PKK`ya Operasyon Gerçekleşmeyebilir

Eski Mit Müsteşarı Sönmez Köksal, FBI Ve CIA Ziyaretlerini Milliyet gazetesinden Derya Sazak’a değerlendirdi.

KÖKSAL: PKK`yla mücadelede operasyon beklentisi gerçekleşmeyebilir. Kandil`e operasyon konusu en basit çözüm gibi görülüyor. Yüzde yüz başarılı olmak mümkün değil. Bu, Silahlı Kuvvetler`e yük getirir
DERYA SAZAK: Irak`taki seçimler öncesi, FBI ve CIA başkanlarının Türkiye ziyaretleri dikkat çekiciydi. MİT Müsteşarı Emre Taner de bir süre önce Kuzey Irak`a giderek Barzani ile görüştü. Öcalan`ın İmralı`dan verdiği “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliğini tanıyoruz” mesajı da aynı döneme rastladı. Bu sıcak gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? CIA Başkanı`nın bu ziyaretini neye yormalıyız?
SÖNMEZ KÖKSAL: Doğrusu bilmiyorum, belki bilsem de söylemem ama bu tür ziyaretler sık sık yapılır. CIA ve FBI başkanları göreve yeni geldikleri için Türkiye`ye gelmelerinde olağanüstülük aranmamalı. Bizde de MİT Müsteşarı değişti. Birbirleriyle tanışmak isteyeceklerdir.

Her şey konuşulmaz
CIA gibi gizli servis başkanının öyle elini kolunu sallayarak Emniyet`e, Başbakanlık`a gitmesi usulden midir?
Ben de merak ediyorum niye basına sızdırıldı? CIA Başkanı`nın ziyaretine yüksek profil verilmesini ABD istemiş olabilir.

Gizli olmasındaki fayda nedir?
Spekülasyon önlenir. CIA Başkanı`yla ilgili haberlerde bunu gördük, çoğu masa başı değerlendirmelerdi. Türk-ABD ilişkileri 1 Mart tezkeresinden sonra sarsıldığı için her şeyin yerli yerine oturması uğraşında ABD tarafı, siyasi bir anlam vermek için bu ziyareti ön plana çıkarmış olabilir. Ankara temasları açıktan yapılınca bu defa da sanki PKK konusunda ya da İran ve Suriye`ye yönelik bir beklenti içine giriliyor.

PKK`ya karşı operasyonel beklenti…
PKK`yla mücadelede operasyon beklentisi yeni değil. Ama bu beklenti gerçekleşmeyebilir.

CIA`nın Türkiye dahil Avrupa`da gizlice dolaşan `sorgu – işkence uçakları`nın yol açtığı skandal nedeniyle güven – imaj tazeleme sorunu da bulunmuyor mu?
Olabilir. Her şey görüşülür CIA Başkanıyla ancak hiçbir zaman ayrıntıya inilmez.

1992`de MİT müsteşarıydınız, görevde bulunduğunuz 6 yıl süresince Güneydoğu`da neredeyse bir iç savaş ortamı yaşandı. Faili meçhul cinayetler işlendi. Uğur Mumcu örneğin… Mumcu suikastında İran faktörü arandı. CIA Başkanı ile görüşürken bu tür dosyalar gündeme gelir miydi? ABD`den yardım alır mıydınız?
Düşündüğünüz tarzda her şey konuşulmaz. Zaten her sorduğunuzun da cevabını alamazsınız. Kural şudur: “Give and take”. Ne biliyorsan onu alırsın, ne alıyorsan onu verirsin. Siyasi ya da diplomatik bir görüşme gibi esas itibariyle tehdit değerlendirmesi yapılır. Her istediğini alamazsın ama her istediğini de vermezsin. Gizli servis ilişkisi fevkalade tekelcidir. Bilgiyi sadece kendi çıkarına kullanmak esastır.

MİT ve CIA başkanları dostça sohbet ederken, “11 Eylül`ü nasıl atladınız ?” diye bir soru gündeme gelir mi? Görevde olsanız ABD`li meslektaşınıza merakınızdan böyle bir soru yöneltir miydiniz?
Öyle bir şey sorunca o da size başka bir şey sorar. Her şeyi iki dost olarak görmeyin.

İran siyasi karar gerektirir
Samimi konuşulmaz mı?
Servis ilişkisinde gayet somut konuşulur. Tehdit değerlendirmesi yapılır ama operasyonel işbirliği konusunda servisler birbirlerine çok temkinli yaklaşır.

ABD`li yetkili Türk meslektaşına soruyor: “İran`da nükleer santral meselesi var. Operasyon yaparsak neresinde olursunuz?”
Bu durum siyasi karar gerektirir.

MİT`in başına 27 Mayıs sonrası asker kökenli müsteşarlar atanırken sizinle diplomat kökenli sivil yönetici dönemine geçildi. Asker -sivil ayrımı, 12 Eylül`e dek süren “darbeler sendromu”nun ürünü müydü ? Demirel, “darbeleri haber vermiyor” diyerek MİT`i eleştirmişti.
Kendi dönemimde komuta heyetiyle gayet güvenli ilişki içindeydim. İşbirliğinden öyle zannediyorum ki devletin üst kademesi de yararlandı.

Mumcu suikastını aydınlatmak “devletin namus borcudur” denildi ama bu sözün arkası gelmedi. Kamu vicdanında olay hâlâ karanlık.
Mumcu suikastında sonradan bazı sanıklar ele geçirildi. Bu cinayetler, MİT`e dönük haksız tenkitlere yol açan bir husustur. Doğrudur, istihbaratın hedefi bu tür olaylar meydana gelmeden önce engellemeye çalışmaktır. Başka ülkeler, başka servisler bu işin içine girince bazı perdeleme olayları yaşanıyor. O zaman birinci önceliğimiz PKK ile mücadeleydi.

Kandil`de tereddüdüm var

Kandil`e operasyon konusunda ABD`ye baskı yapılıyor.
Orada tereddüdüm var . Operasyon en basit çözüm gibi görülüyor. TSK yok etsin deniyor. Mesele bu kadar kolay olsaydı, 1995`lerde birden çok askeri harekât yapıldı Kuzey Irak`a ve PKK`nın barındığı dağlara.

Operasyon çözüm değil mi? ABD`den `icazet` almak gerekiyor mu?
Gerektiğinde yapılır ama çözüm olarak görmüyorum. Çünkü İran`ın da desteğini almak lazım. Kuzey Irak`ta Barzani – Talabani desteği gerekiyor. Böyle bir operasyon TSK`nın sırtına yüklenen haksızlık olur. Terör bitmezse, başarılı olunamadı denir. Yüzde yüz başarılı olmak mümkün değil. Türkiye tek başına yapabilir.

Türkiye`nin Irak siyasetinde köklü değişiklikler gözleniyor, federasyona olumlu bakılıyor. Buraya nasıl gelindi?
1920`lerde Musul olayı var, Misak – ı Milli içinde olması daha çok petrol yataklarına bağlanmış. Aslında Cumhuriyet`in kurucuları, Amasya Beyannamesi ile Musul`un Türkiye toprakları içinde yer almasını sınırlarımız dışında Kürt varlığı oluşmasını engellemeye dönük bir strateji olarak düşünmüş. Kürt nüfusunun yaşadığı coğrafyanın bir bütün olarak Türkiye ile beraber olmasını istemişler. Şimdi yepyeni bir durum var ortada. Ankara, Irak gerçeğini gözöünde tutmak durumunda. Kuzey`de federasyona gidiliyor.

Öcalan kullanılabilir
Irak`la yollarını ayıracak, bağımsız Kürdistan…
Bağımsızlığa da gitmeden Kuzey`deki oluşum kendine yeter hale gelmeye başladı,

ABD askerlerini çekebilecek mi?
Çekilme planı hazırlanıyor anlaşılan, çekildikten sonra iç savaş ortamı doğabilir.

Özal “Federasyonu tartışalım” demişti, K. Irak`taki Kürtlerin Türkiye ile birleşeceği bir federasyon.
Misak – ı Milli içine girmiş olur hepsi. Türkiye`den kopma diye bir senaryo gerçekleşmez. Kuzey Iraklı Kürtler, Türkiye gibi güçlü bir ülkeyle barış içinde yaşamak istiyorlarsa böyle bir senaryo öngörülebilir.

Irak , Türkiye, İran ve Suriye`den toprak koparabilecek Kürt devleti olasılığı nedir?
Türkiye üzerinde böyle katastrofik senaryo yapmak isteyenler ağır bedel öder.

Barzani, Sevr`e gönderme yapıyor.
Bir iki politikacının beyanatıyla Türkiye`nin bölgesel güç olma özelliği değişmez.

Öcalan`ın “Demokratik Cumhuriyet” teziyle ifade ettikleri günlerde, “üst kimliki”le teyidi ne anlama geliyor? “Öcalan`ı kullanalım” siyasetine mi dönülüyor?
Öcalan çok fikir değiştiren birisi, mahkemede de görüldü. Türkiye`nin şiddetten uzak tutulması için her imkânın kullanılması lazım.

Öcalan da buna dahil mi?
Evet ama bunu söylemeden yapmak lazım.

Yeşil diye birinin var olduğu söyleniyor

Şemdinli olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok değişik anlatımları var, çok karışık .

JİTEM var mıydı?
Jitem yok deniyor.

Binbaşı Cem Ersever`in anıları var, JİTEM`in varlığını açıkladıktan sonra öldürüldü.
MİT`le ilişkisi olmayan şeyler.

JİT için ne söyleyeceksiniz?
Çıkan bir yasayla Jandarma içinde istihbarat birimleri kuruldu diye hatırlıyorum. Belki vardı legalize oldu. Derin devletten Türkiye`de anlaşılan işte, içinde MİT, Jandarma, TSK da var..

Kontrgerilla…
O özel harp tanımlaması. Derin devletten anladığım tanımı olmayan bir şey ama herkes derin devletten bahsediyor. Devleti kontrol eden bir merkez, yok! Benim için derin devlet yok. Özel kuvvetin yapılanması olabilir.

Susurluk`ta ortaya çıkan neydi? Şemdinli`de `İkinci Susurluk` diye anılan olay.
Uzun yıllar terörle mücadele içinde yaşamış toplumun bütün dokuları bozuluyor.

Devlet , Susurluk`tan sonra bu temizliği yapabildi mi?
Yapmış olabilir . Güneydoğu`da hangi koşullar altında terörle mücadele edildiğini unutmamak gerekiyor. Türkiye ayağımızın altından kayar haldeydi. Bazı hatalar yapılmış olabilir.

Yeşil`e ne diyorsunuz, o da mı sanaldı?
Yeşil olarak birisinin var olduğu söyleniyordu. Bazı kuruluşlara sormak lazım. Var olduğu söylenen birisi.

Suriye istihbaratı kof çıktı

Demirel`in başbakan olarak Suriye`ye yaptığı ziyarette, Öcalan`ın Şam`da oturduğu evin adresi Hafız Esat`a verilmişti. Yakalanması için neden 5 -6 yıl geçmesi beklendi?
Suriye İstihbarat servisini gözümüzde fazla büyütmüşüz , ne kadar kof olduğu anlaşıldı.

Bu “Bekaa`ya operasyon düzenleyebilir, Öcalan`ı bertaraf edebilirdik” anlamına mı geliyor?
MİT o dönemde bunu yapabilirdi.

CIA operasyonuyla yakalandı.
Öyle tabii.

Öcalan`ın Türkiye`ye teslim edilmesi son dönemde ABD`nin Kuzey Irak`ta Barzani ve Talabani`ye soluk aldırma operasyonu olarak değerlendiriliyor. Ecevit , “Öcalan`ı ABD niye verdi bilemiyorum” dedi.
Altı yıl geçtikten sonra bu yorumlarda fazla isabet görmüyorum.

Öcalan`ı teslim almazdık diyen bir iktidar çıkar mıydı?
Öyle şey olur mu? Terör nedeniyle uçuruma doğru gidiyorduk. Suriye üzerindeki baskıyla Öcalan Şam`dan çıkarıldı. AB ve ABD ilişkilerindeki normalleşmenin, global aktör olarak destabilizasyondan çıkmanın anahtarı Öcalan`ın teslimiydi. Bilemiyorum Ecevit`in ya da başka bir iktidarın “Öcalan`ı teslim almıyorum” deme şansı var mıydı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir