Rum Başpiskopos Bizans Kralı Kıyafeti Giydi

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde gerçekleştirilen dini törende yeni Rum Başpiskoposu Hrisostomos’a, Bizans imparatoru giysisi giydirildi ve imparatorluk asası verildi.

Törene, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Başkanı Tasos Papadapulos, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum siyasiler de katıldı. Öte yandan Soros Vakfı da, Bizans kültürünü Gürcü, Ermeni ve bölgedeki diğer Hıristiyan Ortodoks unsurlar arasında bağlayıcı ve yakınlaştırıcı bir unsur olarak ele alarak, Gürcü-Ermeni ve Abhaz yakınlaşmasını sağlayabilecek bir ortak zemin üzerinde çalışıyor.


Yeni Rum Başpiskoposu Hrisostomos’a düzenlenen bir törenle Bizans imparatoru giysisi giydirildi. KKTC 23. kuruluş yıldönümünü kutlamaya hazırlanırken, 13 Kasım günü Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde gerçekleştirilen dini törende yeni Başpiskoposa, Bizans imparator giysisi giydirildi ve imparatorluk asası verildi. Törene, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Başkanı Tasos Papadapulos, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum siyasiler de katıldı. Yeni Başpiskopos Hrisostomos törende yaptığı konuşmada, Rum halkına, “Kuzeye gitmeyin, sahte devleti yasallaştırmayın” çağrısında bulundu. Ayrıca Annan Planı’nı “devleti ortadan kaldırdığı için” reddettiklerini belirten Hrisostomos, “Türk işgal askerleri ve sömürgeciler adadan ayrılana, vatanımız özgürlüğüne kavuşturuluncaya kadar ulusal mücadele burçlarında kalmaya devam edeceğiz” diye konuştu.


Başpiskoposluğa seçilen Baf Metropoliti Hrisostomos, 13 Kasım günü Başpiskoposlukta düzenlenen törenle tahtına oturdu. Yeni Başpiskopos Hrisostomos törende yaptığı konuşmada, kilisenin rolünü 7 noktada toplarken kendi vizyonunu da ortaya koymuş oldu. Başpiskopos Hrisostomos vizyonunu; “Tek başına değil Sen Sinod Meclisi’nin diğer üyeleriyle işbirliği içinde hareket etme, Dini eğitim yönteminde reorganizasyon ve iyileştirme, Kilise mallarının korunması için güvenlik supaplarının takviye edilmesi, Tam ve bağımsız olması için Sen Sinod Meclisi’nin genişletilmesi, Eğitim konularıyla ilgili kararlar alınan komitelerde kilisenin de temsil edilmesi, Kilisenin AB konuları bürosunun geliştirilmesi ve İşgal yönetiminin (KKTC’nin) statüsüne doğrudan veya dolaylı olarak yasallık kazandırmamak için işgal altındaki topraklara ziyaretler yapılmaması” şeklinde sıralandı.


Yeni Başpiskopos’un tahta oturma töreni “Bizans ihtişamı” içerisinde gerçekleştirildi. Sabah saat 11.00’den önce Sen Sinod Meclisi üyeleri ve diğer dini liderler, Başpiskoposlukta toplandı ve hep birlikte bir düzen içerisinde birkaç yüz metre uzaklıktaki Ay Yoanni Katedrali’ne yürüdüler. Burada gerçekleştirilen ayinden sonra kilise talimatnamesine imzalar atıldı. Sen Sinod Meclisi’nin diğer üyeleri talimatnameyi mavi renkte mürekkebe batırılmış kalemlerle imzalarken Başpiskopos Hrisostomos kalemini kırmızı renkte mürekkebe batırarak imzaladı. Ardından dini liderler Başpiskoposa Bizans İmparator giysisini giydirdiler. En kıdemli metropolit olan Kitium Metropoliti törene katılan Papadopulos, Hristofyas, Anastasiades ve diğer Rum siyasilerin alkışları arasında Başpiskopos’a Bizans İmparatorluğu asasını teslim etti. Başpiskopos Hrisostomos tahta oturma töreninde yaptığı konuşmada Kıbrıs konusunda şunları söyledi:


“Kıbrıs kilisesi, halkın haklarını ve vatanı satmayan seçilmiş herhangi bir hükümetin, Kıbrıs sorununun adil çözümünü öngören çabalarını desteklemeye devam edecektir. Denetlemeyi de sürdürecek ve bu gidişattan sapma olduğu zaman da tavsiyelerde bulunacaktır. Kıbrıs Türkleriyle bizi ayıran hiçbir şey yoktur. Asırlarca birlikte barış içerisinde yaşadık. Kıbrıs halkı her türlü övgüye layıktır. Çünkü 2.5 yıl önce içinde bulunduğu tehlikeyi fark etti ve devletin lağvolmasını ve şartsız işgalciye teslim olmamızı öngören Annan Planı’nı reddetti.


Kilise şovenizmden, ayrıca haksız yılgınlık ve moral bozukluğundan da uzak durmakla birlikte, Türk işgal askerleri ve sömürgeciler adadan ayrılana, vatanımız özgürlüğüne kavuşturuluncaya ve tüm yerli halkımız, tüm insan haklarına kavuşuncaya kadar ulusal mücadele burçlarında kalmaya devam edecektir.”


Yeni Başpiskopos Hrisostomos bundan sonraki görevinin yabancı diplomatları, dış ülkelerdeki dostlarını ve örgütlü kuruluşları “aydınlatmak, ulusal konuda onları duyarlı kılmak ve bu şekilde hükümete de yardımcı olmak” olduğunu da söyledi. Yunan Başpiskoposu Hristodulos ise konuşmasında Kıbrıs sorununa değinirken gözyaşlarını tutamadı, yeni Başpiskopos’un “Kıbrıs’ı Türk işgal askerlerinden kurtarılmış, özgür şekilde görmesi ve St. Barnabas kilisesi ve talan edilmiş diğer kiliselerin ayinlere açılmış olmasını” temenni etti.


Törenden sonra Başpiskopos Hrisostomos dış ülkelerden gelen dini liderlere ve diğer davetlilere Lefkoşa’da lüks bir otelde yemek verdi. Törene çok sayıda yabancı ülke din adamları da katıldı. Törende İstanbul Fener Patriği’ni İngiltere Başpiskoposu Grigorios temsil ederken, törene katılanlar arasında Antakya Patrikliği’nden Piskopos Duraya Moisis ve Eng. Somer Lahams, Kudüs Patrikliği’nden Metropolit Timoteos, Rus Patrikliği’nden Başpiskopos Riazan, Sırp Patrikliği’nden Piskopos Vasilios, Romanya Patrikliği’nden Başpiskopos Theofanis, Bulgaristan Patrikliği’nden Metropolit Natonois, Gürcistan Patrikliği’nde Arhimandrit David, Yunan kilisesinden Atina Başpiskoposu Hristodulos ve bazı bölgelerin metropolitleri, Polonya Kilisesi’nden Piskopos Bielsk Grigorios, Arnavutluk Kilisesi’nden Arhimandrit İustinos, Estonya Kilisesi’nden Arhimandrit Grigorios, Vatikan’dan Kardinal Fransesco Marsisva, Ermeni Kilisesi’nden Başpiskopos Varuyan Herhelian ve Ortadoğu Kiliseler Konseyi’ni temsilen Dr. İbrahim Saleh katıldı.Törende tatsız bir olaya ramak kalındı. 50 yaşlarında bir Rum kadının şüpheli tavırları dikkat çekti ve yapılan aramada üzerinden büyük bir mutfak bıçağı çıktı. Polis karakoluna götürülürken kadın ifadesinde “bir rüya gördüğünü ve Başpiskopos’un bu mevkiye layık olmadığını, layık olanın Cikko Piskoposu Nikiforos’un olduğunu haykırmak için Tanrının kendisini oraya gönderdiğini” söyledi. Psikolojik sorunları olduğu iddia edilen kadın daha sonra serbest bırakıldı. (Dünya Gündemi İstihbarat Servisi – 13 Kasım 2006)


Soros Vakfı’nın Bizans’ı Canlandırma Projesi


Gürcistan, Kafkasların açık denizlere çıkışı olan tek devletidir. Ancak Gürcistan’ın karmaşık etnik yapısından kaynaklanan sorunlar, onun bu potansiyeli harekete geçirmesi önündeki en önemli engeldir. Tiflis’le Rusya’yı birleştiren ulaşım yolları, Abhazlar ve Osetlerin denetimi altındadır. Bu iki grupla Gürcistan arasında var olan sorunlar biliniyor. Diğer taraftan ABD açısından bölgenin güvenliği ve istikrarı son derece önemlidir. Çünkü Washington; Gürcistan üzerinden geçerek Azerbaycan’dan Türkiye’ye petrol taşıyacak Bakü -Tiflis-Ceyhan Boru Hattı’na yüklü yatırımlar yaptı. Gürcü silahlı kuvvetleri de son dönemde ABD’den askeri eğitim ve destek alıyor. Gürcistan daki Gül Devrimi olarak adlandırılan ayaklanmada büyük rol oynadığı bilinen özel Rustavi-2 televizyonu ve gençlik örgütlenmesi Kmara da, bu açıdan bakıldığında, ABD destekli Soros’un yönlendirdiği birçok oluşumdan sadece birkaçını ve en bariz örneğini teşkil ediyor. Soros Vakfı, bir Kafkas ülkesi olan Gürcistan’ın, Azerbaycan ve diğer Kafkas halkları ile olan kültürel bağlarını koparmak ve ülkede daha rahat hakimiyet kurmak amacıyla gerçeklerin tamamen çarpıtıldığı bir proje geliştirdi. Soros Vakfı tarafından Nisan 2006 tarihi itibariyle hazırlanan ve halen gerekli partner ve akademisyen kadrosunun oluşturulmaya çalışıldığı projede; Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler için kültürel ve tarihsel anlamda en temel kültürün Bizans kültürü olduğu, Bizans kültürünün Balkanlar, Anadolu, Kafkasya, Kuzey Karadeniz ülkeleri için temel birleştirici bir payda olabileceği, bölgede yaşayan Müslüman ve Hıristiyanların bu kültür altında toplanabileceği, Osmanlı kültürünün de birleştirici bir yapı olarak değerlendirilebileceği ancak, Osmanlı kültürünün Bizans kültürünün bir devamı niteliğinde olduğu, bölgede Bizans kültürü ve devamında süregelen Osmanlı tarihsel mirasının değerlendirilerek, ortak kültürel değerlerin ortaya çıkarılması için önümüzdeki donemde Balkanlar, Anadolu, Kafkasya ve Kuzey Karadeniz ülkelerinde kapsamlı çalışmalara başlanacağı hususları yer alıyor. Ayrıca, bu amaçla çalışmanın bu ayağında bir üniversite kurulduğu ve halen akademik yapılanmasının sürdüğü, proje ile ilgili olarak Balkanlar ve Kafkasya’da çeşitli akademisyenlerle değerlendirmelerin sürdüğü, akademisyenlerle gerçekleştirilecek değerlendirmeler sonrası Bizans araştırmalarına başlanacağı, gerek Osmanlı arşivlerinde, gerekse dünyadaki diğer arşivlerde konuya yönelik çalışmalara başlanacağı hususları yer alıyor. Soros Vakfı Gürcistan Temsilciliği Yöneticisi ve Güvenlik Uzmanı Davit Darchiashvili, Ağustos 2006 tarihi itibariyle, Abhaz, Gürcü ve Ermeni halklarının ortak değerlerinin Bizans kültürü olduğunu, bu anlamda Abhaz, Gürcü ve Ermeni anlaşmazlıkların ve Güney Kafkasya’daki sorunların bu ortak kültür mirası ile çözülebileceğini iddia ediyor. İddiayı kanıtlamaya yönelik olarak Soros Vakfı Gürcistan temsilciliği tarafından Ermeni, Abhaz ve Gürcü halklarının Bizans kültürüne ait olduklarını vurgulayan bir takım etkinlikler başlatılacak. Vakıf, Bizans kültürünü Gürcü, Ermeni ve bölgedeki diğer Hıristiyan Ortodoks unsurlar arasında bağlayıcı ve yakınlaştırıcı bir unsur olarak ele alarak, Gürcü-Ermeni ve Abhaz yakınlaşmasını sağlayabilecek bir ortak zemin olarak projeler geliştiriyor.


Soros Vakfı kontrolündeki devlet televizyon kanalında, yapımcılığını ve sunuculuğunu Açık Toplum Gürcistan Vakfı Program Koordinatörü Giga Zedania’nın yaptığı, Vakıf Başkanı David Darchiashvili ve İlia Cavcavadze Üniversitesi Rektörü Prof. Gigi Tevzadze’nin ise uzman olarak iştirak ettiği bir program düzenlenerek, iddia tüm yönleri ile kamuoyuna aktarıldı. Proje kapsamındaki görüşlerin akademik-bilimsel altyapısını oluşturmayı sağlamak amacıyla Gürcistan Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2006 güz döneminde aldığı karar çerçevesinde Tiflis’te kurulan ve Rektörlüğünü Prof. Dr. Gigi Tevzadze’nin yaptığı İlia Cavcavadze Üniversitesi, Soros Vakfı’ndan büyük oranda maddi destek sağlıyor. Vakıf ve Özgürlük Enstitüsü’ne bağlı kadrolar üniversitede toplanıyor, Üniversite ile Avrupa ve ABD üniversiteleri arasında eğitim anlaşmaları imzalanıyor.


Görüldüğü gibi, Soros Vakfı, proje kapsamında Türk kültürü ibaresinden ve tanımlamasından ısrarla kaçınıyor, Orta Asya Türk devletlerini ise Türk tanımlaması altında ele almayarak çok ırklı bir bölge olarak değerlendiriyor ve proje kapsamı dışında nitelendiriyor. Proje ile Anadolu, Balkanlar ve Kafkasya; Bizans temelli bir kültürel yapı olarak ele alınıyor, bölgedeki Osmanlı Türk hakimiyeti ise Bizans İmparatorluğu’nun devamı olarak tanımlanıyor.


Kafkasya’nın coğrafî konumu etnolojik oluşumlara ve gelişmelere, tarihin akışına çok etkili oldu. Soros’un asılsız dayatmasına karşın, Kafkas halkları yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada benzer tarihî, etnik ve sosyo-kültürel şartlar altında birbirlerinden etkilendiler ve birbirleriyle karışarak akraba topluluklar haline gelirken ortak bir Kafkas kültürü etrafında birleştiler.Ana gruplar, Kafkas halkları (Gürcüler, Çeçenler, Avarlar, Lezgiler, Kabardinler, Darginler, İnguşlar, Çerkezler, Laklar, Abhazlar, Tabasaranlar, Abazinler ve Talışlar), Türk Halkları (Azeriler, Türkler, Tatarlar, Karaçaylar, Kumuklar, Balkarlar, Nogaylar), Samiler (Asuriler, Yahudiler), Moğol asıllı Kalmıklar, Ruslar ve Kazaklardır. Bunların dışında pek çok küçük grup da bulunuyor. Kafkasya halkları yüzyıllardan beri aynı tarihi, kültürü ve coğrafyayı paylaştılar, toplumsal yapılarında da aile-soy bağlılığı, kabilecilik gibi tutum ve davranışları son derece güçlü bir yere sahip oldu. XX. y.y. başlarına kadar Kafkasya halkları arasındaki ortak konuşma dilinin Kıpçak Türkçesi olduğu biliniyor. 1404 yılında Kafkasya da bulunan Avrupalı misyoner Johannes de Galonifontibus Kafkasya da ve Karadeniz’in doğu kıyılarında yaşayan Ermeni, Çerkes, Got, Rus, Lezgi, Avar, Gazikumuk, Alan kabilelerinin hepsinin Türk-Tatar dilinde konuştuklarını yazıyor.


XVII. y.y. da Kafkasya da bulunan Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinin “Çerkes Vilayetleri” bölümünde, Çerkeslerin Türk-Tatar dilinde konuştukları belirtiliyor. Konuşmalara verilen örneklerde Çerkeslerin Kıpçak Türkçesini bildikleri anlaşılıyor. Değişik dillerde konuşan Kafkasya halkları arasında Kıpçak Türkçesinin ortak anlaşma dili olarak yaygın biçimde konuşulduğunun en somut kanıtı ise, 11 Mayıs 1918’de kurulan “Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Kumuk Türkçesi olarak kabul edilmesidir. Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapıları da Kafkasya’yı tarih boyunca dışardan etkileyen çeşitli kavim ve medeniyetlerle yakından ilişkilidir. Kafkasya’ya kuzeyden gelen Kimmer ve İskit gibi proto-Türk kavimleri ile Hun, Bulgar, Alan, Hazar, Kıpçak gibi Türk kavimleri, Karadeniz yoluyla batıdan gelen eski Roma ve Ceneviz ticaret kolonileri, Anadolu ve Ön Asya’dan gelen çeşitli medeniyetler Kafkas halklarının kültürleri ile birleşerek günümüzdeki Kafkas etnik ve toplumsal yapısını şekillendirdiler, Kafkas kültürünün meydana gelmesinde önemli rol oynadılar. Gürcistan tarihi ise, 2500 yıl öncesine kadar uzanıyor. Gürcistan topraklarının büyük çoğunluğu VII. yy’dan XVIII. yy’a kadar Türk, İran, Arap ve Moğol hakimiyeti altında kaldı. Gürcistan’a, bugünkü halkın ataları olan toplulukların MÖ VII. yy’da Mezopotamya’dan geldiği tahmin ediliyor. MS IV. yy başlarında Gürcüler Hıristiyanlık dinini kabul etti. V. yy’da Gürcü alfabesi ilk kez kullanılmaya başlandı. VI. yy’da Gürcistan’da feodal bir yapı oluştu, ardından ülke, IX. yüzyıla kadar Arap hakimiyeti altında kaldı. İki yüzyıl süren Müslüman hakimiyetinden sonra IX. yy’da başlayan özgürlük hareketi sonunda II. David ve Kraliçe Tamara döneminde Gürcistan en görkemli dönemini yaşadı. Ancak, 1220’den itibaren başlayan Moğol dönemi, bunu izleyen Timur dönemi (1384-1403) Gürcistan tarihinin sürekliliğini bozdu. 1510 yılında Osmanlı orduları Gürcistan’ın büyük bölümünü ele geçirdi, daha sonra bu yüzyılın sonunda İranlı’lar ülkenin doğusuna hakim oldu. Sonraki yıllarda Osmanlı ve İran egemenliği altında kalan Gürcistan, Kral II. Irakli döneminde 1783 yılında yapılan Georgiyavsk Dostluk Anlaşması ile Rusya’nın himayesi altına girdi. 1801 yılında anlaşmayı tek taraflı olarak fesheden Rusya, Gürcistan’ı ilhak etti, hanedanı da sürgüne yolladı. Bolşevik ihtilalinden sonra 26 Mayıs 1918 tarihinde Gürcistan bağımsızlık ilan etti ancak, Kızılordu’nun 1921 yılındaki müdahalesi sonucunda, 1922`de Transkafkasya Sovyet Federe Sosyalist Cumhuriyeti’ne (TSFSR) bağlandı. 1936 yılında TSFSR’nin dağılmasıyla SSCB’nin bir üyesi oldu. Mart 1921’de Kızıl Ordu, ülkeyi ele geçirdi ve Gürcistan, Sovyetler Birliği’ne dahil edildi. SSCB’nin dağılma sürecine girmesinin ardından, 9 Nisan 1991’de Gürcistan Ulusal Konseyi, Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan etti.


Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili de “Gürcistan Türk lokomotifinin vagonlarından biridir” diyor. Görüldüğü gibi, bölgede hiçbir zaman Yunan adı geçmiyor. Zaten Bizans Devleti’ni yenen Osmanlı İmparatorluğu da, Bizans toprakları da dahil olmak üzere Türk kültürünü hakim olduğu topraklarda yaydı. Ancak, hiçbir zaman zorlama yapılmadı.


Soros’un yürüttüğü bu asılsız propagandalarla ulusal tarihi unutturulmaya çalışılan Gürcü halkının, kendi kültürünü bırakıp, Bizans kültürünü benimseyebileceğine ihtimal verilmiyor. (Naciye Saraç, Global Yorum, Ankara-13 Kasım 2006)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir