Özdağ’ın Ayasofya’yı açma planı

MHP liderliği için adaylığını açıkladıktan sonra yönetim tarafından partiden atılan Ümit Özdağ, Ayasofya’yı müzeden çıkarma planını açıkladı. Özdağ, planına tarih de verdi.

MHP Genel Başkanlığı’na adaylığı, genel merkez yönetimince engellenen Prof. Ümit Özdağ, gündeme bu kez Ayasofya konusunu getirdi.


Özdağ, Ayasofya’yı nasıl ibadete açacaklarının programını açıkladı, takvimini verdi. Özdağ, görüşlerini kendi adını taşıyan sitesinde açıkladı.




Ülkücü Uyanış ve Ayasofya Camii
[17.11.2006]


Ülkücü Hareketin “Milli devlet, güçlü iktidar” hedefi ile iktidara yürüyüşü sırasında izlemesi gereken stratejinin özü Türk milliyetçiliği olacak ise ki, başka türlüsü düşünülemez, bunun için Türk milletinin menfaatlerini savunan bir eylem bütünü gerçekleştirilmelidir. Eylemlerin bir bölümünü daha önce ortaya koyduğumuz gibi IMF ve Dünya Bankası politikaları altında ezilen Türk köylüsünün varlığını koruma ve savunma, bir bölümünü yok pahasına tasfiye edilen Türk milletinin zenginliklerinin peşkeş çekilmesini engelleme ve bir bölümünü de yoksul Türk halkının haysiyetli yaşama mücadelesinin öncülüğünü yapmak için sokaklara inmek oluşturmalıdır.

Keza yine altını çizdiğimiz gibi Kerkük’te gerçekleşen etnik tasfiye karşısında suskun kalan ve Türkmenlerin Telafer’de yok edilişini sadece izleyen, çocukları katledilen terör örgütü karşısında yüreği yanan milyonların acısının sözcüsü olmayan bir duruşu Türk milliyetçisi, ülkücü duruş olarak nitelendirmek mümkün değildir. Bunun için Ülkücü hareket demokratik hukuk devleti kuralları içinde sömürülen fındık, ayçiçeği, pancar üreticisi ile işlerinden özelleştirme adı altında yapılan peşkeşlerle atılan işsizlerle birlikte olduğu gibi, Telafer için, şehitlerimiz için yürüyecektir. Ancak milli demokratik tepkimiz sadece bu alanlarla sınırlı kalmayacaktır.

Büyük bir milli tuzağa dönüşen yeni Vakıflar Yasası’nın çıkmak üzere olduğu, AB desteğinde Ayasofya Müzesi’nin kilise haline getirilmesi ve Hıristiyan vakıfların “eski mallarına” sahip çıkmaya hazırlandığı bir dönemde Türk milliyetçileri Ayasofya Müzesi’nin tekrar cami haline getirilmesi için büyük bir milli uyanışı da başlatmak zorundadırlar. Önce bugünkü durumun nedeninin ne olduğuna kısaca bakalım.

Dünya, 2. Paylaşım Savaşı’na hazırlanıyordu. Atatürk, 1934’de ikinci bir dünya savaşının çıkacağının bilincinde olarak Türk ordusunu ve ekonomisini savaşa hazırlamaya başlamıştı. Harp Okulu çifte eğitime geçerek yetiştirilen subay sayısını iki katına çıkarmıştı. Lise öğrencileri kız-erkek savaş eğitimi almaya başlamışlardı. Ordu, kısıtlı bütçe imkânlarına rağmen sürekli silah temini yoluna gidiyordu. Bir yandan da Ankara yeni bir dünya savaşının dışında kalmanın diplomatik manevralarını hazırlıyordu. Balkan ve Sadabat Paktları ile Türkiye etrafında tampon bölgeler oluşturulmaya çalışılıyor, örneğin Balkanlara bir Alman hücumunu engellemek için Balkan ordularının birlikte hareket etmesi gerektiği görüşünü Ankara, Balkan başkentlerine empoze etmek istiyordu.

Atatürk savaşa sadece askeri ve diplomatik hazırlık yapmakla yetinmiyor, batılı halklara yönelik psikolojik operasyonlar da gerçekleştiriyordu. Çanakkale’de ölen Avustralyalı ve Yeni Zelandalıların anne ve babalarına yapılan seslenmede o çocukların artık bizim çocuklarımız olduğu söyleniyordu. Bunu duyan anne ve babanın ikinci oğlunu Türkiye’ye karşı savaşması için yollaması artık çok güçtü. Zorla İngiliz imparatorluğu tarafından getirilse bile “şehit ağabeyini” kucaklayan bir ülkeye karşı ne kadar istekli olarak savaşabilirdi?

Ayasofya Camii’nin müzeleştirilmesi de bir psikolojik savaş manevrası idi. Hıristiyan taassubunu “Ayasofya Kilisesini Müslümanların elinden almalıyız” şeklinde körükleyen emperyalist çevrelerin elinden bir gerekçeyi almak için Ayasofya’yı müze haline getirmek, yani bir anlamda “tarafsız alan” statüsüne dönüştürmek hedeflenmiştir. Bu önlem belirli bir dönemle sınırlı bir önlemdi. Atatürk hayatta olsa idi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Ayasofya tekrar cami olurdu. Artık, Ayasofya Müzesinin tekrar cami haline dönüştürülmesinin vakti gelmiştir.

Heybeliada’da Yunan yayılmacığının ve Rum-Ortodoks taassubunun genelkurmay başkanlığı görevini ifa eden ruhban okulunun AKP iktidarı tarafından açılma çalışmaları devam ederken, Türkiye’nin içine girdiği çözülme sürecini doğru bir şekilde okuyan Yunanlı din adamları, Ayasofya’nın tekrar kilise haline dönüştürülmesini talep etme cesaretini göstermişlerdir.

Bu sadece bir başlangıçtır. Bunu, Fener Rum Patriği’nin evrensel patrik statüsünün kabul edilerek İstanbul içinde bir Vatikan benzeri devlet yapısı oluşturulması, gelecek 10 yılın gündemini oluşturmaktadır. Ülkemiz, milli direnç mekanizmaları kırılan ülkelerin sürüklendiği türden büyük bir felâkete sürüklenmektedir. Bu başıboş sürüklenişin bir noktada durdurulması ve ülkemize ve milletimizin hukukuna karşı yapılan tecavüze, terbiyesizliğe bir son verilmesi için Türk milliyetçilerinin pasif bir seyircilik konumundan sıyrılarak, Türk milletini ona yönelen tehditler konusunda uyarıcı aktif bir bilgilendirme/aydınlatma tavrı içinde olmaları gerekmektedir.

Ayasofya’nın kiliseleştirilmesi çabalarına Türk milliyetçilerinin verebileceği en doğru ve etkin cevap, Ayasofya’nın 25 Mayıs 2007 Cuma günü tekrar cami haline getirilmesini fiilen başlatmalarıdır. Sadece bir imza kampanyasından, sadece köşe yazılarından, sadece mitinglerden bahsetmiyorum. Hayır, Cuma namazlarından başlayarak Ayasofya Camii’nde namaz kılmaktan bahsediyorum. Eğer, polis bunu engeller ise Ayasofya Camii’nin bahçesinde, bahçenin dışına zorla çıkarırlar ise caddede kılınacak Cuma namazından bahsediyorum. Slogan yok. Polisle çatışma yok. Kızgınlık yok. İtişme yok.

Rahmetli Dündar Taşer’in ifadesi ile “kadife eldiven içindeki çelik yumruk” olan ülkücü gençliğin kadife ile çeliğin karışımının ortaya çıkardığı yumuşak ve sert, özetle zarif direnişinden bahsediyorum. Ayasofya Camii’nde ilk Cuma namazını kılan Fatih Sultan Mehmet’in ordusunun vakur tavrı ile namaz kılacak Ülkücü bir gençlikten bahsediyorum. Ayasofya’da namaz kılan Türk-İslam ülkücülerinin ortaya koyacağı direnişten, gelecek 10 yılda Anadolu’da fe-derasyon projesini Anadolu’ya gömecek büyük mücadele ruhu doğacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir