 9/11 teröründen sonra yeni tehditlerini öncelikli olarak terörizm olmak üzere uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ve bölgesel tehdit kapsamında insan hakları ihlalleri, etnik çatışmalar olarak belirlemiştir. Yeni tehdit tanımlamalarına göre küresel tehdit, ekonomik zaafiyet içindeki etnik çatışmalar yaşanan bölgelerde hayat bulan terör örgütlerinden gelmektedir. Öyle ki bu yoksul ortamda yeşeren terörizm aslen batı değerlerine karşıtlığın sonucu oluşan nefretten kaynaklanmakta ve bu yoksul ülkelerde barınan terör odalarının kitle imha silahlarını kullanma olasılığının yüksek olması varsayımıyla önceden bu ihtimali yok etmek yeni savunma doktrininin özünü oluşturmaktadır. Öyle ki bu ihtimalin yok edilmesi için terör örgütlerini barındıran yoksul ülke halklarını da hedef alacak nükleer silah kullanımı bu savunma doktrinine göre olağan sayılmaktadır.

ÖNLEYİCİ SAVAŞ DOKTRİNİ, ORTADOĞU HALKININ YAŞAMA HAKKINI MI ÖNLÜYOR?

27 Eylül 2001 tarihinde Amerikan Kongresinde kabul edilen `Önleyici Vuruş Doktrini`ne` göre, henüz hiçbir faaliyette bulunmasa ve hatta mevcudiyeti kesin olmasa bile ABD saldırı ihtimali gördüğü, tehdit olarak nitelendirdiği veya teröre destek verdiğini varsaydığı ülkelerde önceden harekete geçebilecek ve hatta nükleer silah kullanabilecektir.

Önleyici Savaş doktrini`nin çekirdeğinde yer alan `düşmanlara karşı önleyici savaş başlatmada çok önemli araçlar olarak görülen nükleer silah` kullanma izni, dünyayı ABD`nin yeni savunma doktrini ile tehdit ettiğinin somut bir kanıtıdır. Tüm dünya ülkeleri için korkutucu olan bu duruma göre, bir ülke`nin teröre destek verdiğinin kanıtı taşeron olarak kullanılan terör örgütlerinin milliyeti olacaksa böyle bir durum yaratmak çok zor olmayacak ve bunun ötesinde ABD`ye haklılık kazandıracak terör olayları olması durumunda ise doktrinin özü olan nükleer silahlar ile saldırı gerçekleşecektir.

ABD`nin aldığı “Ortadoğu`ya daha fazla kaynak ve enerji akıtılacak” kararını `Önleyici Vuruş Doktrini` ile birleştirince ise bu nükleer silahların öncelikli hedefinin Ortadoğu olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. Bu sonuca bir de NATO`nun yeni tehditler çerçevesinde üstlenmiş olduğu yeni güvenlik ve savunma misyonu eklendiğinde Büyük Ortadoğu Projesi insanlığı tehdit eden bir yapıya bürünmektedir.

Önleyici Vuruş Doktrini terör örgütlerini barındıran `şer ekseni` içinde kabul edilen ülkeleri de hedeflemektedir ve belirlenmiş bu ülkelere her an yenileri eklenebilir.

ABD Nebraska Senatörü ve Dış İlişkiler Komisyonu Cumhuriyetçi üyesi Chuch Hagel, Büyük Ortadoğu`ya güvenlik getirmekte NATO`nun rolünü anlattığı makalesinde şöyle söylemektedir: “NATO`nun Ortadoğu`ya güvenlik ve istikrar getirmek için daha etkin bir rol oynayabileceği beş özel bölgeyi sıralamak isterim: Türkiye, Afganistan, Irak, Akdeniz ve İsrail-Filistin sorunu.”

KASIM 2002 PRAG ZİRVESİNDEN İTİBAREN NATO`NUN DÖNÜŞÜMÜ : ALAN DIŞI MÜDAHALEYE DEVAM

NATO`nun yeni misyonu Soğuk Savaş döneminin sona ermesinden sonra küresel tehdit algılamaları çerçevesinde alan dışı müdahaleler dahilinde güvenlik sağlamak ve ulus inşaası olarak belirlenmiş ve bu doğrultuda herhangi bir insani veya askeri müdahaleye gerek görülmesi durumunda anında harekete geçmesi hedeflenen bazı yeni yapılanmalara gidilmiştir:

· NATO Tepki Gücü (NATO Response Force-NRP)

· NATO Faal Operasyon Girişimi (OAE-Operation Active Endeavour)

· Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (CBRN) Taburu (CBRN Savunma Taburu)

· Mükemmeliyet Merkezleri (ACT Allied Command Transformation – Müttefik Komuta Dönüşümü)

NATO`nun belirlediği önceliklerden en önemlisi NATO`nun İsrail ve Arap Dünyası arasındaki sorunların çözümünde rol üstlenecek olmasıdır. NATO Barış Gücünün etkin olacağı İsrail-Filistin çatışmasının çözümü Büyük Ortadoğu Projesi`nin çekirdeğini oluşturmaktadır. İşte bu yüzden, NATO Akdeniz Diyaloğu kapsamındaki ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye ayrı bir önem vermekte, Türkiye`ye ise İstanbul İşbirliği Girişimi çatısı altında Akdeniz Diyaloğu ülkeleriyle Körfez ülkelerinin birleşmeleri görevini vermektedir.

Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi Arleigh A.Burke kürsüsü kıdemli üyesi Dr.Anthony Cordesman İsrail`in çıkarlarını kolluyacağından emin olunan bir Avrupa ülkesinin barış sürecinin liderliğini üstlenmesini önerirken NATO`nun koruyuculuğuna ihtiyaç olunduğunu vurgulamakta ve şöyle söylemektedir: “Savaş henüz her iki tarafın politik liderlerinin de halklarının da yorgun düşerek barışı kabul etmelerini gerektirecek kadar şiddetli ve kanlı bir aşamada değildir; karşılıklı güven sayesinde barışa ulaşmak ise çoktan beri imkansız hale gelmiştir. Ancak, güvene dayalı bir barış olasılığı azaldıkça, herhangi bir şekilde dışardan gelecek askeri role de daha fazla ihtiyaç doğması olasılığı artmaktadır.”

NATO`nun öncelikleri arasında yer alan Afganistan`da ulus inşaa etmesi temelinde uzun vadeli barış koruyuculuğu ve ayrıca Irak`taki dönüşüm garantörlüğü, Arap-İsrail çatışmasından ayrılmayan misyonlardır. Bu misyonlar için AB-ABD ittifakına duyulan ihtiyaç duyulmakta iken güçlü bir ordusu olmayan AB`nin yeni katılan eski Doğu Bloku ülkelerinin ABD`ye Irak`ta destek vermeleri ve daha da önemlisi NATO`nun genişleme sürecinde Aralık 1995`te imzalanan `Amerika-Avrupa Ortak Deklarasyonu` gereğince her AB üyesinin aynı zamanda ve öncelikle NATO üyesi olması hedefi düşünüldüğünde başka bir alternatifi gözükmemektedir.

Tüm bu hedefler paralelinde, NATO`nun yeni tehditlere karşı konuşlanma merkezlerinin Doğu Avrupa`dan Ortadoğu`ya kaydırılması ve ayrıca NATO İttifak güçlerinin ABD ile karşılaştırıldığında yetersiz kalan askeri güçlerinin savunma harcamalarını artırarak güçlendirmeleri gerekli görülmektedir.

Nicholas Burns, NATO`nun geleceğinin `küresel terörizm ağlarının tehditlerine karşı ve özellikle de Güney ve Orta Asya ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika`dan yayılan istikrarsızlık karşısında üyelerinin güvenliğini korumak amacıyla dışa odaklı` olduğunu belirtirken NATO`nun yeni (alan dışı) müdahale alanlarını göstermektedir.

NATO`nun Ortadoğu`ya odaklanması paralelinde, 1 Eylül 2004 tarihinde Resmi Gazete`de yayınlanan `ABD`ne Ait Destek Hamulesinin İthal/İhraç ve Ülke İçi Nakil ve Tevziine Dair Tebliğ` göstermektedir ki Türkiye yeni dünya düzeninin şekillenmesine mevcudiyetinin yegane temelini ortaya koyarak yardımcı olacaktır.

NATO`NUN TERÖR ÜSSÜ: TÜRKİYE

Reddedilen tezkereye konu olan ABD`nin çeşitli üs ve deniz/hava limanlarını kullanma talebi ve askerlerinin konuşlanması, hükümet tarafından NATO Terör Üssü olacak Türkiye çerçevesinde kabul edilebilir duruma getirilmiştir.

Bu durum,Osmanlı İmparatorluğu`nun çöküş sürecinin son devresiyle benzerlik taşımaktadır.

01.09.2004 tarih 25570 sayılı Resmi Gazete`de yayınlanan yayınlanan Tebliğ ile ABD tarafından Türkiye`ye ithal ve buradan ihraç olunacak askeri malzeme, teçhizat, ikmal maddeleri ve eşyalarının giriş/çıkış ve ülke içi nakil işlemlerinin yürütülmesinde uygulanacak esaslar belirtilmiştir. Bu tebliğ açıkca göstermektedir ki NATO çerçevesinde ülkemizde reddedilen tezkere uygulama alanı bulmaktadır.

Bu Tebliğin 3.Maddesine göre, Amerika Türkiye`deki deniz ve hava limanlarını askeri teçhizat nakli için kullanabilecektir.

İşte bu noktada, askeri teçhizat`ın nakledilmeyip Türkiye`de kalma ihtimalini de düşünmek zaruridir.

“Madde 3 – ABD gemi ve uçakları ile Türkiye`ye getirilecek ve buradan götürülecek destek hamulesinin giriş ve çıkışı aşağıdaki deniz ve hava limanlarından yapılacaktır.

a) Deniz Limanları: İstanbul, İzmir, İskenderun, Yumurtalık, Antalya, Aksaz/Karaağaç, Ağalar (sadece mühimmat için)

b)Hava Limanları: Esenboğa (Ankara), Atatürk (İstanbul), Çiğli (İzmir), İncirlik (Adana), Antalya, Aksaz/Dalaman (Muğla)

c) Antalya ve Aksaz/Dalaman havaalanlarını, ABD Deniz Kuvvetlerine mensup gemilerin Antalya ve Aksaz /Karaağaç Limanlarını ziyaretleri ile irtibatlı olarak, sadece bu gemilerin destek uçaklarınca kullanılmasına izin verilebilir.”

o Türkiye, 15 Ekim 2003 tarihinde İstanbul 3.Kolordu Komutanlığı`nı NATO`ya tahsis etmiştir.

o İzmir`de 2004 yılında Güney kanadındaki tüm hava operasyonlarından ve hava kontrolünden sorumlu olan ve Amerikalı bir komutan (David Clary) komutasındaki Güney Avrupa Hava Unsur Komutanlığı kurulmuştur.

o Ekim 2004 tarihinde operasyonel olacak ve BM kararına ihtiyaç duymadan NATO`nun gerekli görmesi durumunda dünyadaki her yere alan dışı da olsa acil müdahale etme fonksiyonuna sahip NATO Tepki Gücü (NRF) oluşumuna paralel Türkiye`de üç eğitim merkezi kurulmasına karar verilmiştir:

1. Konya Hava Eğitim Merkezi

2. Ankara/ Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezi

3. Terörizmle Mücadele Eğitim Merkezi.

o NATO Savunma Bakanları Toplantısı sonucunda alınan karar doğrultusunda TSK, Terörle Mücadele Mükellemiyet Merkezinin oluşturulmasına karar vermiştir. Buna paralel olarak, Genelkurmay Harekat Başkanlığı bünyesinde merkez oluşturulmuş ve personel tahsis edilmiştir.

o Türkiye,Afganistan`a asker göndermeye karar vermiş ve NATO Kuvvetleri Komutanlığını üstlenmiştir.

HUNTINGTON`IN DÜŞÜ NE KADAR YAKIN?

Geldiğimiz bu nokta`da, Huntington`ı ve düşünü hatırlamamak olanaksız. Huntington`ın “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” kitabı bu yeni düzenin batı için ne şekilde olması gerektiği hakkında fikir vermektedir. Bu kitabın son bölümü olan “Medeniyetlerin Geleceği” kısmında Huntington bir savaş senaryosu yapmıştır. Bu senaryo`da öncelikle Türkiye`nin çoklu kimliğinin önemli bir kısmı olan tarihsel bağları ön plana çıkmaktadır. Senaryo`ya göre, Sırplar Hırvat`ların desteğiyle `medeniyetler çatışmasının` öngördüğü şekilde dinsel sebeplerle Bosna`yı işgal eder ve yarım bıraktıkları etnik katliama kaldıkları yerden devam ederler, bu saldırılar karşısında Türkiye müdahale eder. Din temelli kutuplaşmalarla yeni bir güç savaşı başlamıştır, ancak bu senaryo`nun sonu farklı bitmekte. Batılı güçler Kurtuluş Savaşı ile yarım kalan işlerini bitiriyor ve Trakya Bölgesi, Yunanistan ve Bulgaristan`dan gelen güçler tarafından ele geçiriliyor, İstanbul halkına biçilen rol ise deniz yoluyla kaçması şeklinde oluyor.

Huntington bu hayalini şöyle anlatmış: “Yunanistan ve Bulgaristan Türkiye`nin Avrupa`daki topraklarını istila etmek için saldırılar başlatır, İstanbul`da panik yaşanırken Türkler Boğaz`dan kaçmaya başlar.”

11 Eylül ile start alan İslam`a karşı savaş için son perde herhalde Huntington`un hayal ettiği gibi planlanmış bile. Gerçekleşmemesi ise sadece tarih bilgisine sahip, bilinçli ve maddi değerlere saplanmamış halk ile birlikte ülkesinin jeo-politik ve stratejik önemini kavramış, bu eksende politika ve strateji üretebilen yönetim ve bireyler ile mümkün gözükmektedir. Aksi halde, Huntington`un hayalindeki savaş`ın çıkmasına bile gerek kalmaz; savaş beyinlerin ele geçirilmesiyle zaten kazanılmış olacaktır.

KAYNAKÇA :

Kitap

BİLBİLİK EROL (2004) NATO-İstanbul Zirvesi ve Geniş Ortadoğu Stratejisi, Otopsi Yayınları, İstanbul

DAVUTOĞLU AHMET (2003) Stratejik Derinlik, Küre Yayınları,İstanbul.

GÜRSES EMİN – KAYNAK MAHİR (2004) Büyük Ortadoğu Projesi , İlk Yayınları,İstanbul.

HUNTINGTON SAMUEL P. (2002) Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması, Okuyan Us, İstanbul.

LESSER ION – KHALIZAD ZALMAY (1998), Sources of the Conflict in the 21th Century, RAND Co.

PARLAR SUAT (2004), Emperyalist Müdahale Doktrinleri ve NATO, Livane Yayıncılık, İstanbul.

YILDIZ YAVUZ GÖKALP (2004) Oyun İçinde Oyun “Büyük Ortadoğu”, IQ Yayıncılık, İstanbul.

YERGIN DANIEL (1999) Petrol, İş Bankası Yayınları, Ankara.

YURTSEVER HASAN (2004) İsrail ve Büyük Ortadoğu Projesi , Düşünce Yayınları, İstanbul.

Makaleler

ASMUS RONALD, (13.08.2003) The Neoliberal Take on the Middle East, Washington Post.

ASMUS RONALD & SANBERK ÖZDEM (28.10.2003) Wanted: New Thinking on Turkey, Wall Street Journal.

BIDEN JOSEPH R., İstanbul Zirvesi: Tehdit Karşısında Dik Durmak, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

BRZEZINSKI IAN, NATO: Bir Dönüşüm İttifakı, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

BRZEZINSKI ZBIGNIEW, Hegemonic Quicksand, The National Interest, Winter 2003/04.

BURNS NICHOLAS,

1. (19.10.2003/Prag Zirvesi) The New NATO and the Greater Middle East, US Department of State.

2. (4.4.2004/ Stockholm School of Economics`deki konuşması) Atlantik Ötesi İlişkiler, Teori, Haziran 2004, Sayı: 173.

3. Nato Temel İttifakımız Olarak Kalacaktır, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

CORDESMAN ANTHONY H., Batı`nın Güvenlik Çabaları ve Büyük Ortadoğu, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

DAR AL HAYAT, (13.02.2004) , G-8 Greater Middle East Partnership, US Working Paper For G-8 Sherpas, www.daralhayat.com

GARFINKLE ADAM, The Greater Middle East In 2025, Foreign Policy Research Institute, 17.12.1999.

GÜRSES EMİN, (2004) NATO ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi: Hattı Savunmadan Sathı Savunmaya, Jeopolitik, Yaz 2004, Sayı:11.

HAGEL CHUCK, Büyük Bir Ortadoğu`ya Güvenlik Getirmekte NATO`nun Rolü, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

JONES ELIZABETH, ABD ve NATO:Bir Eylem Ortaklığı, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

KUPCHAN CHARLES A., Atlantik Ortaklığı`nın Yenilenmesi İçin Öneriler, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

PELLETREAU,ROBERT, (1996) U.S. Middle East Policy, 25.09.1996.

SCHEFFER JAAP DE HOOP, Atlantik Ötesi Savunma İşbirliği`nin Yeni Politikaları, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

SERFATY SIMON, Amaç ve Bağlılık İçin Belirleyici An, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

SIMON JEFFERY, Barış Ortakları: Yeni Dönem İçin Yol Haritası, Ejournal USA: U.S. Foreign Policy Agenda, IIP/T/PS, US Department of State,Washington, Haziran 2004.

Raporlar

CSIS (2004) The Transatlantic Alliance: Is 2004 the Year of the Greater Middle East?, January 2004.

CIA (2001) Global Trends 2015

CIA (2003) NIC 2020 Project National Intelligence Council.

NATIONAL GEOGRAPHY, Küresel Tehdit, Eylül 2004.

THE GERMAN MARSHALL FUND OF THE UNITED STATES, Democracy and Human Development in the Broader Middle East: A Transatlantic Strategy for Partnership, İstanbul Papers, 2004.

UNDP, The Arap Human Development Report 2003 `Building A Knowledge Society` , www.un.org/publications

YAZAN : ARZU AZER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir