Öznesiz takva, ibadet formalitesi, ‘yolunu bulma’ tarikatı

Takva İslam’dan korkanların, dindarlardan gıcık kapanların, tasavvuftan hazzetmeyenlerin keyifle izleyebilecekleri benzersiz[!] bir film.

Özer Kızıltan’ın yönettiği Takva, ödüller, alkışlar, tezahüratlar eşliğinde vizyona girdi. Senarist Önder Çakar’ın açıklamalarına bakılırsa, “Bu filmin saçmasapan laik-Müslüman kavgasıyla hiçbir alakası yok”tu. “Takva, Müslümanların iç filmi” idi. “Yurtta ve dünyada iletişim sorunlarının arttığı bir dönemde böyle bir film yapmak lazım”dı. “Maneviyat ile kapitalizmin çatışması” söz konusuydu. “Tarikat cemaatlerine giren insanlar çok yoksul ve ümitleri giderek tükenmekte”ydi…


Takva’cılar, tekkelere gitmişler, zikirlere katılmışlar, cemaat üyeleriyle konuşmuşlar, yani önce mevzuyu araştırıp, işin aslını anlamaya çalışmışlardı. Bu film, gerçeklerle sıkı sıkıya ilişkili bir hikaye anlatmaya dair bir titizliğin semeresiydi…


Meraklandık. Filme koştuk. Olay şu: Muharrem [Erkan Can] kendine hayrı olmayan, zavallı bir hödüktür. Çuval satıcısı Ali’nin [Settar Tanrıöğen] yanında çalışıyor. 45’inde filan. Tarikata girmiş. Galiba, Kadirî. Muharrem sersemin teki. Kafası basmıyor. Kitaplarla da işi yok. Hakikaten moloz. İmrenilecek, takdire şayan hiçbir niteliğe sahip değil. Gülümsemeyi bile bilmiyor herif. Tamam, kimseye zararı yok. Fakat asmaya götürseniz söyleyecek güzel bir sözü de yok. Bir fıkra anlat deseniz anlatamaz. Kurtlanmış ahşap efektli bir yoksulluğun içinde, bayat, mat bir hayat sürüyor. Hiç aşık olmamış. Tam sopalık.


ROBOT MÜRİT MUHARREM


Ha, evet, çok dindar. Aküsü dolu, pilleri yeni şarj edilmiş bir robotun seriliğiyle yapıyor ibadetlerini. Huşu, iç zenginliği ve varoluşsal bir sevinç yansımıyor Muharrem’den. Eleman; bönlükle dangalaklık arasındaki kaygan basamakta dikiliyor. Deve gibi gamsız.


İşte bu Muharrem, papa gibi, kardinal, Katolik papazı gibi, kadınlardan uzak duruyor. Hayatında bir kadına yer açmamış. Gönül işleri defterine tek satır kaydetmemiş. Heykel kadar bakir. Lakin rüyalarında güzel bir kadın, Muharrem’e musallat oluyor. Muharrem, kadından kurtulamıyor. Fredy’nin kabusları gibi. Bizimki uykuya dalar dalmaz, kendini hatunun koynunda buluyor. Vay canına… Meğer, Muharrem’in bilinçaltı cadı kazanı gibi kaynamaktaymış. Hormonları ona acıklı bir oyun oynamakta. O, gövdesinin buyruklarından, hangi akla hizmet bilemiyoruz, bir maneviyat işportacısı tavrıyla kaçmaya çalıştıkça, dişi bir zabıta peşinden koşmakta, cinsel ceza makbuzları kesmektedir. Muharrem, paniğe kapılır.


Bu arada, Şeyh Efendi [Meray Ülgen], yardımcısı Rauf [Güven Kıraç] aracılığıyla Muharrem’e birtakım kritik vazifeler verir. Cemaate ait 45 daire, 30 dükkanın kiralarını bundan böyle Muharrem toplayacaktır! Çuvalcılıktan tahsildarlığa terfi eden adamımıza Ford marka bir oto ve özel şoför tahsis edilir. Şeyh, ona, o mübarek eliyle bir cep telefonu hediye eder. Laptop filan da cabası.


Sonuç itibariyle, tarikat cemaati, klişeleşmiş bahanelerle deveran eden rantçı bir şebeke görünümündedir.


Muharrem de, aptallıktan manyaklığa giden yolu iki adımda kat eder. Ham bir kerestenin iç hesaplaşmasına döner iş… Nasıl ama?


Aylardır, heyecanla, umutla beklediğimiz film, Takva, aşağı yukarı bundan ibaret.


VAMPİR İMAM’DAN


OTÇUL HACIYA


Takdire şayan bir zikir sahnesinin üstüne, sevişme sahnesi paslı balta gibi iniyor. Bu tıknefes sıçrayış, bir zıtlığın ya da farkın sanatsal yetkinlikle vurgulanmasından ziyade, soyunma odasında yapılan bir el şakası etkisi uyandırıyor. Terkedilmiş bir mezbahada, kokuşmuş etlerin arasında uyanmak gibi.


Bu filmin Müslümanları aşağılamadığı söyleniyor. “Vurun Kahpeye” tarzında değilmiş. İçinde vampir imamlar yokmuş. Dahası, Takva, “beyaz sinema” denilen insanlık dışı bir masumiyetle aşılanmış filmlerin zaaflarından da uzakmış…


Takva filmi, senarist Önder Çakar’ın iddia ettiği gibi “Müslümanların iç filmi” mi? Hiç de bile. Tamam, camilerin altında süper marketler olmasın. Dindarların kapitalizmle uzlaşması, toplumumuzun sivil enerjisini heba ediyor; en azından törpülüyor. Çok doğru. Fakat bunların ötesinde 1] Muharrem, imrenilecek niteliklere sahip bir dindar arkadaşımız filan değil. 2] Muharrem’in ‘sapıtma’ şekli de çok ama çok yavan.


Kısacası, aslında, Takva adlı eser, “Vurun Kahpeye” ile “beyaz sinema”, Minyeli Abdullah tatlarını bir arada sunmanın ötesinde bir şey yapmıyor.


Tasavvufi bilgelik, ‘helal’ cinsellik, ölçüde tartıda hakka riayet, iletişimsel zarafet, Allah aşkı, İslami entelektüel veriler, iktisadi hassasiyet, samimiyet, bilinçle harmanlanmış dürüstlük, kadın – erkek ilişkilerindeki letafet ve cıvıltı, yoksullara hürmet, zenginliğin getirdiği mesuliyet, işleme konmuş cömertlik, kader olgusunun derinliğini sezme çabası, dua – tövbe – şükür bereketi, dindarca dostluk, mahremiyetin kutsallığı, nefs’le çekişmenin doğal görünümleri, alelade şeytanlıklar karşısında dirayet gösterebilme, aykırılıkta yerini bulan sempati öğesi… bunların hiçbiri Takva filminde, ilaç niyetine, zerre kadar olsun mevcut değil. O halde filmin adı niçin Takva?


KARASİNEK ETKİSİ


Filmi kotaran sanatçılara, katı laik hezeyanları takviye etmek ya da ne bileyim derme çatma bir parodinin getireceği hoyrat neşe yetiyor mu nedir?


Erkan Can’ın dillere destan oyunculuğundan, göklere çıkarılan performanslarından pek bir şey anlamıyorum. O kadar beğeniliyor ki, insan “Acaba bende mi bir tuhaflık var?” fikrine kapılıyor. Güven Kıraç ise her zamanki gibi rolünün hakkını vermiş.


Takva; dindarlık, tasavvuf, cinsellik gibi muazzam konularda kayda değer yanılgılar üzerine kurulmuş bir hikaye anlatıyor. Maalesef.


Ayrıca, 1] Muharrem, niye yuva kurmayı reddediyor? 2] Gördüğü erotik rüyalar onu neden korkutuyor, at kadar adam ilk kez mi ‘kötü rüya’[!?] görmüş? 3] Kosovalı çocuğun inançlarını yitirmiş olmasının anlamı / fonksiyonu ne? 4] Muharrem ne demeye bir anda, süzme psikopata dönüşüyor? 5] O saçma rüyasını niçin ille de şeyhe anlatmak istiyor? Rauf’a anlatsa olmuyor mu? 6] Engin Günaydın’ın canlandırdığı ultra gizemli tip, Muharrem’den ne istiyor? Hangi mantıkla hareket ediyor? 7] Rüyadaki kızın Şeyhin kızı çıkması nasıl bir dahiyane sürprizdir?..


Muharrem, takvasının öznesi değil. ‘Muttaki’den ziyade ‘mukallit’. Mesele bu. Sanki dindarlık, sokma akılla, yıkanmış beyinle, müfsit hiyerarşiye körkütük riayetle, çaresizliğin ve boyun eğişin en iç karartıcı görünümleriyle, hattâ beyinsizlik ile kalpsizlik arasında sallanıp durmakla filan mukayyet!?


Takva, eti yenir bir adamın, manevi çözülmesini, inançlarıyla eylemleri arasına mesafeler girmesini filan anlatmıyor. Ne trajik, ne komik. Bir eblehe, karasinek toslar ve ebleh kan kaybından ölür, gibisinden bir şeyler geveliyor. Tuhaf.


Takva


Yön.: Özer Kızıltan


Oyn.: Erkan Can, Güven Kıraç


Türü: Dram


Yapım yılı: 2006

Murat MENTEŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir