Özbekler Tekkesi’nin sırrı!

Özbekler Tekkesi’ni birçok kişi bilir, Ahmet Münir Ertegün’ü de. Ama birçok kimse bu iki isim arasındaki ilişkiyi bilmezdi.. Biri ABD’de müzik kralı, seküler bir adam, öte yanda bir tekke.. Hem zaten tekkeler kapatılmamış mı idi?

Tekke neydi? “Tasavvuf mensupları, tarikat adamlarının toplanıp ayin yaptıkları, sürekli olarak oturdukları orta büyüklükteki yapılara tekke veya dergâh denilmektedir.” Özbekler Tekkesi’nden müzik zirvesine yükselen Ertegün Ray Charles, Led Zeppelin, Rolling Stones gibi isimleri müzik dünyasına kazandıran bir isim. En son TGRT’nin Amerikalılara satışı ile adını duyurmuştu.. Babası, Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi Şeyhi İbrahim Edhem Efendi’nin torunlarından idi. Babası Münir Bey, Atatürk’ün Hukuk Müşaviri olarak Lozan görüşmelerine de katılmış. 1994’te restore ettirilen Özbekler Tekkesi, “Münir Ertegün Vakfı” olarak Ahmet Bey’in kızkardeşleri Selma Göksel tarafından yönetiliyormuş. Tekke, 1752-1753 yılında Maraş Valisi Abdullah Paşa tarafından Orta Asya’dan İstanbul’a gelen Nakşibendî tarikatına mensup dervişler için kurulmuştur. Yapı L şeklinde bir plana sahip ve haremlik, selamlık, mutfak, derviş odaları, mescit ve tevhidhaneden oluşmaktadır.
Kimileri “Türklerin ABD’deki gururu” olan Ertegün’ün ne kadar Türk olduğunu sorguladı, kimi işin tekke boyutunu, kimi perde arkasını.. Öyle ya, işin içinde en uç çağdaşlıktan irticaya, gerici bir örgütlenmeye kadar 32 kısım, tekmili birden bulunan bir senaryo var..
“Ertegün’ü nasıl bilirsiniz?” diye sorarsanız, ABD’de yaşadı, Bodrum’da eğlendi, Özbekler Tekkesi’nde gömüldü. Adam işini biliyor yani..
Tekke’nin geçmişi de oldukça ilginç. Baba Münir bey, ABD’de Türkiye’nin elçisi idi. Washington’da ölen Münir Ertegün’ün cenazesi 1946’da, ünlü Missouri Zırhlısı ile İstanbul’a getirilerek Özbekler Tekkesi’nde dedesi Şeyh İbrahim Edhem Efendi’nin bulunduğu kabristana nakledildi. 1972’de İstanbul’da vefat eden Ertegün’ün annesi Hayrünnisa Hanım ile 1989’da New York’ta vefat eden ağabeyi Nasuhi Ertegün de tekkedeki mezarlığa defnedildi.. Bu tarih, Türk-Amerikan ilişkileri için bir milad oldu.. Cumhuriyet gazetesi o günlerde Amerika’yı en coşkulu bir şekilde selamlayanların başında geliyordu..
İşte basından derlediğim birkaç küçük not: Baba Münir Ertegün’ün annesi Ayşe Hamide de Tekke’nin şeyhi İbrahim Eldem’in kızıydı. Özbekler Tekkesi’nde bugün Münir Ertegün Tarih Araştırma Vakfı var. Açılışını 1994’te Henry Kissinger yaptı. İngiliz belgelerine göre, Özbekler Tekkesi’nden Şeyh Süleyman Efendi konuk olarak dergaha gelen kişilerden topladığı istihbaratı İngiliz Büyükelçisi Henry Layard’a para karşılığında veriyordu.
İş bununla bitmiyor.. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun’a gitmesine izin veren İngiliz belgesinin altında 1919’da İstanbul’a gelen, başta Özbekler Tekkesi olmak üzere bazı dergahlarla tasavvuf düşüncesini öğrenmek için ilişki kuran John Godolphin Bennett’in imzası vardı. Yıllar sonra İstanbul’a dönen Bennett ilk olarak yine Özbekler Tekkesi’ni ziyaret etti. Ne anlama geliyor bu? Hani Mustafa Kemal gizlice Samsun’a gitmişti!.. Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen Karakol Cemiyeti de burada, İngiliz istihbaratçılar da.. Biz Kurtuluş Savaşı’nı İngilizlere karşı vermemiş mi idik? Vahdettin, Mustafa Kemal’i İngilizlere karşı vatan müdafaası için Samsun’a göndermiyor mu idi? Bu İngiliz kaşesi de ne oluyor?
Buyurun, bir başka ayrıntı daha.. Münir Ertegün, İsmet İnönü’ye yakındı. Milli Şef döneminde yıldızı parlamıştı. İstanbul Hükümeti tarafından Ankara Hükümeti’yle görüşmeler yapması için Anadolu’ya gönderilen Ahmet İzzet Paşa heyetinde görevliydi. Münir Ertegün’ün ağabeyi Özbekler Tekkesi şeyhi Ata Efendi ’dünyanın en eski ve tehlikeli yeraltı cemiyeti’ İlluminati üyesiydi. Ve 33. dereceden masondu. Özbekler Tekkesi’nin hemen bitişiğinde ise Sabetayların gömüldüğü Bülbülderesi Mezarlığı var. Bu iddiaların bir bölümünü, Oray Eğin’in Akşam’daki köşesinden alntıladım..
Ahmet Ertegün’ün aile kökleri nedeniyle gömüldüğü Özbekler Tekkesi, 18. yüzyılda Orta Asya’dan gelen Nakşi dervişler için kuruldu. “Orta Asya’dan hac yoluna çıkanların padişahın sembolik iznini almak üzere İstanbul’a uğradığında barınmaları için kurulan Özbekler Tekkesi”nin Kurtuluş Savaşı sırasında bir misyonu daha vardı. Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul’dan Anadolu’ya sandıklarla silah ve cephane sevkiyatının yapıldığı tekkedir. Milli Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya geçeceklerin buluşma ve dağıtım noktası, Anadolu ile İstanbul arasında bir haberleşme merkezi idi. Baba Münir Ertegün, Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal Paşa’yla görüşmek üzere İstanbul hükümetince Ankara’ya gönderilen heyette yer almıştı. Ve daha sonra Ankara’da kalmış, ardından Lozan Konferansı’na katılan Türk delegasyonunda hukuk danışmanı olmuş, ardından da büyükelçilik görevlerinde de bulunmuştu.
Tekkenin son şeyhi, hukukçu Ata Efendi de Kuva-yı Milliye hareketine destek vermiş; Karakol Cemiyeti’ne üye olarak İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasında, gönüllülerin Anadolu’ya kaçmasında tekkenin önemli bir rol üstlenmesini sağlamıştı. Kurtuluş Savaşı’ndaki katkılarından ötürü Özbekler Tekkesi, 1925’te çıkan Tekke ve Zaviyeler Kanunu’ndan etkilenmedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlanan tekke, bir kültür merkezi olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
Hadîkatü’l Cevami yazarı, bu tekkeye dair şu bilgiyi vermektedir: “Bânisi, darphane emini ve 1167 senesi zilhiccesinde (eylül 1754) sadrazam kethüdalığından mirmiranlık (beylerbeyilik) ile Maraş valisi olan Abdullah Paşa’dır. 1168 (1754-55) senesinde orada vefat etmiştir. (…) 1171 (1757-58) tarihinde Çaprastlı Hasan ağa masrafını üzerine almış, Şeyh Abdullah efendi de tekkeyi Nakşibendiye tarikatına vakf etmiş ve minber koymuştur. İmamet ve hitâbeti de kendi üzerine almıştır. Zamanla bazı ilâvelerle genişleyerek büyük bir zaviye olmuştur.”
Tekke’nin bugünkü haline gelince, Güneri Cıvaoğlu’nun deyimi ile “el işte, gönül oynaşta” bir hava. “…Adı… Eda Özbekkangay… Ebru sanatçısı. Atölyesi de, evi de ebru sanatının merkezi, Üsküdar Sultantepe’deki Özbekler Tekkesi. Hoca Ahmet Yesevi geleneğinin ‘el işte, gönül oynaşta’ sözünün tam yerini bulduğu, binbir sanat ve zanaatın ustaları Hezarfenlerin evi. Ebru sanatını, Özbekistan’dan Türkiye’ye taşıyan Hezarfen Şeyh İbrahim Efendi’nin ebru ve meşk yuvası. Eda Özbekkangay, Şeyh İbrahim Efendi’nin küçük torunu…”
Dergahtan İllimunati’ye, Kurtuluş Savaşı’ndan İngiliz istihbaratına, ABD’ye uzanan karmaşık ilişkiler..
“Dergahın sırrı”nı şimdilik tam olarak bilmiyoruz.. Ama dışarıya sızan bilgiler bunlar. Bu karmaşık ilişkiler için Özbekler Tekkesi ilk ve tek örnek değil.. Şeyh Küçük Hüseyin Efendi’yi hatırlayın.. Maraşal Fevzi Çakmak’ı hatırlayın..
Aman dikkat! Selam ve dua ile..


ABDURRAHMAN DİLİPAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir