Rikkatli Saatler…

İnsan; üns/hatırlama; nisyan/ unutma kelimelerinden meydana gelen varlık…
“Elest’ü bi Rabbüküm” emrine MUHATAP olarak; “Kalu” cevabını vererek yaratılanların en şereflisi olduğunu teyid etti…
“Ezelden ebede kadar, SEN BİZİM RABBİMİZSİN ALLAHIM!” Diyerek daha ruhlar alemindeyken bir sözleşme imzaladı.
Ve….
Gün saat, saniye, salise ayarı yapıldı…

“O gün- o saat- o saniye ve o salise” gelince sözleşmeli bu RUHLAR, dünya hayatında kullanacakları bedenlere teveccüh ederek imtihan sahasına çıktılar…
İmtihan sahası Dünya denen mekandı elbet…
Ya Dünya; “Alçak” kelimesinin karşılığı EDNA’dan mı geliyor?..
Hakikatinde feleklerin yani göklerin, Arş’ın altında olmasıyla maddi bir alçaklık içinde mi?..
Ya da bir imtihan yeri olması ya da “Dünya kafirlerin cenneti müminlerin cehennemidir” denilerek aynı zamanda manevi bir zillet yeri mi olduğu bizlere hatırlatılıyor?..
“İNSAN-DÜNYA” ilişkisi acaba “ÜNS-HATIRLAMA”makamında olan için ne ifade eder ki?..
Ya da İNSAN-DÜNYA ilişkisi “NİSYAN-UNUTMA” çapsızlığında olan için ise neyi?!
Sözler sözler kifayet etmiyor dertli insanların yarasına…
Ben onların ruh halini göstermekten acizim; sadece kırık dökük şu mısralarıyla derdlerinden biraz dert dilendiğimi belirtmek istiyorum…

Yıllar evvel çalıştığım ZAMAN GAZETESİNDE lütfedilip yine bugünkü gibi bir Ramazan gününde neşredilen “RİKKATLİ SAATLER” şiirimi bu “derd” insanlarını derdini “azıcık” olsun anlatabilmek için sizlerle paylaşmak istedim.
Ramazan’ın ulvi havasından olsa gerek izninizle biraz da onların “HAYY” damlacıkları yüklü nefeslerini sahaya davet edip ukba’ya yelken açmayı diledik…

Rikkatli Saatler

Gönüllerin açıldığı o rikkatli saatlerde
Mevlanâ’yı gördüm semâzenleriyle bir yerde

İçli bir musiki yürütüyordu gözyaşlarını
Tek başına çeker gibiydi Ney’in sancılarını

Etrafında bir yıldız boyu uçan güvercinler
Halka halka dönen, döndükçe insanlaşan cinler…

Susamışım yıllardır âşkın çağladığı iklime
Dol Mevlâna dol! doymak bilmez aç kadehime

Şöhret bir mezarmış toprağına “izzeti” gömdüler
Onlar şimdi öldü; ama Mevlânalar ölmediler…

Atılsın başlardan fötr, şapkasız görünsün keller
Dursun artık insanı şeytana satan bahisler.

Bu gece ben Şems’im, gönlüm Alâaddin Tepesi
Aşkımı tartabilir mi şu dünyanın terazisi ?..

Ey Sevgili gel… gel ki âsırlardır yastayım
Şu gelen gençlik âşkına kıtmîrin ben olayım.

Bir dalda kanatsızken, melekler gibi uçuyoruz
Güneş’i doğmadan evvel ışıklarla örüyoruz!

Nûrlu şafaklarda gözlerimiz kör olsun baykuşlar
Kervanlar “MESNEVİ’den” geliyor şenlensin HANLAR…

Not: Sevgili okurlarım bu defa Allah kısmet ederse Pazar akşamı iftardan sonra saat 20-22:00 arası ALEM FM’de Haluk Bey’in konuğu olacağız. Ancak konu memleketin ateşten geçtiği bu günlerde yine açlığımız olmasına rağmen edebiyat değil; “DEVLET İÇİN DEVLETE RAĞMEN” denen odak olacak….

Selam ve sevgiyle….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir