Otopsiyi Semra Özal Engelledi

Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili şüpheleri dile getirip “Niye otopsi yapılmadı?” diye soran Semra Özal’a Kaya Toperi cevap verdi

Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün üzerinden tam 13 yıl geçti. On iki gün süren yorucu Orta Asya gezisinden döndükten iki gün sonra, 17 Nisan 1993 sabahı Çankaya Köşkü’nde kahvaltı masasına geçerken aniden yere düşen Özal’ın kalp krizinden öldüğü açıklandı. Ancak, Özal’ın ölümü ile ilgili spekülasyonlar bugüne kadar sürdü. Özellikle son dönemde eşi Semra Özal’ın yaptığı bazı açıklamalar zihinleri iyice karıştırdı. Semra Özal’ın öne çıkan en çarpıcı iki iddiasından birincisi, Turgut Özal’a zehirli bir “saatli iğne” yapılmış olabileceği, diğeri ise ölümünden bir gece önce Ankara’da katıldığı bir resim sergisinde Özal’a ikram edilen bir bardak limonatada zehir olması ihtimali.

Semra Özal, o akşam Özal’ın söz konusu resim gezisine gitmeye adeta zorlandığını, onu zorlayanlar arasında dönemin Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Büyükelçi Kaya Toperi’nin de bulunduğunu öne sürüyor. Kaya Toperi, hem Özal’ın son Orta Asya gezisinde ona eşlik etti, hem de Semra Özal’ın sözünü ettiği resim sergisinde Özal’ın yanındaydı. Toperi, Aksiyon’un sorularını cevaplandırdı.

-Semra Hanım, Turgut Bey’in ölümünden bir gün önce, 16 Nisan akşamı Bulgar heykeltıraş Vejdi Raşidov’un Ankara’daki resim sergisine gidişini anlatırken diyor ki, “O gece oraya adeta zorla götürüldü. Onu zorlayanlardan biri de Kaya Toperi’ydi.”

Bir defa, Özal kafasına koyduğunu yapan bir insan. Sayın Cumhurbaşkanı’na illa gitmeliyiz efendim diyebilme lüksümüz yok. Bulgaristan resmî ziyaretinde iken, Bulgar cumhurbaşkanlığında oturulurken, Bulgar ressam Vejdi geldi, Sayın Cumhurbaşkanı’na bir heykelini armağan etti ve dedi ki “Ben Türkiye’de, Ankara’da yakında sergi açacağım, açılışını yapar mısınız?” Özal da memnuniyetle yaparım, olur dedi ve bize talimat verdi. Bunu not alın, ne vakit açıyorsa gidelim, sergisini biz açalım dedi. Fakat biz Orta Asya gezisinde iken bu sergi Armoni Sanat Galerisi’nde açıldı. Açılışında bulunamadık. Fakat Özal geldikten sonra, ertesi gün, cuma günü, sabahleyin Anayasa Mahkemesi’ne gittik. Sacit Adalı’nın yemin töreni vardı. Oradan geldik, akşam üzeri resim sergisine gidildi. Özal’ın yanında ben vardım, Can Pulak, Başyaver Aslan Güner, Koruma Müdürü Musa Öztürk, basın danışmanımız Metin Yalman vardı. Eşim de vardı. Sergiyi gezdi, konuştu, oturdu bir yere, bir tepside meşrubat getirildi.

-Gümüş tepside…

Normal bir tepsi, kimsenin tepsiye bakacak hali de yok… Kim gümüş diyorsa yalan söylüyor… Cumhurbaşkanı da aldı, biz de… Ben Coca Cola, eşim Fruko aldı. Cumhurbaşkanı bilmiyorum limonata mı aldı. Limonata değil, ama öyle bir şey. Limonata yoktu, gazlı içecekler vardı; Cola, Fruko, Schweps. Rahmetli Özal da onlardan bir tane aldı. Sonra kalkıldı, çıktık. Hatta çocuklarla oynadı, arabasına bindi ve Köşk’e gidildi. Köşk’e gelindiğinde, her zaman gelin bilgisayarlarla oynayalım derdi. Ama ben yorgunum, bugün yapmayayım, yarın öğleden sonra gelirisiniz dedi.

KOCAMA BIÇAK DEĞDİRTMEM

-Semra Hanım diyor ki, “Köşk’e gelince bir limonata içtim, onun da yarısını içtim, tadı çok tuhaftı dedi. Turgut’a özel limonata yapılmış. Ondan başka da limonata içen yok…”

Orada herkes bir şey içti. Kimin ne içtiğini bilemem. Orada olan kime sorsanız herkes aynı şeyi söyler. Sonra yani, orası bir Türk’ün yeri. Semra Hanım mesela Bulgaristan Büyükelçiliği diye anımsıyor. Armoni Galerisi idi. Sahiplerinin kimler olduğu belli. Ben bakın Semra Hanımefendiye hak veriyorum, ateş düştüğü yeri yakar. Çünkü onun yüreği yanıyor. En ufak bir şüphe varsa o vakit soruşturma açılıp incelenmesi lazım. Ancak, ben bir şeyi daha anımsıyorum, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, Özal’ın ölümünden bir gün sonra, bu konuşmada Özal’ın avukatı Bilgin Yazıcıoğlu da vardı. Otopsi yapılması fikri ortaya atıldığında, Semra Hanım, “Kocama bıçak değdirtmem.” demiş. Tanığı da var. Bilgin Yazıcıoğlu söyledi bana.

-Turgut Bey’in ölümünden sonra birisi gidip Semra Hanım’ın evinin kapısına bu zehirlenmenin formülünü bırakmış. Semra Hanım, bu kişinin peşine düşmüş; ama bulamamış.

Hatta Azeri birisinden bahsediyordu. Bilmiyorum bunları.

-Ama o akşam içtiği özel bir limonata değildi diyorsunuz.

Hayır efendim, orada tepside geliyor. Siz de bir tanesini alıyorsunuz.

-Koruma Müdürü Musa Öztürk’ün de gazeteci Kazım Kanat’a söylediği bir şey var. Öztürk, Turgut Bey ölünce ağzından yeşil bir köpük gelmiş diyor…

Musa Bey yanında mıymış vefat anında…

-Demek ki hastanede görmüş…

Yok, hastanede görmüş olması mümkün değil. Şimdi bakın. Turgut Bey vefat ediyor. Doktoru Cengiz Aslan İstanbul’dan geldi ve Köşk’ün doktoru Prof. Hilmi Özkutlu, onunla da konuştuk. GATA’dan Ömer Şarlak Paşa, aynı zamanda Hacettepe’de kardiyoloji profesörü olan Hilmi Özkutlu, Cengiz Aslan, Prof. Yüksel Bozer… Hepsi o zaman hastanede. Cengiz Aslan’ın bana söylediği şu: Sayın Cumhurbaşkanı yürüme makinesinde 856 metre yürümüş, fenalaşmış ve oturmuş. Semra Hanım gelmiş. Ayakkabılarımı çıkar demiş. Birini çıkarmış, diğerini çıkaramamış. Ben anlatılanları biliyorum. Biz yanında değildik. Bana anlatılan bir bu versiyon var. Diğer bir şey. Köşk’te bir görevli var. Şoförlük yapıyordu. O da, Köşk’te kahvaltıyı vermek için odasına gittim, kapı açıldığında yerdeydi Sayın Cumhurbaşkanı ve ağzı kilitlenmişti diyor. Deniz yaveri de Sayın Cumhurbaşkanı yerde yatıyordu, ayaklarında morartı vardı diyor. Ama zaten Sayın Cumhurbaşkanı’nın ayakları mordu.

ÖZAL NEREDE, NASIL DÜŞTÜ?

-Deniz yaveri o akşam nöbetçi yaver mi?

Evet, evet. Deniz yaveri Remzi Karaca. Emekli oldu, deniz albayıydı. Semra Hanım çağırınca o koşuyor. Ambulans çağırıyor. Ambulansla GATA’ya gidiliyordu. Ben de telefon ettim Köşk’e, Musa Bey’le konuşacağım. Dediler ki Sayın Cumhurbaşkanımızı ambulansla hastaneye götürüyoruz. Check-up mı dedim. Santraldeki arkadaş hayır çok ciddi dedi. Ben o zaman arabamı çağırdım ve genel sekreteri (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Yamak) aradım. Hastaneye gidiyorum sayın genel sekretere bilgi verin dedim. Nitekim genel sekreter de hastaneye geldi. Hastanede herkesin söylediği, kesinlikle bu konuda yüzde yüz emin olamazsınız, ama bütün tıp adamlarının söylediği kalp krizinden öldüğü. Hatta bana Cengiz Aslan dedi ki sekte-i kalp abi…

-Semra Özal şunu söylüyor. Karşılıklı gülerek kahvaltıya geçiyorduk. Kalbine kurşun yemiş gibi aniden düştü. Tıpkı saatli bombalar gibi saatli iğneler de var. Eşime saatli iğne yapılmış olabilir.

Bilmiyorum tabii. Sayın Özal’ın vefatının tek tanığı Semra Hanım. Başka kimse yok. Kendi bölümlerindeler. Turgut Bey düşüyor yere, Semra Hanım nöbetçi yaveri çağırıyor.

-Sanılanın tersine Turgut Bey, o sabah spor yapmamış. Semra Hanım’la kahvaltı odasına geçiyorlarmış. Bir koridor var diyor, o koridordan geçiyorlarmış. Böyle bir koridor var değil mi..

Evet, evet…

-O koridordan geçerken arkamda pat diye düştü diyor…

Bana doktoru Cengiz Aslan’ın söylediği bunlar. Ben onun yalancısıyım. Çünkü hiçbirimiz orada değildik. Semra Hanım orada. Daha sonra nöbetçi yaver çağrılmış.

-Demek ki ikinci tanık o.

Yerde Cumhurbaşkanı’nı o görüyor.

-Başyaver Aslan Güner de orada yok.

Hayır. Çağırıyorlar Aslan Güner’i sonra. Ambulans gelirken hastaneye başyaver de geliyor. Hastaneye gittiğimde Semra Hanım’ı gördüm. Başını salladı, yukarı çıktım. Turgut Bey’in üzerinde çalışıyorlardı. Bir ara Hilmi Özkutlu çıktı. Nasıl Sayın Cumhurbaşkanı’nın durumu dedim. Nasıl olsun abi dedi. Simsiyah bir surat. Anladık ki vefat etmiş.

-Hastaneye götüren ekipte Aslan Güner de var.

Var. Öyle biliyorum ben.

-Yusuf Bozkurt Özal ile yaptığımız bir konuşma var. “Ben havaalanında ağabeyimi karşıladım, Yüzüne baktım, görür görmez, zehirlenmiş dedim” demişti. Musa Öztürk de, yavaş yavaş ölüme götüren bir siyanür zehirlenmesi kuşkusundan söz ediyor. O tarihlerde Pakistan Genelkurmay Başkanı Asif Nawaz’ın ölümünün de bu şekilde bir zehirlenme ile olduğu ortaya çıkmış.

Vallahi Musa Öztürk o vakit koruma müdürüydü. Yani Cumhurbaşkanı’nın sağlığından, varlığından, hayatından baş sorumluydu. O vakit onun görevini yapması gerekirdi. Nerede hata yaptıysa, oradan başlamak lazım bunu aramaya…

-Yusuf Bozkurt Bey’in sözüne ne diyorsunuz…

Yani hakikaten Turgut Bey çok yorgundu. Çok yorucu bir seyahatti. Bitaptık, sapsarıydık hepimiz. Hatta Anayasa Mahkemesi’ne gittiğimiz o gün, sabahleyin önüm açıktı. Sen kaç kilo almışsın dedi. Bir kilo dedim. Ne bir kilo ya, orada dört kilo var dedi. Efendim dört artı bir dedim. Ya ben de çok kilo aldım dedi… Şimdi ben zehirlenmiş olsam, siz bana bakıp da Kaya Bey sen zehirlenmiş gibi görünüyorsun diyemezsiniz. Bilemeyiz ki… Tıp bizim tek kaynağımız. Güvendiğimiz tek şey tıp adamlarının görüşü. O vakit, eğer otopsi yapılsaydı, ki iyi hatırlıyorum ben, Semra Hanım da, başkaları da otopsiye karşı çıktılar. Ama şimdi istenirse yine çıkarırlar.

DEMİREL’E GELEN GİZLİ BİLGİ

-Otopsi yapılsın diyenler kimdi?

Tam hatırlamıyorum ama yapılsın sözü geçti Köşk’te… Hatta tören konuşuldu. Tören için bir komite kuruldu. Korkut Bey de geldi. Hatta Korkut Bey, İstanbul’a araba ile götürelim, yollarda kurbanlar kesilsin dedi. Ancak tıp adamları dedi ki bu kadar yola cenaze dayanmaz. O zaman uçakla gittik. Hatta gidişi çok enteresandı. Uçakta gidiyoruz, tabutun başında nöbet tutuyoruz. Eşim dürttü. Baktık sağda dört tane F-16 gidiyor. Sola baktık dört tane F-16 gidiyor. Ankara’dan İstanbul’a kadar dördü sağda, dördü solda F-16larla gittik. Özal’ın Türkiye’de övündüğü üç şey vardı. F-16lar, GAP ve otoyollar. Ve F-16’lar Özal’ı İstanbul’a kadar götürdü. Hatta çok duygulanmış, ağlamıştım.

-Çok dile getirilen bir diğer konu dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in, Özal’ın vefatından iki ay kadar önce Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’a söylediği öne sürülen “Özal gidici” sözü. Cindoruk da bunu Emin Çölaşan’a söylemiş. Çölaşan’a diyor ki, “Haberin kaynağı sağlam, haber kaynağı baba. Özal gidici.” Sonra bu konu Demirel’e sorulunca o da diyor ki, “O bize Özal’ın tedavi olduğu hastaneden, Houston’dan gelen bir bilgiydi.”

Şimdi Hüsamettin Bey, Emin Çölaşan’ın akrabası olur. Sayın Cindoruk, Sayın Demirel’in de çok yakınıdır. Sayın Demirel bunu söylemiş olabilir. Söylemesinin de gerçek payı vardır. Çünkü Özal’ın prostat ameliyatında, açılıyor, yayılmış kanser ve kapatılıyor. Bunu doktoru söylemiş. Bana da başkası söyledi. Herhalde bu bilgi Süleyman Bey’in de kulağına geldi. Çünkü o vakit başbakan. Bu düşünceyle söylemiş olabilir.

-Demiş ki bu devlet bilgisi…

Evet kanser teşhisi konuldu, ameliyat yapıldı. Ancak açılmış, kapatılmış.

-Dolayısıyla siz de biliyordunuz…

Ben açılıp kapandığını sonradan öğrendim, ama birinci ağızdan öğrendim.

-Birinci ağız dediğiniz Amerika’daki doktoru…

Amerika’daki bir arkadaşımdan öğrendim. Aynı doktorun ameliyat ettiği ve prostatını aldığı başka bir hastasından öğrendim. Doktorum bana dedi ki Turgut Bey’i açtık, kanser yayılmıştı, kapattık.

HACETTEPE’DEKİ KAN ŞİŞESİ

-Bir de Hacettepe’de kırılan kan şişesi konusu var. Ahmet Özal diyor ki, 1998’de Hacettepe’ye telefon açtık. Laborant dedi ki kan burada. Ama bir süre sonra tekrar konuştuğumuzda dedi ki Ahmet Bey valla kan şişesini hemşire düşürmüş, dökmüş. Hemşire Dilber Karabulut da demiş ki, “Özal’ın kan örneğinin tüm sonuçları farklıydı. Normal şekilde ölen bir insanın kan sonuçları değildi. Abuk sabuk sonuçlardı.”

Hiçbir bilgim yok. Ama yani hemşire kana bakıp bir şey söyleyemez. Ben mantığımı kullanıyorum. Eğer kan sonuçları varsa bunlar yazılıdır… Dilber Hanım’a sorsunlar, peki nerede bu sonuçlar? Çünkü kan tahlili yazılıdır. Bu bilgisayara yüklenir. Şişe kırıldı, peki sonuçlar nerede? Kana bakıp da bir sonuca varamaz. Kaydı vardır onun.

-Siz o zaman hiçbir şekilde bir zehirlenme olayına ihtimal vermiyorsunuz…

Şimdi Orta Asya gezisinde bütün gün Özal’la beraberdik. Gündüz, geceleri yatıncaya kadar. Aynı yerlere gittik, aynı yemekleri yedik. Özal başköşedeydi, biz sağda soldaydık. Yattıktan sonra, kendi bölümlerimize çekildikten sonra ne olduğunu bilemeyiz, ama orada iğne yapılacak filan bir durum yoktu. Kimse de rahmetli Özal’a iğne miğne yapmadı. Gündüz gözüyle. Gece olduysa bilemeyiz.

-Gece olunca da kapısında korumalar var.

Korumalar var, eşi de var yanında… Oraya kimse girip de Cumhurbaşkanı’na iğne yapamaz. Ama başka bir yerde başka bir şey olduysa bilemeyiz. Ama tıp yetkililerinin söylediği bunlar. Bana anlatılanlardan başka bir şeyi bilmiyorum. Bir de hanımefendi yanındaydı.

-Orta Asya gezisi öncesinde Özal, GATA Komutanı Ömer Şarlak Paşa’yı Köşk’e çağıyor, ayağımda şişme var diyor.

Evet gut var.

-Onun ölümle bir ilişkisi var mı?

Şarlak Paşa, gezi öncesinde bir konsültasyon yapalım diyor, istemiyor Özal.

-Şarlak Paşa, Özal’ın parmağı şişmişti diyor. Sizce ölümle bir ilişkisi var mı?

Bilemem, onu doktorlar bilir. Ancak Ömer Şarlak Paşa, bunun ölümle alakası olmadığını söyledi.

Faruk Mercan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir