“OSMANLI ELÇİLERİNİN WİKİLEAKS RAPORLARI”

“Dedeleri olduğum torunlarıma, dedelerinden gelen birikimi aktarmak için kültürümüzü tıkayan ‘kör tıpayı’ birazcık olsun gevşetmek amacıyla ve yeni çalışmalara önayak olması temennisiyle …….” diye tarihe not düşüyor yazar. “Osmanlı Elçilerinin Wikileaks Raporları” adlı kitabın yazarı Muhammed Safi’yi ve yayınevinin genel yayın yönetmeni Pervin Maşaoğlu’nu tebrik ediyorum.


Zira bugüne kadar tarihimizi hep Batılı yazarların tarafgir kaleminden öğrendik. Çoğu zaman da hayal mahsulü kurguları tarih diye yutturdular bize. Oysa tarih, belgeler üzerine bina edilmek zorundadır. İşte bu kitap, okuyucuyu gerçek arşiv belgeleri ile buluşturuyor ve tarihi sevdiriyor aynı zamanda.


Şöyle diyor Muhammed Safi: “Yalan tarih anlatımı pek çok kereler örnekleriyle ortaya çıkartılmış yaygın bir propaganda aracıdır. Kâğıdın, kalemin, yolun, mektebin, elektriğin, fotokopinin, bilgisayarın ve iletişimin olmadığı bir ortamda dünya tarihini yazdığı ileri süren ‘oturduğu yeri bile bilmeyen’ şahısların, ülke ve dünya tarihi hakkında verdikleri bilgiler ne derece doğrudur, diye sormakta yarar vardır. Devletlerin ajanı şeklinde çalışan ve daha sonra gerçek kişilikleri ortaya çıkan, özellikle yabancı sözde bilim adamlarının yazdıkları ‘yalanlar’, dünyada ve Türkiye’de tarih diye okutulmuşlardır.”


Türklerin tarih yapmaktan tarih yazmaya vakit bulamadıkları söylenir. Oysa Türkler, kendi tarihlerini en iyi şekilde kendileri yazmışlardır. Süleymaniye Kütüphanesi başta olmak üzere el yazma eserlerin bulunduğu kütüphanelerimizdeki el yazma Osmanlıca kitaplara, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Osmanlı Arşivi’ndeki kayıtlara bakıldığında bu tespitin ne kadar doğru olduğunu bir kere daha görüyoruz. Bu konuda yazarın şu tespitine katılmamak mümkün değil: “Yeni rejim ve yeni alfabe tercihi ile tarihimizle olan bağlarımız kesildiği için, ‘Türkler tarih yapmaktan yazmaya fırsat bulamadılar’ mazereti ile insanlar yıllarca kandırıldı. Bundan dolayı, bazı konular, bugün ‘İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet fethetti’ bilgisi kadar yaygın ve basit olması gerekirken, yeni ve büyük bir tarihi gerçek gibi algılanabiliyor.”


Türklerin, özellikle İslam’ı kabul ettikten sonra kurdukları devletlerde, bilhassa Osmanlı Devleti’nde son derece büyük bir başarıyla ve kendi lehlerine kesin sonuçlar elde ettikleri elçilik sistemleri ve reisülküttaplık gibi müesseseleri ne yazık ki yeterince bilinmektedir. Yeni Türk hariciyesi, bize hayat hakkı tanımayan Batı’nın benimsediği ama Türklere asla uygun gelmeyen diplomasi şekline emanet edilmiştir. Oysa gelenekten gücünü almayan ve tarihi derinliği bulunmayan hiçbir sistemin ideal neticeler vermesi mümkün değildir.


Tamamen belgelere dayanılarak hazırlanan bu kitabı okuduğunuzda, Osmanlı’nın gücünü ve Osmanlı devlet adamlarının birikimini bir kere daha görüyorsunuz. Yine anlıyorsunuz ki, Osmanlı elçileri, gittikleri yerlerde büyük bir saygı ile karşılanıyor ve toplumun ileri gelenleri için model teşkil ediyorlardı. Bu türden kitapların başka yayınevlerine de örnek teşkil etmesini diliyor ve mutlaka okunması gereken bir kitap olarak herkese tavsiye ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir