Patrikhanenin açılmayan kapısı ve İsmailağa Camii

Efendim dünkü bazı ulusal basına baktığımız zaman şöyle bir haber başlığı dikkatimi çekti: “ İsmailağa Kuran Kursu Yıkılacak..” Niye ? Çünkü boyu çok uzunmuş…Bak sen şu işe..Peki hemen İsmailağa Kuran Kursu’nun yanında duran üstelik 1881’den beri duran Binaya ne demeli? Çoğu kişi kırmızı klise veya kızıl kilise diye bilir. Ama aslında bu bina Haliç kıyısında Marsilya tuğlasından inşa edilmiş olan kırmızı, kuleli binayı Fener Rum Erkek Lisesidir…İşte İsmailağa Kuran Kursu’nun yıkılma gerekçesi aslında bu binanın önünü kapatması, kenarda bırakması…Yani patrikhanenin kızıyor olması…

Şimdi gelelim Patrikhane meselesine…Şimdi diyeceksiniz ki oooooo o kadar tarihe gitme sen şu İsmailağa Cemaatine niye üstüne gidiyorlar ondan haber ver diyeceksiniz ama yok benim öyle MİT’ten veya DERİN DEVLET’ten gelen bilgilerim yok…Ben tarihten aldığım bilgilerle bazı notlar aktaracağım geri kalan bulmayacayı tamamlamak da size ait..

Efendim Patrikhane, Fener`de kıyı yolunun hemen paralelinde bulunan Sadrazam Ali Paşa Caddesi`nde mütevazı bir kilise ve idari binalar topluluğu içinde yer alıyor. Peki kim bu Sadrazam Ali Paşa ? Hmmm canım sadrazam işte…Peki Sadrazam’da o kadar sadrazam var niye Sadrazam Ali Paşa..? Sebep şu 1821`de Yunan ihtilali sırasında II. Mahmud, Patrik Grigorios`u Patrikhane`nin ana giriş kapısında idam ettirdi. İşte bu nedenle Patrikhane`nin önünden geçen yola bu sadrazamın adı verildi. Yunanistan`da Türk azınlığın lideri Dr. Sadık Ahmet öldüğünde Fatih Belediye Meclisi`nde bir grup, Patrikhane`nin bulunduğu caddenin adını ‘‘Dr. Sadık Ahmet’’ olarak değiştirmeyi teklif etti. Ancak zamanın Belediye Başkanı Tantan, meclis üyelerine caddeye adını veren Sadrazam Ali Paşa`nın vaktiyle patrik astırdığını anlattı (meclis üyelerinin bu olaydan haberi yoktu), böylece öneri düştü. Rumlar da Patriğin önünde asıldığı kapıyı o gün bugündür açmıyorlar. Ne zaman açacaklar biliyor musunuz? Bir din adamı, müftü burada idam edildiği zaman…Bak sen şu inada…İşte onun için Patrikhaneye gelen ziyaretçiler ana kapının sağ ve sol girişlerinden içeri alınıyor.

Patriklik ibadethanesi olarak kullanılan Aya Yorgi Kilisesi 12`nci yüzyılda inşa edilmiş. 1601`e kadar kadınlar manastırı olarak kullanılan bu kilise Patrikhane`nin taşınmasıyla erkekler manastırına çevrilerek hizmet vermeye başlamış. Kilise`nin ana ibadet mekanı 12 sütun üzerine inşa edilmiş. 12 Havari`yi ifade eden bu 12 sütunun üzerinde havarilerin tasviri var. Patrikhane`nin Aya Yorgi Kilisesi`ne bitişik olan idari binaları ise çok yeni: 1941`de bir yangın bu binaları yok etti. Restorasyon 1989`da başladı, 1991`de bitti.

Patrikhane`nin kütüphanesi dünyanın en önemli arşivlerinden biri. El yazması eserler, padişah fermanları, minyatür, resim, gravür, fotoğraf gibi görsel dökümanlar bu kütüphanede korunuyor. Patriklik İsa`dan sonra 34`te kuruldu. 325`e kadar bugünkü Gümüşhane`de gizli bir kilisede çalıştı. 313`de Hıristiyanlık yasak din olmaktan çıktı, patriklik İstanbul Galata`ya taşındı.

Şimdi de gelelim İsmailağa Camii ve Kursuna. Kuran Kursu İstanbul’da Fatih’in Çarşamba semtindeki İsmailağa Camii, 1723’te Şeyhülislam yani Osmanlı İmparatorluğu’nda, bakanlar kurulunda sadrazamdan sonra gelen, din işlerinden sorumlu üye Ebuishak İsmail Efendi tarafından yaptırıldı. Şeyhülislam Ebuishak İsmail Efendi, 1645’te Çarşamba’da doğdu. Ailesinden çok sayıda kazasker (ilmiye sınıfının en yüksek derecesindeki devlet görevlisi), kadı, müderris, alim ve şair yetişti. Babası Kara İbrahim Efendi, Alaiyeli (Alanya). İstanbul’da müderrislik ve kadılık, 1657’de Kahire Kadı vekilliği yaptı. Kágir ve kubbeli cami, Lale Devri Osmanlı mimarisinin barok üsluba geçiş örneklerinden. Ana kubbenin iki yanında üçer küçük kubbe daha var. En, boy ve yükseklik bakımından Kábe’yle aynı ölçülerde.Caminin tüm ihtiyaçları, İsmailağa İlim ve Hizmet Vakfı aracılığıyla karşılanıyor.

Cemaatin kurucu şeyhi Şeyhülislam Ebuishak İsmail Efendi’den sonra cemaat, olanca alçak gönüllülüğüyle tarikat yolunda gitti. Cemaatin yeni lideri Batum-Ahıskalı Ali Haydar Efendi, 1900’lerin başında Fatih’te müderrislik yaptı. 1916’dan Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar 15 alimle birlikte saraydaki Huzur Dersleri’ne katıldı. Tefsir derslerinin verildiği bu geleneksel Huzur Dersleri, her yıl ramazanda sekiz kez yapılırdı. Padişah ve sarayın ileri gelenleri de dinleyici makamında olurdu. Cumhuriyet’in ilanıyla devlet katındaki itibarını yitiren Şeyh Ali Haydar Efendi, 1926’da “Şapka Devrimi’ne muhalefetten”, İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı, altı ay Ankara’da cezaevinde kaldı. Yine de ölene kadar, 34 yıl cemaatin liderliğini sürdürdü.

Eee diyeceksiniz? Bütün bunlardan sonra sonuç ne? Eesi şu…patrikhane yıllardır boş durmuyor…Önce buradaki evlerin birer alınması..Sonra buraların SİT alanı edilmesi…Özellikle AB’nin buranın restarasyonu için büyük paralar göndermesi….Herhalde Yunanistan’tan başta olmak üzere Ortodoks hristiyanlar burada sarıklı, cüppeli, şalvarlı ve çarşaflı insanlar görmek istemeyeceklerdir…AB’nin de baskısıyla birde Ekümenlik tanınırsa siz zannediyormusunuz ki..Burada İsmailağa Cemaati rahat rahat gezebilecek veya sohbet yapabilecek…Hiç sanmıyorum…Ama tabii ki herkesin birhesabı var Allah’ında bir hesabı var…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir