PERDELER

Söyleyen ya da dinleyen olduğumda, sözün ne kadarı anlaşıldı, verilenle anlaşılan aynı oranda mı kaygısı olmuştur içimde.

Tabi bir de kelimelerin anlatılmak istenen manayı tam olarak dile getirip getiremediği mevzuu var. Kelimelerden şüpheye düştüğümüzde aslına erebilmek için, onların ipine asılıp, ihtiva ettiği manaların derinliklerine doğru indiğimizde, düşünmeye başlamışız demektir…

İnsan neyin yokluğunu çekiyorsa, üzerinde onun tezahürlerinin tüttüğünü görürsünüz. Yoksulluk mu çekiyor, gıdasız mı kalmış onun izlerini gözlersiniz.

Sevgisiz kalmışsa odur ifade ettiği hal lisanıyla. Mana ve fikirden uzaksa, odur akseden gönül aynasında. Bilmedikçe istemeyen, istemedikçe bilmeyen insanın yolculuğu çok engellidir. Örtüler engeller perdeler var hep karşımızda. İnsan sürekli aramaya, bulmaya memur.

Buldukça da daha çoğuna mahkum. Bir takım hakikatlere eriştikçe, hedef bir menzil ileri taşınmak da. Bu hareketlilikten uzak kaldığımız, manasız ve fikirsiz zamanlarımız, yaşamadığımız anlardır.

Ölü kalpler ve yaşayan ruhlar ayrımı burada başlıyor. Kendi kendine ham halde iken, bir varlık, bir oluş gösteremeyen insan, ancak kendisine hikmet verilenlerden sızan manayı fark ettiğinde yoldan kaldığını görüp, harekete geçebilmektedir.

Bir zaman acı ve tatlı suyun birbirine karışmasını engelleyen, vahiyle bildirilmiş olan, denizlerdeki perdeyi keşfedince Kaptan Gusto, dünya çapında bir hadise olarak, günlerce basında yer almıştı.

Halbuki perdeler yalnız denizlerde değil, hayatın her safhasında açılıp, aşılması gereken bir engel olarak hep karşımızda… Denizlerin birbirine karışmasını engelleyen perdeler bizi doğrudan etkilemez ama hayatın içindeki asıl ortaya çıkarılması, açık edilmesi gereken, üzerinde en çok durmaya muhtaç olduğumuz konu, hayatın güzelliklerinin ve hakikatlerinin üzerinde ki perdeler…

Muayyen bir zaman dilimi içinde, belirli bir oluşla mükellef olan insanın kendi özüne, gerçeğine ulaşabilmesi, ihtiva ettiği manaya erebilmesi ne kadar müşkül…
Bundan dolayı, “Bütün insanlar hüsrandadır.” Her şeyin aslı hakikati bin bir örtü altında gizli. Zulmette karanlık da kalmış olan insan, el yordamıyla hakikatini aramaktadır.

Olmamıza, anlamamıza engel ne çok şey tutar bizi… Karşımıza çıkan en büyük engel, zanlarımızdır çoğunlukla. İnsan kendine en büyük tuzak. “Benmişim kendime en büyük ceza”
Çeşitli düşünce birimlerinde tarif edilmiş olan insan, oluş süreci içinde, anlatılan kademeleri, o kademelere ulaştıkça algılar. Tarif edilen o manayı yaşadığımız zaman ne anlama geldiğini öğreniriz.

Bu yalnız insan gerçeği için değil, Allah ın tüm ayetleri için geçerli bir kural. İnsan da ki mana ne sözle anlaşılır, ne amelle… Belki ikisinin beraberliği o manadan bir sızıntı olur…

Varlık da ki her şey kendi hal diliyle bize tevhidi söyler. O dile erişmek mesele olan.
Müslüman olmak bir anlamda kendini oldurma sanatıdır aslında.

Sanatla, edebiyatla, fikirle, üslupla, şahsiyetle, ilimle irfanla bin bir türlü ayetle insan, ehad olana çağırıldı. Her şey insanı avlamaya özüne döndürmeye memur ama bir türlü yetişemedik, anlayamadık. Bir şeyler hep eksik, bir şeyler hep yarım…

Yetmiş iki bin alemi gönlümüze sığdırabilecekken, bizim manzaramız hep yangın yeri…
“Seni aramam için beni uzağa attın / Alemi benim, beni kendin için yarattın.” Hikmetini şair diliyle ne güzel ifade etmiştir.

En güzel şekilde yaratıldıktan sonra, aşağıların en aşağısına çevirtilen insan, hakikatine ulaşabilmek için perdeler perdelerle kuşatılmıştır.
Aslında perdelerin mahiyetleri ve onları aşmaya dair söylenecek tüm hikmetler mana kaptanları tarafından söylenmiş de, anlaşılması gereken tüm manalar muhataplarınca anlaşılamamıştır.

Dışımızda ki kavgayı verirken, içimizde ki mücadeleyi kaybediyoruz. Bu insanın kendi kendine ihanetidir.
Perde sözüyle anlatmak istediğimiz öyle bir şey ki, insan karşısında ki insana ulaşamıyor perdeler yüzünden. Önünde ki kitaba, okuduğu yazıya, söylenen söze ulaşamıyor perdeler yüzünden.

Kuran-ı Kerim gibi bir mucize, yüzyıllardır hakikat güneşi gibi yanarken, onu elimizde ve dilimizde tutup, perdeler yüzünden ona eremeyip ziyan olmuşuz… Vahamet arz eden bu meseleye hassasiyetimizi yoğunlaştırıp, varlığın mana denizlerinde hakikati keşfedip, biz acemi tayfalara sunan gerçek kaptanlara dikkat kesilelim.

“Fikir elinde fikir; kölen emrinde kaptan..”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir