PKK FEODALİTESİ



Anayasa mahkemesi DTP’yi kapattı. Bu kapatma siyasi ve konjoktürel olarak eleştirilebilir. Ancak DTP’nin kapatılmak için epey çabaladığı da inkâr edilemez.
Kürtlerin en önemli sorunlarının ağalık sistemi olduğunu yazmış, bu nedenle bireyselleşemedikleri ve mutlaka bir ağa arama ihtiyacı içinde rüşde ermemiş bir görüntü verdiklerini söylemiş ve malumu ilan etmiştik.
DTP’nin kadın vekillerinin sayısı, seçmeni temsil etme noktasındaki duruşları, davalarını ifade etme cesareti göstermeleri, Meclis kürsüsündeki konuşmaları Türkiye’nin geleceği ve Kürtler adına sevindirici bir gelişme olarak da inkâr edilemezdi. Giyim kuşamlarından davranışlarına kadar doğulu kadın imajını yıkan bir özgüven ve modernite içinde görünüyorlardı. -Doğulu kadından kastımız konuşmaktan, meramını ifade etmekten aciz, bir resme yaptığımız atıftır. Namus timsali doğulu kadını içermez.-
Ancak bunun görüntüde olduğu ortaya çıkmıştır.
Onlar ağalık sisteminin geleneksel kalıplarına ve şekillerine uymuyorlardı ama en ilkel ağalık zihniyetinin bir ürünü oldukları anlaşılmıştır.
Ağa marabasını kâhya yapar, vekilharç yapar, zengin yapar; gözden düşünce isterse bir hiç yapardı.
Bugün görüyoruz ki ağaların yerini PKK almıştır ve modern ağalık bir örgüt çatısı altında sürmektedir.
Ağanın çıkarını kollamak ve düzenini sürdürmek için müttefikleri vardır, işbirlikçidir, mahfillerde gözlerden ırak şekilde kotarır işlerini. Marabası ağa için ölür, binlerce bağlı ölsün yeter ki ağa yaşsın düşüncesi hakimdir.
Kürt örgütlenmesinin son siyasi çatısı DTP’nin milletvekili adaylarını nasıl belirlediği bize meçhuldür. Ahmet Türk, Sırrı Sakık eskiden de milletvekili idi ve bu güçleri ile aday ve milletvekili olabildiler. Ama DTP’nin kadın vekilleri kendilerini aday gösteren iradenin çizdiği dairenin dışına çıkamadıkları ortadadır. Hep birlikte kendilerini Meclise taşıyan irade bugün istifa etmelerini ve örgütün istediği bir gidişi dayatmış görünüyor. Buna karşı yapacakları İmralının muhatap alınması talebidir.
Ağalık sisteminin yerini PKK almıştır yani. Ağalığın yüzyıllara dayanan bir tecrübesi, raconu ve bağlı olduğu değerler vardı. Kafasına eseni yapamaz, ağzına geleni söyleyemez ve istediği davranışı gösteremezdi. Kadınları öldürmez, çocuğa dokunmaz ve aman isteyeni katletmezdi.
DTP’ye yön verenlerin bu bağlamda bir tecrübesi, ilkesi veya kararlarını sorgulamayı sağlayacak kendilerini bağlayan kurallar olduğu söylenemez. Modernlik içinde hareket alanı başıbozuk, kitlelerin taleplerini dikkate almaz; ancak kitleler onun talebi ve iradesi doğrultusunda harekete geçirilen sürü sayılmaktan başka bir anlamı görünmez.
Yıllardır ezildiğini kabul edenin ilk isyanı babasına, ilk kurşunu çevresinedir. Linç kültürü dışında bir siyasi kültür, kendi menfaati üstünde bir toplum, aşiret, ulus veya ülke menfaati tanımaz. Bir düdükle meydanları doldurur, bir işaretle işyerlerini, otomobilleri yakar yıkar ve tahrip eder. Ne adalet, ne hukuk ne de vicdan tanımayan bir özgürlük içinde olmayı temel ilke sayar. Ölmekten korkmadığı gibi günahsız insanları öldürmekten de çekinmez. Yüzyılların ezikliğini telafi ve tamir ettiği bir güne gelip dayandığını sanır. Bu Bilge köyünde korucular eliyle, Bulanık’ta esnaf eliyle, Reşadiye’de örgüt yoluyla, İstanbul’da çocuklar vasıtasıyla gerçekleşir.
Apo’nun, PKK’nin, DTP’nin gücü bu kitleyi tanımaktır. Ona kendini gerçekleştirme alanı gösterir, sonuçları umurunda değildir. Yakıp yıkmak, geleceği tehlikeye atmak, kimin oyununda figüran olduğuna dair bir düşünceye sahip olmamak, kimseyi rahatsız etmez. Madem öyle işte böyle dışında bir cümle kuramaz.
Açılım denir, hakları tanınır, barışın eşiğine gelinmiştir; gelecek daha iyi ve umutlu günlere gebedir. Fakat kendini gerçekleştirdiğini sandığı bir gösteriş, bir eylem ve yürüyüş için bütün bu umutları harcar.
İşte bu yüzden Kürtler adına örgütlenen organizasyonlar bir direniş eylemliliği içinde olabilirler ancak devlet aklına, maşeri vicdana ve adalet fikrine ulaşmakta zorlanırlar. Hesapları kısa vadeli, dostuna düşman, düşmanına dost olmaktan çekinmeyen bir fütursuzluk gösterir. Başkasına olduğu kadar içinde çıktığı aşirete, kabileye, örgüte karşı da geri dönülemeyecek bir çatışmayı göze alabilir. Denge bilmez. Bildiği tahterevallidir. Ya iner ya çıkar. Ya aşağıda ezilendir ya üstte ezendir. Orta yolu düşünmez; iktidarın iradelerin ve güçlerin koalisyonu olduğuna aklı basmaz.
Kürtlerin çıkarı AKP’yi desteklemek mi yoksa Ergenekonla iş tutmak mı? ABD; AB yabancı devletlerle müttefik olmak mı yoksa Türkiye ile barış içinde bir gelecek inşa etmek mi? On yıllardır Kürt-Türk çatışmasına girmeyen bütün Türkiye’yi bu çatışmaya çekmek mi hayrınadır yoksa tahriklere prim vermeden sağduyulu bir mücadele yürütmek mi?
Osmanlı coğrafyasında katliamlar nasıl oluşur? Bunu anlatarak Türkiye’de yaşayan herkesi uyarmak istiyorum:
“Kürtler tehdit etmekte ısrar ederler. Batılı devletlerin kendilerine yardıma geleceğini düşünerek övünürler. Hükümet ve devlet aleyhine entrika düzenlemeye devam ederler. Birbirinin entrikalarını sessiz sedasız ele verirler. Silahlanırlar, birbirlerini öldürürken genel kitleyi darıltırlar. Vurucu bir güç olabilirler ama düzenli askeri güç olamazlar. Aşiret yapısı en modern örgütlerde devam eder. Türkler batılı devletlerin Kürtlere yardım ettiğine inanırlar. Kürt davası için dağdaki ve şehirdeki şiddete sessizce sabrederler. Bu konuda binbir şayia, komplo ve dalaverenin varlığına inanmak zorunda kalırlar. Çocuklar gibi bir şımarıklık içinde zayıf olan kendisini sıkıştırıp durmuştur. Önce güvenliğini sonra varlığını kemirip durmaktadır. Devamlı olarak kuvvetli ve çoğunluk olanla alay edip durmuştur.”[1]
Sonunda engellenemeyecek bir öfke patlak verir. Bu öfkeyle harekete geçer. Öfkeye kapılan kuvvetli ve çoğunluk ummadığın bir anda doğrulur; 24 saat içinde kendisini kör bir öfkeye kaptırır. Kürt özgürlüğü, federasyonu veya devleti ümitsiz bir harabeye çevirir geçer. AB hukukuyla, askerlik kanunları ile bağlı olmadığını bilen kör öfkeye kapılmış bu çoğunluk erken davranarak bir günde bade harabül basra’ya çevirir ülkeyi.”
Bu söylediklerim Osmanlı devrinde Anadolu’da çok yaşanmıştır.
Bu nedenle örgütlü Kürtler devletten, askerden güvenlik güçlerinden daha çok Türklerin bu öfkesinden korkmalılar. Bugüne kadar olanları egemenlerin bir iç dalaşı olarak görmüştür. Ama artık tehlike evine, işyerine, otomobiline hasılı varlığına kastetme aşamasına gelmiştir. Bıçağı kemiğe dayamak, bardağı taşırmak hangi olayla başlar bilemezsiniz. Sosyolojik kitle katlinin ne zaman başlayacağını bilemezsiniz. Bu toprak kaymasına benzer. Yıllarca küçücük bir su kaynağı zemini ıslatır, devasa toprak bulunduğu yerde kendini tutamayacak bir hale gelir ve bir anda dağlardan aşağı kayar, önüne ne geçerse boğar atar.
Bu tehlike istenmeyecek, arzulanmayacak bir gerçek olarak vardır. Bu tehlike işinde gücünde ve DTPliler gibi sadece dilinde değil davranışında, hayatının bütün safhasında barış ve birlikte yaşama iradesi olan Kürtleri kapsamaz. Çocuk hastalığını bıçak kemiğe dayanacak kadar kanırtan Örgütlü Kürtlere yönelik bir uyarıdır. O zaman Anayasa Mahkemesinin parti kapatmasından daha tehlikeli sonuçları hep birlikte yanarak görmek zorunda kalırız. Dilerim ülkeye ve örgütlü Kürtlere sağduyu egemen olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir