REFERANDUM, YETER Mİ, YETMEZ Mİ?

TBMM’de olması gereken, ama bir türlü uzlaşma ortamı ve şartları yerine getirilmeyen, uzlaşma gerçekleşmeyince de doğrudan millete koşarak vatandaş oyuyla istenen değişiklikleri gerçekleştirme şeklinde gerçekleşen 2010 Anayasa değişiklikleri, tam da tarihî biçimde, 1982 Anayasası’nın kaynağı olan 12 Eylül 1980 darbesinin otuzuncu yıldönümünde gerçekleşiyor. Bu referandum için belirlenen ve tesadüfî olduğuna inanmanın hayli güç olduğu günün tarihi dahi anayasanın değiştirilmesi isteği için bol bol sömürüldü.

2010 Referandumu, bugüne kadar görülmemiş biçimde, bir çok farklı amaçlı maddenin, toplu bir paket halinde, halk oyuna sunulması ile gerçekleşiyor. Siyaset yasaklarının oylandığı 6 Eylül 1987 Referandumu, yerel seçimlerin düzenlenmeseine ilişkin 25 Eylül 1988 Referandumu ve cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin 5 Ekim 2007 Referandumu, hep bir veya iki maddenin değiştirilmesine yönelikti. İnsanın aklına ister istemez, niye anayasanın tümünün, değiştirilmesi için bu referanduma gidilmediği sorusu geliyor. Bu kadar seçim masrafı, milyarlarca yeni liralık harcamaya yazık değil mi yahu? Bırakın artık bu gereksiz seçim masraflarını! Ödediğimiz dolaylı ve dolaysız vergilerin gereksiz seçim harcamalarına aktarılmasını istemiyoruz! Bu paraları sanatın ve bilimsel çalışmaların geliştirilmesine harcayın. Yazıktır, günahtır!

Referandum ile hangi maddelerin nasıl değişririlmek istendiğini, nelerin çıkıp nelerin girdiğini http://www.bilgiagi.net/wp-content/uploads/2010/07/1982-Anayasasi-2010-Degisiklik-Paketi-karsilastirma.pdf adresindeki karşılaştırmalı tablodan izleyp kararınızı verebilirsiniz.

Bu tabloya ilişkin bir kaç yorum yapmak gerekiyor.

Değiştirilecek anayasa maddelerini gruplandırıp ne getirip ne götürdüğünü inceleyerek bazı çarpıcı yorumlar yapmak mümkün.

Değiştirilecek anayasa maddeleri, aşağıdaki başlıklar altında gruplanabilir (Bazı maddeler, birden çok başlığı ilgilendirmektedir):

İNSAN HAKLARI (KİŞİSEL ÖZGÜRLÜKLER)

Madde 10 (Kanun önünde eşitlik), Madde 20 (Özel hayatın gizliliği), Madde 23 (Yerleşme ve seyahat hürriyeti), Madde 41 (Ailenin korunmması ve çocuk hakları), Madde 74 (Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma), Madde 148 (Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı).

Kişisel özgürlükler ile ilgili değişiklikler, hiç kimsenin “Hayır” diyemeyeceği nitelikte… Tek itiraz edilecek nokta, Madde 74’deki “Kamu denetçisine başvurma” ile ilgili düzenleme… Bu şekilde “ombudsman”lık kurumu, eni, boyu, dibi, köşesi, aslı ve astarı tartışılmadan, anlaşılmadan, kişisel özgürlükler ve toplu iş sözleşmeleri ile ilgili konularda, hem de yasaların kalbi sayılan anayasaya, neden sokuluyor? Bugüne kadar Türkiye’de uygulanamamış, uygulaması doğru düzgün tartışılmamış bu ABD’den ithal arabuluculuk kurumu eliyle yapılmak istenen nedir? Ombudsmanlık, hiç tartışılmadan sessizce hukukumuza ve dolayısıyla toplumsal hayatımıza resmen “şırınga” ediliyor. Peki neden?

İkinci olarak, başörtüsü ile ilgili, 9 Şubat 2008’de AKP-MHP işbirliği ile gerçekleştirilen ve ardından Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen değişiklik, Madde 10’da öngörülen değişiklikle, kısmen de olsa yine gündeme geliyor.

2008’de onuncu ve kırkikinci maddeler, şu şekilde değiştirilmişti:

Madde 10 (ikinci fıkranın son cümlesi): “(…) Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır.”

Madde 42 (ek yedinci fıkra): “(…) Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.”

Şimdi ise sadece onuncu maddenin ikinci fıkrasına, (“Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” cümlesinden sonra) “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz” cümlesi ve “Çocuklar, yaslılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler esitlik ilkesine aykırı sayılamaz” üçüncü fıkrası ekleniyor. Böylece başörtüsü ile ilgili düzenleme, kısmen yenilenerek, Anayasa Mahkemesi kararı, bir şekilde delinmiş oluyor.

Şüphesiz, anayasa ve insan hakları açısından savunulması mümkün olmayan üniversiteler ve kamu kurumlarındaki başörtüsü yasağının sürmesinin, hiç bir anlamı yok. Bu, değiştirilmelidir. Fakat bunun yolu, Meclis’te gerçek bir uzlaşmadır. “Kapıdan olmazsa bacadan” yaklaşımı, özgürlüğe giden yol olamaz. Değişiklikler ve bunların sonuçları, halka dürüstçe anlatılmalıdır.

DARBECİLERE ANAYASAL KORUMANIN KALDIRILMASI

12 Eylül 1980 askerî darbesini gerçekleştiren faşistleri koruyan anayasanın geçici onbeşinci maddesi, tamamen ortadan kaldırılıyor. Bu, yine de tek başına 1982 Anayasası’nın “faşist” niteliğini ortadan kaldırmıyor ama özgürlükler açısından önemli bir kazanım elbette. Anayasada ne değişiklik yaparsanız yapın, kevgire dönmüş bu faşist anayasa, tamamen ortadan kalkıp yerine insan hakları ve özgürlük temelli mutabakat anayasası geçirilinceye kadar özgürlük ve adalet gerçek anlamda gerçekleşmeyecektir.

Geçici Madde 15’in tamamen kaldırılmasına (mülga edilmesine) “Hayır” demek mümkün değildir.

Bu maddenin kaldırılması ile darbecilerin yargılanamayacağı iddiası doğru değildir. İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmadığından va anayasa maddesinin kalktığı andaki ceza yasaları geçerli olacağından, darbeciler, gayet kolaylıkla yargılanabilir.

MEMURLARIN SENDİKAL HAKLARININ GENİŞLETİLMESİ VE TOPLU SÖZLEŞMEDE UZLAŞTIRMA KURUMU

Madde 53 (Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı), Madde 128 (Memurların istihdam ve çalışma esasları ile ilgili yasal düzenlemelerde toplu sözleşme hükümlerinin saklanması), Madde 129 (Memurların uyarma ve kınama cezalarının da yargı denetimine alınması).

Bu değişikliklerle, sendikal hakların tamamı, hele iddia edildiği gibi “birden fazla sendikaya üye olma hakkı” getirilmemektedir. En azından, içeriği muğlak, kanunla düzenlemelerde yapılacak işlemlerin sanki bu anayasa değişikliği ile yapılıyormuş gibi gösterilmesi, hem doğru değildir, hem de ahlâk dışıdır.
Memurların sendikal haklarının genişletilmesine “Hayır” demek mümkün olmamakla birlikte, sendikal haklarla ilgili çok daha fazla değişiklik yapılmaması önemli bir eksiklik olduğundan, konunun bütünlüğü bakımaından bir “Hayır”ı hak ediyor.

Hele lokavtın bir başka şekli olarak getirilmek istenen Uzlaştırma Kurulu’nun kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Bu kurul, sendikal haklarda önemli gerilemelere sebep olacaktır.

MECLİS, SİYASAL PARTİLER VE MİLLETVEKİLLERİ İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER, PARTİ KAPATMA

Madde 69 (Siyasî Partilerin Uyacakları Esaslar), Madde 74 (TBMM Kamu Denetçiliği Kurumu), Madde 84 (Milletvekilliğinin düşmesi), Madde 94 (TBMM Başkanlık Divanı).

Anayasadan “temelli siyasal parti kapatma” terimi, tamamen çıkarılıyor.

Siyasal partilerin faşist anayasanın tartışmalı maddeleri veya anti-demokratik yollarla kapatılmasının önüne geçmeye, daha demokratik çözümler getirmeye “Hayır” demek mümkün değildir.

Yalnız, siyasal partilerin kapatılması ile ilgili kurulacak Meclis Komisyonu’nun, sadece Meclis’te grubu bulunan partilerle sınırlandırılması, Meclis’e girememiş partilerin kapatılma davaları açısından adaletsiz bir çözümdür. İkincisi, bu kurumun, Nazi partisi gibi, faşist parti gibi aşırı oluşumların yasaklanmasını yavaşlatma ihtimali bulunmaktadır.

Ayrıca, başkanlık divanının oluşumu gibi “teknik” bir konuyu. Meclis’te çözmeyip halk oyuna sunmanın mantığını anlamak da zordur.

ASKERÎ YARGI

Madde 125 (Yüksek Askerî Şura kararlarına karşı yargı yolu), Madde 145 (Askerî mahkemelerin savaş hali haricinde sivilleri yargılayamaması), Madde 156 (Askerî Yargıtay).

Askerî yargının sivillerden uzaklaştırılması ve yargı denetimi getirilmesine, önemli bir demokratik hak olarak “Hayır” demek mümkün değildir.

ADALET HİZMETLERİ VE YÜKSEK YARGI

Madde 144 (Adalet hizmetlerinin denetimi), Madde 146 (Anayasa Mahkemesi’nin yapısı ve yeni üye eklenmesi), Madde 147 (Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi), Madde 148 (Anayasa Mahkemesi görev ve yetkileri, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı), Madde 149 (Anayasa Mahkemesi çalışma ve yargılama usulü), Madde 159 (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu).

2010 Referandumu’nun bu en tartışmalı maddelerinin aslında halka sorulmasının hiç bir anlamı yoktur. Çünkü bu değişiklikler yapılsa da yapılmasa da, siyasal güç değişikliklerine bağlı olarak, bu çekişme (veya fillerin tepişmesi) sona ermeyecektir. O yüzden, ne yaparsanız yapın, yeter ki halka dokunmayın. Bu kısımdaki değişikliklerle ilgilenmek istemiyoruz.

Fakat bu kısımdaki tek itiraz noktası, Anayasa Mahkemesi’ne getirilen sözümona bireysel başvuru hakkı. Bu değişiklik, vatandaşlara, Meclis’in yasal çalışmalarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı getirmediği gibi (yani vatandaşın Meclis’i anında denetlemesi yine mümkün değil) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkını da tamamen yok ediyor. Bu yüzden, özellikle bu kısma, “Hayır” demek, gayet mümkündür.

Son olarak, bu referandum tahmini olarak, 1987 Referandumu sonuçlarının esas alınmasını daha doğru buluyorum. Yarı yarıya bir sonuç çıkması ihtimali büyüktür. 1987’de, siyasal yasakların kalkması gibi önemli bir özgürlük oylamasında, sadece yüzde 50,2 Evet çıkmıştı.

10 Eylül 2010

iks Yayınları

(iks Yayınları sitesi, yayında ve iks-yayin.com, yeniden evinde: [email protected])

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir