Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Suikast Kurbanı mı?

Prof. Dr. Esad Coşan`ın Avustralya`da geçirdiği bir trafik kazası sonucu vefat etmesi, Türk basınında 28 Şubat sürecinden çok farklı bir yayın politikasının izlenmesine yol açmıştı.Hocaefendinin Vefatı hala soru işaretleri ile dolu.

Türkiye`nin en önemli ve en köklü tarikatlarından biri olan Nakşibendi tarikatının lideri konumundaki Prof. Dr. M. Esad Coşan geçirdiği bir trafik kazası sonucu Avustralya`da yaşamını yitirmiş ve Coşan`la beraber aynı araçta olan damadı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel de vefat etmişti. Kazanın üstünden 4 yıl geçmesine karşın kazanın oluşu hala soru işretleri ile kaplı. Avustralya saati ile 19.30 sularında Sidney`in 500 km batısındaki Dubbo kentinin girişinde geçirdikleri trafik kazasında hayatlarını kaybetmiş olan Prof. Dr. Esad Coşan`ın boşluğu ile Türkiyede`ki dengeler alt üst oldu.Bulunduğu aracın kamyona çarpması sonucu kazada ağır yaralanan Esad Coşan Dubbo şehrinin hastahanesine kaldırıldı ancak tüm tıbbı müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Kazada, yanında bulunanlardan damadı Ali Yücel Uyarel de hayatını kaybederken 2 kişi de yaralandı. En son Meldon`da bulunan Esad Coşan`ın, Dubbo şehrindeki dergahlarını ziyaret için yola çıkmıştı.Bu konuyu netpano yazarımızı Zemci Zübeyir somuncu Sizin için yazdı.


İşte Yazı.


Prof. Dr. Mahmud ES’ad Coşan Bir Suikast Kurbanı mı?



Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan bir suikast planı neticesinde trafik kazası süsü verilerek öldürüldü.“Kimisi sesli, bazısı kalbinden,benim gibiler de kaleminin ucundan geçiriyor bu soruyu.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, Fener Rum Patriği, Rusya Devlet Başkanı, Vatikan’ın 1 numaralı ismi PAPA benzer bir trafik kazası ile aniden aramızdan ayrılsaydı?… Ya da Genel Kurmay Başkanımız, Başbakanımız bir dış gezide elim bir trafik kazası nedeni ile canlı ayrıldığı ülkemize tabut içerisinde dönseydi…?

Es’ad Coşan’ın vefatı ile alakalı herkes farklı yorumlar yapacaktır.

Lakin Sn. Coşan’ın vefat ettiği tarih ve dünya ile birlikte Türkiye’nin geçirdiği 11 Eylül ve 28 Şubat süreci çerçevesinde yeni dünya düzeninin “Yeni Düşman Konsepti” dikkatle tahlil edildiğinde, hedefteki tek isim olduğunu söylemek, iddialı bir söylem olmayacaktır.

Vefatı sonrasında Türkiye’nin ne tür bir “Derin” boşluğa düştüğünü anlamak; bu boşlukla birlikte meydana gelen olayların şifrelerini çözmek ve satranç tahtasındaki taşları yerli yerine oturtarak oyunun akışına hakim olmak açısından yardımcı olacaktır.

Türkiye’nin ve Dünyanın konjonktürünün “HER” dönem şifrelerini çözen ve tahlil eden, isabetli teşhis ve tesbitlerde bulunan kimi isimlere bu ilginç kazanın ölümle sonuçlandırılmasının karşı taraf açısından avantajlarının ayrıntılarını sormak isterdim.

“Her dönem” diyorum zira dönem dönem yapanlar minik kuşları onlara öttüğü sürece bu yeteneğe sahip oluyor. Ancak her dönem yapabilenler için bu tecrübenin yanı sıra “Feraset Sahibi Olmak” anlamına geliyor.

NETPANO’da ilk yazımın böylesine çetrefilli bir konu olmasını istemezdim. Ama artık aleni olarak tartışmanın zamanı geldi de geçiyor. Es’ad Coşan ölümünün “Şifresini” çok iyi okumuş. Herhalde şah beyti yazanın kendisi olduğunu bilenlerin şaşkınlığına gülüyordur Eyüp sırtlarında İstanbul’u temaşa ederken…. Zira Şah’ta Piyon’da Es’ad Coşan’ın oyun torbasına girdi… perde kapandıktan sonra….. Bunun şifresinin ayrıntılarını isteyene 20 sene sonra verebilirim…

Derin devlet ya da güç odakları olarak tabir edilen mihraklar da onu arıyor… Zira dünyanın tansiyonu giderek yükseliyor… Bu yükseliş öylesine tehlikeli ki… Şimdilik ticari rekabetler, politik üstünlük sağlamalar olarak kendini gösteriyor ama…. sıcak sürtüşmelerin yaşanmasına az kaldı…

Avustralya’da yaşanan kaza sonrasında olay mahallinin profesyoneller yerine orada hiç olmaması gerekenler tarafından temizlenmesi de şüpheleri daha da artırıyor. Hele Es’ad Coşan’ın vefatından sonra yaşanmakta olan burukluk ve “Abdülhalid Sendromu” içimde hiç kuşku bırakmıyor.

İki kamyon, iki cenaze ve BOP’un merkezindeki Türkiye…

Son olarak… Türkiye Cumhuriyeti’nin cenazelerin ülkeye gelmesinde gösterdiği hassasiyet bu ülkenin vakarının bir dışa yansıması…

Bu vakarın sahipleri misli ile mukabelede bulunmalı idi… Türkçe’ye aşina dilleri votka kokan insanlar neden hala salına salına dolaşabiliyor…? Kıpkırmızı burunları ile hop oturup hop kalkıyorlar….Toplumsal güç nükleer güçten çok daha önemlidir bazen…

Strateji’nin denklemlerini irab sanatı ve divan edebiyatı hassasiyeti ile okuyanların kaybı bazen devasa nükleer santrallerin kaybı gibi sizi güç zaafiyetine uğratır. Boşuna dememişler Alimin kaybı alemin kaybı diye…. Zaten çağdaşı yoktu… Hadi doldursanıza boşluğunu… Dolduramıyorsanız ….Kanıma dokunuyor kanıma….Kızıl burunlular lal lal gezerken…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir