PLANSIZLIĞIN BÖYLESİ!

İlginç ama bir o kadar da trajikomik
bir haber. Adana’da henüz yapılan bir hastane, sedyelerin geçeceği kadar geniş olmadığı
gerekçesiyle yıkılıyor. Basında yer alan haber aynen şöyle: “Adana Numune Hastanesi, geçen ay
başında 606 yataklı yeni binasına taşındı. Ancak yeni binasının acil servis
ünitesindeki kapılar ve koridorlar, sedyelerin geçeceği kadar geniş olmadığı
gerekçesiyle yıkılmaya başlandı.”

Haberin
devamı da inanılır gibi değil: “Hastanede yeni doğan ünitesinin olmadığı,
muayene odalarında da lavaboların unutulduğu anlaşıldı. Adana’nın Seyhan
ilçesindeki Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, TOKİ tarafından
yaptırılan merkez Yüreğir İlçesi Serinevler Mahallesi’ndeki yeni binasına 1
Ocak’tan itibaren taşındı. Ancak acil servis bölümünün kapılarının dar olması
yüzünden sedyelerin geçemediği fark edilince, hastane yönetimi acil servisi
eski binada bıraktı. Yapılan incelemelerde ünitenin acil servis standartlarını
taşımadığı belirlendi. Bunun üzerine yeni binadaki acil servis ünitesi için
yeniden ihale açılarak, koridor ve kapıların istenilen ölçüde yapılması
inşaatına başlandı.”

Bu kadarı da olmaz dedirtecek kadar tuhaf bir haber ne
yazık ki. Benzer bir haber de Hatay’dan. Yakın zamanda hizmete giren Hatay
Havaalanı sel baskını dolayısıyla sular altında kaldı. Bu listeyi uzatmak mümkün.
Geçtiğimiz günlerde aşırı yağışlardan dolayı Karadeniz otoyolunun bazı
bölümleri deniz tarafından yutuldu. Plansız ve programsız iş yapmanın en tabii
sonucu bunlar. Bu olayların hepsini doğal afetlerle izah etmek de aşırı
kolaycılık olur.

İstanbul’un o muhteşem silüetini bozan
ve Zeytinburnu semtindeki gökdelenler için bir belediye yetkilisinin
söyledikleri de son derece tuhaftı: “İzin verirken silüeti bu derece
etkileyeceğini hesap edememiştik.” İşte bu açıklama her şeyi fazlasıyla izah
ediyor. Plan, program ve vizyon yoksunluğu. Yıllar önce, Sultanahmet Camii’ni
ziyaret eden bir yabancının şu sözlerini hatırlattı bana: “Sultanahmet’i
yapanlar Türk olamazlar. Eğer bu eseri Türkler yaptı ise siz Türk değilsiniz.”
Evet, bu güzelim eserleri yapanların torunları bu kadar beceriksiz olamaz. Hele
de Mimar Sinan’ın Süleymaniye külliyesini yaparken ortaya koyduğu planlama dehasını
görüp de hayran olmamak mümkün değil.
Oradaki muazzam planlama, sadece kusursuz bir eser ortaya çıkarmakla
kalmamış. Aynı zamanda eser tamamlandığında caminin halısına, avizelerine kadar
her türlü detay hazır haldeydi. Üstelik burada öylesine bir insan kaynakları
planlaması vardı ki, dünyanın dört bir yanından gelen binlerce insan,
problemsiz bir şekilde istihdam ediliyor, yedirilip içiriliyor ve ücretleri hiç
aksatılmadan liyakata göre ödeniyordu. Bugün tüm dünyanın hayranlıkla
karşıladığı bu kadar ince planlamayı yapan bir toplumun torunları nasıl oldu da
böylesine sakar hale geldiler? Bunun
cevabı da yine Süleymaniye külliyesinin hikâyesinde saklı. İşin sırrı, “Emaneti
ehline vermek”. Kayseri’nin Ağırnas köyünde fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelen Mimar Sinan’a bu görevi veren devlet mekanizması bu sırrın gereğini yapmıştı.
Nitekim Mimar Sinan da ihtiyaç duyduğu eleman ihtiyacını kendi köyünden
topladığı amelelerle karşılamayı düşünmemişti. Dünyanın neresinde iyi bir usta
varsa onu arayıp bulmuş ve bir araya toplamıştı. Din, dil, ırk farkı gözetmeden…
Aradığı tek kriter vardı: İşin erbabı olmak.
Ve bunu yaptığı içindir ki, Mimar Sinan’ın eserleri asırlara meydan okuyarak
bugünlere geldi. Zira Sinan, asla
eskimeyen ve zaman ötesi prensiplerden ilham alıyordu. Gayet tabiidir ki, Kuran’ın
şu emrini tatbik edenler tarihin her döneminde mutlak başarıyı elde etmişlerdir: “Muhakkak Allah size emanetleri ehline vermenizi; ve
insanlar arasında hüküm verme konumunda bulunduğunuz vakit adaletle
hükmetmenizi emreder.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir