PKK’nın Son Çıkışlarının Anlamı Ne ?

ABD’nin Kürtlerin hamisine dönüşmesinden cesaretlenenler, kentli görünen yeni lider kadrolarının idaresinde, şiddet kullanma yeteneklerinin bulunduğu ve AB süreci çalışmazsa şiddeti kentlere yayacakları mesajını veriyor

Güneydoğu’da yoğunlaşan, İstanbul’un merkezine kadar taşan şiddet olayları, yine malum terör örgütünün eylemleri olarak algılanıyor ve asıl sorun da burada başlıyor. Oysa, gelişmeleri Anadolu’nun Doğusu’nun jeopolitik değerlerinden (su kaynakları, enerji güzergâhı vs.) ve öneminden, bu bölgenin Büyük Ortadoğu Projesi içindeki yerinden, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyenlerin jeostratejik niyetlerinden, Irak’ın Kuzeyi’ndeki gelişmelerden ve Avrupa Birliği sürecinden soyutlayarak yorumlamak mümkün değildir.

Medeniyetler çatışması
Sorunun bu boyutlara varacağına ilişkin emareler ise çok önceden verilmişti. Soğuk Savaş döneminin sona ermesinden hemen sonra, arzu edilen yeni dünya düzeninin jeopolitik emelleri için ortam oluşturmak amacıyla Samuel P. Huntington tarafından sipariş üzerine kaleme alınan ’Medeniyetler Çatışması mı?’ adlı makalede ifade edildiği şekliyle yeni dünyada beşeriyet arasındaki büyük bölünmeler ve hâkim mücadele kaynağı kültürel olacaktı… Küresel politikanın asıl mücadeleleri farklı medeniyetlere mensup grup ve milletler arasında meydana gelecek, medeniyetler çatışması küresel politikaya egemen olacak, medeniyetler arasındaki fay hatları günümüzün muharebe hatlarını oluşturacaktı. Huntington’ın tezi ABD’nin küresel jeopolitik emelleri için kurgulanmıştı ve medeniyetler çatışmasında öncelikle, etnik ve dini farklılıkları ve enerji zengini İslam’ı öne çıkardı.
Huntington’ın makalesi Türkiye’deki entelektüel çevrelerde de ilgi ve kaygı ile karşılanmıştı. Ancak, Huntington’ın aynı makalede Türkiye ile ilgili sözleri gözden kaçmıştı; “Gelecekte, insanlar kendilerini medeniyete göre tefrik ettikçe Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi farklı medeniyetlere mensup çok sayıda kavmi bünyesinde barındıran ülkeler parçalanmaya namzettir… Bu tür bir bölünmenin en aşikâr ve prototipik örneğini Türkiye teşkil etmektedir… Türkiye, tarihen en derin biçimde bölünük ülkedir.”
Huntington, Türkiye’nin küresel jeopolitik emeller için bölünmek istenen bir ülke olduğunu bundan daha açık yazamazdı.
11 Eylül olayından bir süre sonra ABD Başkanı George W. Bush, yeni yüzyılın tarihini yazacaklarını açıkladı. Condoleezza Rice ise Genişletilmiş Ortadoğu’daki 22 ülkenin haritalarını değiştireceklerini ilan etti. Genişletilmiş Ortadoğu coğrafyasındaki ülkelerden birisi de Türkiye idi. Yani, Türkiye’nin de haritası değiştirilecekti.

Hayaller
AB süreci, Türkiye üzerinde jeopolitik emelleri olanlar için bir fırsattı; demokratik değerlerin yaygınlaştırılması gayretleri, Güneydoğu’da federal bir devletin kurulmasıyla sonuçlandırılacak, bu oluşum Irak’ın Kuzeyi’ndeki gelişim ile ilişkilendirilecek, sözde ’Büyük Kürdistan’ ile bölgenin hem petrol hem de su kaynakları kontrol edilecek; coğrafya belki de Bakü-Tiflis-Ceyhan güzergâhını içine alacak şekilde genişletilecekti.
Gümrük Birliği Anlaşması’na ek protokolün Kıbrıs sorunu nedeniyle TBMM’ye getirilememesi, AB sürecini ve bu süreç üzerinden emellerini gerçekleştirmek isteyenleri zora sokuyor. Irak’ın Kuzeyi’ndeki gelişmelerden, ABD’nin Kürtlerin hamisine dönüşmesinden cesaretlenen bölücüler, şehirli postmodern görüntüler sergileyen yeni lider kadrosunun yönlendirmeleriyle şiddet kullanma yeteneklerinin de olduğunun; AB süreci çalışmazsa, gayretlerini şiddet kullanarak ve şiddeti dağlardan şehirlere yayarak sürdürebileceklerinin mesajını vermek istiyorlar.

Stratejik derinlik
Ritmik stratejik derinliklerde dış politikada farklıklar arayışı görüntüleri veren ve ürettiği ritim farklılıkları nedeniyle bazen kendi dengesini bozan politik otorite, iç politik mülahazalarla askerlerin terörle mücadele yasasının tadil edilmesi ve terörle mücadele için bir koordinasyon merkezi kurulması tekliflerini geçiştirmiş ve ’Kürt sorunu’, ’demokratik cumhuriyet’ söylemleriyle çıkış yapmışken; şimdi, mücadelede sorumlu muhatap olarak terörle karşı karşıya kalıyor; sorunu ’özgürlükler-tedbirler’ çatışmasına dönüştürerek gerçeklerden uzaklaşıyor. Sorunu doğru yorumlamak ve gerçekçi tedbirler geliştirmek için öncelikle, Türkiye üzerinde oynanan oyunu doğru tanımlamak; terörün, bölücülüğün bir unsuru olduğunu, asıl sorunun ise dış kaynaklardan beslenen bölücülük olduğunu kavramak ve buna göre irade oluşturmak gerekiyor.

Nejat Eslen: Emekli tuğgeneral

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir